<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993</id><updated>2012-01-04T17:38:10.824+02:00</updated><category term='E. F. Schumacher'/><category term='bulanık mantık'/><category term='aşk'/><category term='Isaac Asimov'/><category term='kitapyerli'/><category term='Kemal Tahir'/><category term='istanbul'/><category term='kitapyabanci'/><category term='Erich Fromm'/><category term='Deneme'/><category term='Cemil Meriç'/><category term='kaos'/><category term='Alev Alatlı'/><category term='ABD'/><category term='Oğuz Atay'/><category term='zihin'/><category term='Amin Maalouf'/><category term='belirsizlik ilkesi'/><category term='Gogol'/><category term='makale'/><category term='hikaye'/><category term='psikotronik'/><category term='kuantum'/><category term='fragman'/><category term='schrödinger&apos;in kedisi'/><category term='Eric Hoffer'/><category term='Peyami Safa'/><category term='fotoğraflar'/><category term='Dinkurgu'/><category term='şiir'/><category term='Bart Kosko'/><category term='ekonomi'/><category term='boyutlar'/><category term='Bilimkurgu'/><category term='yenifizik'/><category term='kelebek etkisi'/><title type='text'>İsmail Yiğit</title><subtitle type='html'>Organik beynimin elektronik izdüşümü...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>58</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-939987027102830461</id><published>2009-10-12T09:23:00.001+03:00</published><updated>2009-10-12T11:56:11.640+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dinkurgu'/><title type='text'>İlâhi Gözyaşları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr_lsr-ljnI/AAAAAAAAADI/Zpvj1xJvb0Q/s1600-h/AngelGabriel.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr_lsr-ljnI/AAAAAAAAADI/Zpvj1xJvb0Q/s320/AngelGabriel.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cebrail, “Büyük Kapı”nın ardından gelen ağlayış seslerini işittiğinde örgüsünü kucağına bıraktı. Eskiden olsa, böyle şiddetli ağlamaların sonrasında Kapı huzur veren bir müzikle açılır ve (O) bazen birkaç sayfa, bazense bir kitap uzatırdı Cebrail’e. Elbette kime ileteceği bilgisiyle beraber. Fakat (O) Cebrail’i emekliye ayırdığından beri, böyle bir şeyin artık olmayacağını biliyordu. Gene de bir umutla sandalyesinden ayağa kalktı, belki de (O) fikrini değiştirmiştir diye düşündü. Öyle ya, her gün aşağıdakiler “Büyük Kapı”nın solunda duran posta kutusuna milyonlarca şikâyet ve beddua göndermiyor muydu? Nereye kadar gidecekti bu iş? Sonu nereye varacaktı? Aslında biliyordu cevabı - yan sandalyede, elinde neredeyse pas tutmuş sûruyla uyuklayan İsrafil’e ürpertiyle baktı - ama gene de içinde karşı koyamadığı bir dürtü, “Bir kez daha…” diyordu. (O) bir şans daha verse aşağıdakilere… Kapı açılsa… Sözler’inin son baskısını tutuştursa eline… Sonra da, “Git!” deseydi, “…falanca yerdeki falanca temiz insancığıma oku bunları. O da diğer insancıklarıma okusun.” &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;— Bakıyorum, hâlen emekliliğe alışamamışsın kardeşim. Kapı’nın önünde nöbettesin. Neden gidip eski öğrencilerine katılmıyorsun? Dışarıda Adn Bahçesi’nde maç yapıyorlar. En son İsa’ların takımı 3–1 öndeydi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cebrail, odaya sessizce girmiş olan Azrail’in soğuk sesiyle irkildi. Sırtında taşıdığı, neredeyse Ay büyüklüğündeki cam kürenin içinde o gün aşağıdan topladığı ruhlar yüzüyordu. Yüzlerindeki acı ve endişe dolu ifadeleri görünce Cebrail’in kanatları diken diken oldu. Oysa binlerce sayfa Söz’ü - binlerce yıldır diye geçirdi içinden - aşağıdakiler son nefeslerini güvenle ve tebessüm ederek versinler diye taşımamış mıydı? Son zamanlarda ise Azrail’in cam küresinde böyle bir mutlu ruha hiç rastlayamıyordu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;— (O) ağlıyor… (Bunu sadece Cebrail duyabilirdi)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cebrail’in bunu demesiyle Azrail’in yüzü asıldı. Sırtındaki cam küreyi yere bıraktı. Kopan gürültü, İsrafil’i uyandırmıştı. Sûrunu kavrayarak: “Ne oluyor, vakit geldi mi?” (Büyük Kapı’nın kapalı olduğunu görünce uyumaya devam etti) &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Azrail, kanatlarının arasından bir dal sigara çıkardı, pencereden dışarı uzatıp boşlukta asılı duran yıldızlardan birine bastırarak yaktı - Sirius’a denk gelmişti - , derin bir nefes çekti:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;— Ah, nerede o günler! - Cebrail’i işaret ederek - Onun gibi emekli olurdum, ne güzel. Şeytan diyor ki – Tiz bir çınlama sesi eşliğinde esen serin rüzgârla titredi hepsi, Azâzîl’in adlarından biri o odada anıldığında hep böyle olurdu - hasadın hepsini topla, aşağısı Âdem’den öncesi gibi sessiz, sakin olsun. Her gün attıkları bombalar yüzünden topladığım ruhlar yakında şu küreye de sığmayacak. (Bir tekme savurdu cam küreye)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cebrail, bir kanadını Azrail’in sinirlendiği zamanlarda dev bir kara deliğe dönüşen ağzına götürdü: “Sus!” – Büyük Kapı’yı gözleriyle gösterdi - “Bari bizden böyle şeyler duymasın.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O anda içeriye sırılsıklam vaziyette ve çamurlu ayaklarıyla, söylene söylene girmişti Mikail. Kanatlarından da buzlar sarkıyordu. Haviye dairesini ısıtan kalorifer kazanına yanaşarak:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;— Bıktım artık! Aşağıda her gün yeni bir sürprizle karşılaşıyorum! Bin bir emekle döşediğim buzulların içine etmişler! Ozonu daha geçen yıl yamamıştım, gene delmişler! (Cebrail’e dönerek) Kardeşim, sen bunlara doğru Sözler’i götürdüğünden emin misin? &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cebrail, derin bir iç geçirdi. - Muhammed’le beraber her Ramazan Sözler’in üzerinden geçtikleri dersleri hatırlamıştı - Belki de Mikail ve Azrail haklıydı. Aşağıda temiz bir insancık kalmadığından Kapı açılsa da yeni Sözler’i götürebileceği hiç kimse yoktu. Artık “Büyük Kapı”yı dinlemekten vazgeçip emeklilik günlerini yaşamalıydı. (Bunları düşünürken yerde duran cam küreyi kanatlarıyla okşuyordu) &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Minik ellerini kürenin camına yaslamış kendisine doğru bakan bir bebek ruhunu fark etti. Çıkarıp kucağına aldı, boynundan kokladı. Gözlerinin içine bakarak: “Sence beklemekten vazgeçmeli miyim?” İzin alır gibiydi. Bebek, Cebrail’in dediğini sanki anlamış gibi ağlamaya başladı, sesi neredeyse “Büyük Kapı”nın ardından gelen ağlayışları bastıracaktı. “Tamam” dedi Cebrail, “Ağlama”. Kanadından bir tüy koparıp onunla bebeğin ayaklarını gıdıkladı. Gözlerini kısarak kıkırdadı bebek. Cebrail, öptükten sonra onu kürenin içine geri koydu. Sandalyesine doğru uçtu, oturdu. Örgüsünü örmeye devam etti…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-939987027102830461?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/939987027102830461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/09/ilahi-gozyaslar.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/939987027102830461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/939987027102830461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/09/ilahi-gozyaslar.html' title='İlâhi Gözyaşları'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr_lsr-ljnI/AAAAAAAAADI/Zpvj1xJvb0Q/s72-c/AngelGabriel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-9173401279707244663</id><published>2009-10-11T21:51:00.000+03:00</published><updated>2009-10-12T00:48:27.069+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>İstiklal Caddesi'nde Bir Kara Köpek</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsIfx9nRKKI/AAAAAAAAAF4/x_6c3xMa9vs/s1600-h/blackdog.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsIfx9nRKKI/AAAAAAAAAF4/x_6c3xMa9vs/s320/blackdog.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Ömrünün son aylarını yaşadığı, aksak yürüyüşünden ve kara tüylerinin arasında bitmiş gri kıllardan belliydi. Bedeniyle orantısız irilikteki karnı neredeyse yere sürtüyordu. Bazı anlar duruyor, havayı koklar gibi burnunu yukarıya kaldırıp soluklanıyordu. Caddenin ortasında, kendisine doğru ilerleyen tramvayın çınlayan sesini duyamayacak ölçüde kaybetmişti işitme gücünü. Ancak son anda, katarakt gözlerine çarpan koyu siluetten -siyah beyaz dünyasında artık sadece bir karaltı yığınından ibaret olabilirdi kırmızı tramvay- ürkerek, ani bir hareketle raylardan yolun kenarına kaçtı. Kasları ve kemikleri daha genç olsa, peşinden havlayarak birkaç adım koşardı belki. Oysa şimdi, köpek beyninde uzak bir anısı canlanmış da onu düşünüyormuş gibi uzun uzun baktı ardından. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsIeoSH7CYI/AAAAAAAAAFw/-rer9OpNIC4/s1600-h/istiklal_tramvay.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: right; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsIeoSH7CYI/AAAAAAAAAFw/-rer9OpNIC4/s320/istiklal_tramvay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tramvay iyice uzaklaştığında kafasını yolun karşısına çevirdi ve göz göze geldik. Onca insan kalabalığı içinde o zayıf gözleriyle beni seçmesine imkân yoktu aslında, ama bakışlarını benim olduğum yere kilitlemişti. Belki de caddede kendisinin varlığından bir tek benim haberdar olduğumu hissetmişti. Çekingen adımlarla, sağlı sollu akan insan trafiğini yararak yaklaştığını fark ettim. Bana doğru mu geliyordu? Ayaklarımın dibine vardığında gözlerini kapattı, başını yere eğdi; öylece bekliyordu. Bir bebeğin annesinin memesine ağzını yaslamasına benzer bir refleksle, bastonumu yere bıraktım, dizlerimin üstüne zorlanarak da olsa çöktüm, elimi başına koydum, okşamaya başladım. Kafasındaki sert tüyler, ben okşadıkça yumuşuyor gibiydi. En son ne zaman birisi başını okşamıştı? Gövdesindeki ısırık ve yara izlerini gördüm sonra. Kendisinden daha güçlü köpekler mi yapmıştı? Ya da, eğlence arayan yaramaz çocukların attığı taşlar vurmuştu. Sokakların yerlisi miydi acaba? Yoksa bir zamanlar bir evi -ve sahibi- var mıydı? Nefesindeki keskin kokudan uzun zamandır bir şey yemediğini anladım. “Bekle burada” dedim içimden ve birkaç metre ötede tezgâh açmış simitçiden iki simit alıp döndüm. Birini ağzımda tutarken öbürünü elimle doğrayarak tek tek lokmalar halinde uzattım ve yedirdim. İştahla, avucumdaki susam tanelerini de diliyle yalayarak yuttu hepsini. İnce bir hav sesi, teşekkür eder gibi çıkmıştı ağzından. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendi simitimi bitirdiğimde, Hatice Hanım'ın haftalık alışverişimizi tamamlayıp geldiğini fark etmemiştim. Yanımda dikilen kara köpeği ayağıyla kovalayıp “hoşşt” demesine şaşırarak baktım. Beynimde uzak bir anı canlandı. Kızım Hülya, orada daha iyi bakım göreceğimi, bir sürü yaşıtımla beraber sıkılmadan çok güzel vakit geçireceğimi söylüyordu. Hatice Hanım'a döndüm; “Müdire Hanım bir şey der mi bu köpekçiği alsak, götürsek? Bahçede bir kulübe yaparım ben, bakarım da. Hem ne olacak ki, yaşlı bir köpekçik, ne kadar zor olabilir ki bakımı?” Hatice Hanım'ın ekşiyen yüzü “Tövbe estağfurullah” der gibiydi, içinden muhtemelen “kendileri yetmedi bir de köpeklerine dadılık yapıcaz” diye de geçirmişti. “Abdullah Bey, ne işi var uyuz itin huzurevinde, hastalıklıdır. Bakın hem yaşlı bu, ölür yakında.” Ayağıyla bir kez daha “hoşşt” diyerek uzaklaştırmıştı hayvanı. “Hadi, gidelim, geç kalıcaz.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bastonumu alıp koluma girdi, aksayan adımlarla Hatice Hanım'a eşlik etmeye çalıştım. Az sonra geriye dönüp baktığımda, o gün tanıştığım arkadaşım rayların ilerisinde gözden çoktan kaybolmuştu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Bu hikâyem, Haber Ajanda Dergisi'nin Mayıs 2009 sayısında yayınlanmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-9173401279707244663?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/9173401279707244663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/09/istiklal-caddesinde-bir-kara-kopek.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/9173401279707244663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/9173401279707244663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/09/istiklal-caddesinde-bir-kara-kopek.html' title='İstiklal Caddesi&apos;nde Bir Kara Köpek'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsIfx9nRKKI/AAAAAAAAAF4/x_6c3xMa9vs/s72-c/blackdog.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-6161384689014654022</id><published>2009-10-11T21:50:00.000+03:00</published><updated>2009-10-12T03:22:37.189+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Aşkın Fiziği</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0fFmIa2PI/AAAAAAAAANw/hhPVkYFyTlQ/s1600-h/heart-atomic.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0fFmIa2PI/AAAAAAAAANw/hhPVkYFyTlQ/s400/heart-atomic.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;∞&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bütün güzel hikâyeler son bir cümle için yazılır. Belki kısa, belki uzun ama bütün hikâye boyunca anlatılan şey ne ise onu bir kez daha anlatan ve hatta hikâyeye noktayı koyan değil, tersine asıl hikâyenin o cümleden sonra başladığını anlatabilen son bir cümle… Anlatılan hikâyenin ardını okur kendisi getirir ve bir tek hikâyeden pek çok hikâyeler doğar. Asıl hikâye de o sınırlı zaman diliminde okunan tek bir hikâye değil, ona muhatap olan kişi adedince ardı getirilen pek çok birbirinden farklı hikâye olur. Böyle bir durumda ‘en asıl hikâye’ hangisidir sorusunun en makul yanıtı da herhâlde ‘Hepsi’ olmalı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonu ‘üç nokta’lı böyle bir son cümlenin öncesinde, o sınırlı zaman diliminde okuduğumuz hikâye de tek bir hikâye değildir. Ama yegânedir. Yegâne olan bir şeyin tek olmaması belki garip ama gerçek bu. Şöyle ki, hiçbir hikâye ona muhatap olandan bağımsız kendi başına bir gerçekliğe sahip değildir ve her hikâye aslında onu okuyan kimsenin okuduğundan anladığı hikâye neyse o hikâyedir. Yegânelik, herkesin anlayacağı şey yüzde yüz aynı olamayacağı gerçeğinden; bu yüzden elimizdeki her hikâyeyi ilk okuyan biziz demek yanlış olmayacaktır. Ve aynı sebepten ötürü de bir tek değil onu okuyan kişi adedince hikâye vardır ortada aslında. Peki, gerçekte hangisi ‘en asıl hikâye’dir? Hepsi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Böyle, ‘son’u üç noktalı hikâyeler gerçekte son-suzdur da. Okur olarak böylesi, üç noktayla biter-miş gibi yapan bir hikâyeye muhatap olduğumuzda, o üç noktanın ardına yerleştirdiğimiz kendi hikâyemizin sonuna bir son nokta da koyamayız çünkü. Sadece bulanık bir şekilde bir şeyler hissederiz, ucu açık. Tıpkı sonundaki bir okla ‘Sonsuz’u işaret eden bir sayı doğrusu ya da -bizim gerçeklik boyutumuzun nesnelerini kullanarak bir örnek verecek olursam- gökyüzüne doğru uzatılmış bir işaret parmağı gibi. Yazarın ürettiği bir tek hikâye böylece, her bir okurun beyninde farklı farklı yansır ve sonu olmayan bir şekilde asılı kalır zihinlerde. (Paralel evrenler de ‘Büyük Yazar’ın yazdığı Tek bir hikâyeyi her an yeniden okuyuşunda zihninde asılı kalan böylesi hikâyelerden ibaret olabilir mi?) Hikâyenin kendisi de içindeki kahramanlarla beraber tekrar tekrar doğar ve hepsi sanal bir ebediyete ıraksamış olur. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güzel hikâyelerin uğruna yazıldığı o son cümle neye dair olmalıdır ki hikâye okunduğu sınırlı zaman diliminin ötesine taşabilsin? ‘Aşk’a? Mümkündür hatta uygundur da. Anlatılır ki, Miraç yolculuğunda Hz. Muhammed’e eşlik eden vahiy meleği Cebrail, Allah’a çok yaklaştıkları bir noktaya geldiklerinde ‘Buradan öteye gidemem, kanatlarım yanar’ dediğinde ‘Peki nasıl gidilir buradan öteye?’ diye soran Peygambere ‘Aşk ile…’ cevabını vermiştir. Dolayısıyla, okurların zihinlerinde ‘Son-suz’a ıraksamanın anahtarı Aşk’a dair bir son cümle, hatta aşkı anlatan güzel bir hikâyenin aşka dair son cümlesi olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu güzel hikâyenin son cümlesiyle başlayalım öyleyse: “…” &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;I&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;[O an bütün kâinat onu bulabilmem için sözleşmişti]&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0gkeMMctI/AAAAAAAAAN4/_CSrbcTjOkQ/s1600-h/ismailyigit_750px-Black_Hole_Milkyway.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0gkeMMctI/AAAAAAAAAN4/_CSrbcTjOkQ/s320/ismailyigit_750px-Black_Hole_Milkyway.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Gönlüm ve zihnim yalnızdı. Sadece o an için değil, her zaman. Gönlümün ve zihnimin yalnızlığını giderdiğimi zannettiğim yanılsamalar yaşamışım sadece. Nihai durağa varıncaya dek bir geminin çeşitli limanlara uğraması misali, geçici molalar. Bazı insanların molaları hayatları boyu sürebiliyor ve gönül ve zihinlerinin yalnızlığını giderebilecek ruh eşlerini asla bulamayabiliyorlar. Bazıları ise zaten yolculuğa dahi başlayamıyor, korktuklarından ya da benlikleri gönüllerinin ve zihinlerinin yalnızlığını hissedemeyecek ölçüde her şeyi kapladığından. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her bir mola, son durağa varıp geriye doğru bakıldığında vakit kaybı gibi gözükse de aslında belki de son durağa tam zamanında varmasını sağlıyor insanın. Bir mola eksik verilmiş olsa, son durağa varıldığında, varılanın son durak olduğu dahi anlaşılamayacak belki de. Her mola, kişiyi biraz daha tamamlıyor, son durağın ‘son durak’ olduğunu görebilecek gönül ve zihin donanımını sağlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Gönlümün ve zihnimin yalnızlığını giderdiğimi zannettiğim yanılsamalar...”, doğrusu ‘zannettiğimi bildiğim’ olacaktı. Zannederken, zannettiğimi bildiğim halde zannetmeye devam etmiştim. Biraz umut, çokça korkudan. Çıplak bir insan gözlerini kapadığında kendisinin çıplak olduğunu bildiği halde değilmiş zannedebilir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatın bazı küçük anlarının ve o küçük anlarda yapılan küçük hamlelerin çok büyük sonuçları olabiliyor. Bunun, o büyük sonuçları yaşadıktan sonra farkında olsak da çoğu zaman, her anın ve yapılan her hamlenin böyle bir potansiyeli içinde barındırdığını bilmek geleceğe dair umut verici, ama aynı zamanda korkutucu da. Dev kocaman bir duvarın dibinde, duvarın milyonlarca taşından her birini her saniye yerinden çıkardığınız jenga oyunu misali. Bir an geliyor ve duvar başınıza çöküyor. Hangi taş, hangi hamle meçhul. Ama o duvar çökmeden de duvarın çökmesinin iyiliğinize mi yoksa kötülüğünüze mi olduğunu bilemiyorsunuz. Duvar çökebilir, ama belki de ancak böylece duvarın ardındaki, duvar çökmemiş olsaydı asla keşfedemeyeceğiniz çok daha güzel bir yere adımınızı atabileceksinizdir. Benim durumumda olduğu gibi, bir ruh eşi bekliyor olabilir sizi orada. O taşı değil de başka bir taşı çekmiş olmak ya da o taşı o zaman değil de başka bir zaman çekmiş olmak, duvarın gene çökmesi-ya da çökmemesi-, ruh eşini orada bulmak ya da bulamamak, hatta orada o ruh eşinin olabileceğini dahi bilememek ve bilemeyeceğini dahi bilememek, hepsi meçhul. Bu yüzden insan hayatın getirdiği güzel şeyleri karşılarken duyduğu çok büyük sevinçlerin yanında, ya o güzel şeylere rast gelemeseydim diye düşünerek üzüntü de duyabiliyor. Belki de duymalı, çünkü o zaman ancak o güzel şeylerin gerçek kıymetini bilebiliriz. Bir şeyin güzelliği sadece kendisinin güzelliğinden değil, yokluğundaki çirkinlikten aynı zamanda. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bunları şimdi düşünebiliyorum. Küçük bir anda küçük bir hamle ile rastlamıştım sevgilime ben de, onun sevgilim olacağını bilmeden. İlk görüşte aşk olamazdı, çünkü rastladığım an onu görmemiştim. Sesini dahi duymamıştım. Sadece tek bir kelime, ki o da onun el yazısıyla yazılmış değildi, o kelimeyi herkes yazmış olabilirdi. Ona dair, onun parçası hiçbir şey yoktu onu bulduğum o küçük anda ama duvar çökmüştü ve o karşımdaydı. Ancak şimdi anlıyorum; o an bütün kâinat onu bulabilmem için sözleşmişti…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;II&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;__1 Yıl 2 Ay 12 Gün Sonra__&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;[ “…Biz iki çılgın sevgiliyiz…” ]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0htOsg3HI/AAAAAAAAAOA/JAKT8KNtKjg/s1600-h/flame.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0htOsg3HI/AAAAAAAAAOA/JAKT8KNtKjg/s320/flame.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Gözlerin karşımda şimdi. Sıcağın az ötemde. Sen de böyle düşünüyorsun şu an, duyuyorum. ‘Gözleri karşımda, sıcağı az ötemde’ diyorsun içinden. Sessizce, hiçbir kelime dillendirmeden sadece gönül dilimizle sohbet ediyoruz çoktandır zaten. Çoktandır, hem birkaç dakikadır hem de aylardır, kalpten kalbe bir telepati…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kemancı çocuk soruyor, “Ne çalayım?” diye. Fark eder mi? Seninleyken kâinatın arka planında çalan fon müziğini bastırabilir mi herhangi bir şarkı? &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cam bardağın içinde yanan mumun alevine takılıyor gözlerim. Dans ediyor bir Mevlevi derviş edasıyla, kulaklarımdan hiç eksilmeyen kâinatın fon müziği eşliğinde.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir şarkıyı mırıldandığını fark ediyorum dudaklarının, kemancı çocuk çalmaya başlamış demek ki:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“…Aynı bedende can gibiyiz… Cana can veren kan gibiyiz… Yanıp da bitmez köz gibiyiz… Biz ayrılamayız…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Titriyor mumun alevi, elektriklenmiş gibi. Tıpkı bizim gibi birbirine bakan kadehlerimizdeki şarap dalgalanıyor. O an damarlarımızdaki kan değil, adeta kâinatın öz suyu. Seven gönüller arasında akan duyguların matematiğini hangi denklem ifade edebilir? Kalbin ürettiği ve hissettiği ‘Aşk’ın fiziğini hangi formül anlatabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;15 milyar yıl önceye gidiyor zihnim. Her şeyin tek noktada “Bir” olduğu, zamanın sıfır anına. O an da böyle bir anmış demek ki. Her aşk, yeni bir evren doğururmuş sadece sevgililerin olduğu, öğreniyorum yanında.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eski bir şiir var aklımda, yazdığım anda seni bilmediğim, ama o an senin için yazdığımı ancak şimdi anladığım. Zaman demek ki hep geçmişten geleceğe akmak zorunda değilmiş senin aşkın kalbimdeyken. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;[…Yeniden okumak kâinatı… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…Okuma yazmayı yeni sökmüş bir çocuk misali…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…Atomlardan galaksilere her şeyi… yeniden keşfetmek…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…Silmek beyinde depolanan her şeyi ve yeniden yüklemek…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…Sevgilinin sesiyle… kokusuyla… dokunuşuyla… hayaliyle…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…İlerletmek keşif seferlerini sevgilinin ruhunda…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…Öylesine ötelere gitmek ki…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…dönüş yolunu bulamamak…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…tutsak kalmak sevgilinin gönül topraklarında…]&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oysa daha da uzak geçmiş zamanlarda kendimle monologlar yapardım. “Sevdaların en karasına yakalandım! Kuyuların en kör olanına düştüm! Bataklıkların en derinine saplandım! Ben, maşuku meçhul bir aşka tutuldum!” diye bağırarak sessiz çığlıklarımla, ayazlarda sabahlara dek dolanırdım bu şehirde.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi anlıyorum aşkın fiziğine dair edindiğim yeni bilgilerle, seni bilmeden sana yazdığım şiirlerin, mektupların, aynadaki monologlarımın niçinini. Sana olan sevdam, seni tanımadan önce gönlüme düşmüş de ben seni meçhul sanırmışım meğer. Bütün kâinatın seni tanımam için sözleştiği an sana doğan aşkım, zamanda dalga dalga yayılarak tüm geçmiş benlerin gönlüne düşmüş. Doğduğum anda ağlamamın sebebi, vuslatının hasretiymiş sevgilim. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“…Biz iki çılgın sevgiliyiz…” diye devam ediyorsun şarkıya – ve ben de katılıyorum kemancı çocuğun ısrarıyla. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“…Delicesine sevdalıyız…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…Öyle büyük ki bu Sevgimiz, Biz ayrılamayız…”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;En&amp;nbsp;sevgilim! Tüm kâinatın Bir olduğu anda(n) doğmuşsa her şey ve hâlâ senle ben aynı kâinatın içinde ilerliyorsak bu hayat yolculuğunda, hiçbir zaman ayrı değildik ki zaten. Ve ruhlarımız da dâhil olmak üzere, madem bütün bu ezeli ve ebedi gerçekliğin içinde kalacağız tüm zamanlar için; ne geçmişte ayrılmayacağız, ne de gelecekte ayrıldık. “Peki ya ölüm?” diye soruyor gözlerin. O sadece hâl değiştirmek, suyun buhar olması misali. Sevgiler ve aşklar asla ayrılmıyor bu kâinattan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bedenlerimizi bizim gerçeklik boyutumuzun fiziğinin esaretinden kurtarabilmemiz ve Aşk’ın fiziğini yaşayabilmemiz, tıpkı Aşk gibi zaman ve mekân ötesi olabilmemiz için, 15 milyar yıllık sevgimizden yayılan sıcaklığın terkisine binmek gerek. Bu sıcaklık, ışıktan da hızlı kuşatıyor kâinatı çünkü… Çılgınca geliyor kulağa değil mi sevgilim? Az önce söylediğin şarkıyı ne çabuk unuttun ama? &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-6161384689014654022?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/6161384689014654022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/askn-fizigi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/6161384689014654022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/6161384689014654022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/askn-fizigi.html' title='Aşkın Fiziği'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0fFmIa2PI/AAAAAAAAANw/hhPVkYFyTlQ/s72-c/heart-atomic.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-1126533410142696085</id><published>2009-10-11T21:49:00.002+03:00</published><updated>2009-10-11T21:51:23.406+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Hz. Google</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StInjDeJzjI/AAAAAAAAAXA/_2GOI5R7-EI/s1600-h/google.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StInjDeJzjI/AAAAAAAAAXA/_2GOI5R7-EI/s400/google.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;“Google, Google, söyle bana! Var mı benden başka güzel bu dünyada?” &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Google, ekran başında duran, yüzü sivilcelerden görünmez hâle gelmiş, ağzında nefes tazeleyici naneli bir çikleti caklatan ergen kıza rikkatle baktı ve cevabını 0.27 saniye içinde verdi:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Yaklaşık 421.000.000, evladım” Bulduğu bütün sonuçları, aldığı cevap karşısında şaşkınlıktan sakızını yutan kızın bilgisayarına yollamıştı…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Artık yaşam şarjının bitmek üzere olduğunu hisseden felsefe profesörü sallanan sandalyesine geçip diz üstü bilgisayarını açtı, Hz. Google’ın dibine çöktü ve parmaklarıyla kulağına fısıldadı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Hayatın anlamı nedir?” Dergâhının kapısında yanıp sönen “Şansımı denemek istiyorum” düğmesine bastığında, Hz. Google beyaz sakalını sıvazladı ve profesörün ekranına cümlelerini damlattı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Felsefi bir soru olan ‘Hayatın anlamı nedir?’, farklı insanlar tarafından farklı şekillerde algılanabilir ve ‘anlam’ sözcüğünün buradaki belirsizliği farklı açıklamalara yol açar: ‘Hayatın kökeni nedir?’ , ‘Evrenin ve yaşamın doğası nedir?’, ‘Hayatı değerli kılan şey nedir?’, ‘İnsanın hayattaki amacı nedir?’. Bu sorulara bilimsel teorilerden felsefî, teolojik ve ruhanî argümanlara kadar birçok değişik şekilde cevap verilmektedir.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Google, sırtını sıvazladı profesörün ve devam etti: “Başka bir bakış açısına göre de ‘Hayatın anlamı’ sorunu ancak ölümle son bulur, cevaplanabilir. Felsefî bakış açısına göre sonuç, kaçınılmaz olan ölümdür. Yaşadıkları hayattan, bağımsız olarak her insan -zengin, fakir, zeki, aptal, güzel ya da çirkin fark etmez- ölür ve bu sorun da son bulur.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Profesör’ün sinirlerinde akan elektrik, Hz. Google’ın kendisine verdiği cevabı henüz okumuştu ki toprağa karıştı…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Başı yazmalı, burnu hızmalı, teni tarlada kavrulmuş yaşlı kadın, kınalı elleriyle Hz. Google’ın kapısını çaldı ve yazmaya başladı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;“Hz. Google;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Öncelikle selam eder, ellerinden öperim. Benim bir deli oğlan var, 35’ine ha bastı ha basacak. Lakin henüz baş göz edemedik. Gösterdiğimiz gızları beğenmez, odasında hep Amerikan gâvur artislerinin cıbıldak resimleri. Onlar gibim bir gız istermiş. Nasıl olur, ben nasıl gelinim diye el içine çıkarırım onu? Hele de köylük yerde? Hem onlardan ana olur mu, karı olur mu? Ocağına düştüm Hz. Google, oğlumun mürüvvetini göstert bana. Gucağımda torun hoplatmak isterim artık.”&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gözlerinde biriken yaşı tülbendine sildi ve Hz. Google’ın önereceği gelinini beklemeye başladı ki, ekrana düşen “Aradığınız ‘……..’ terimlerini içeren herhangi bir belge bulunamadı. Öneriler: 1) Tüm sözcükleri doğru yazdığınızdan emin olun. 2) Başka anahtar kelimeler deneyin. 3) Daha genel anahtar kelimeler deneyin.” kelâmıyla hayal kırıklığına uğradı. Sonra kızdı kendisine, “Koskoca şeyh, dünyanın her yerinden milyonlarca insanın derdine derman oluyor hiç yemeden, içmeden, uyumadan. Benim mektubumu mu okuyacak?” diye düşünerek bu kez “helal+süt+emmiş+kız” yazdı kınalı parmaklarıyla Hz. Google’ın kapısına. Google Efendi, tam 8680 tane gelin adayını ekrana postaladı. Yaşlı kadın sevinçle ellerini çırptı, komşusu Hatçe’yi cep telefonundan aradı ve beraber helal süt emmiş kızların arasından oğluna en lâyık olanını seçmeye çağırdı…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gecenin ıssızlığında, anne babasının uyuduğundan emin olan delikanlı bilgisayarını açtı ve Hz. Google’ın karşısında bağdaş kurdu. Zamanın çıldırtıcılığı onun da nefsini kabartmış, 21. yy.ın her soruya yanıt veren şeyhinden, utana sıkıla da olsa damarlarındaki basıncı azaltacak görüntüler istemişti...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;* * *&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Google, üzerinde kurulu olduğu gezegenin Türkiye köşesindeki müritlerinin 2008 yılında kendisine en çok sorduğu on kelimeyi dergâhının sayfasından ilân etti:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1. facebook&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2. oyun&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3. mynet&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4. youtube&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;5. oyunlar&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;6. msn&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;7. indir&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;8. tv&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;9. hürriyet&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;10. haber&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Aslında bir numarada "seks" vardı ama Google müritlerinin aklına karpuz kabuğu düşürmeyi sevmezdi)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türk müritleri, aynı yıl Hz. Google’ın hikmetine en çok şu on sanatçıyı danışmıştı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1. Gülben Ergen&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2. Serdar Ortaç&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3. Tarkan&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4. Demet Akalın&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;5. Ebru Gündeş&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;6. Hadise&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;7. Sibel Can&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;8. Gökhan Özen&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;9. Hülya Avşar&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;10. Şahan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-1126533410142696085?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/1126533410142696085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/hz-google.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1126533410142696085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1126533410142696085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/hz-google.html' title='Hz. Google'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StInjDeJzjI/AAAAAAAAAXA/_2GOI5R7-EI/s72-c/google.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-6819877522670419334</id><published>2009-10-11T21:33:00.001+03:00</published><updated>2009-10-11T21:34:12.699+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimkurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Merhaba</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIkF2ljgKI/AAAAAAAAAW4/RdIlTlpmRsg/s1600-h/timetravel.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIkF2ljgKI/AAAAAAAAAW4/RdIlTlpmRsg/s320/timetravel.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Orta yaşlı yıllarını çoktan geride bırakmış gri saçlı kadın, evden çıkmadan evvel son kez valizini kontrol etti. Üniversite son sınıfta İsmail'le beraber gittikleri (hatrına geldiği gibi gözlerinin dolması bir oldu) yaz tatilinde Marmaris'teyken aldıkları eski bir valizdi. Valizin içinde; gene üniversite yıllarından kalma bir güneş gözlüğü, blucin, gömlek ve başını örtmek için sabah yeni aldığı, yaşlı kadınların tercih edeceği türden bir başörtüsü ve kaska benzer bir cihaz... Cüzdanında geçen hafta eski para koleksiyoncusu bir arkadaşından aldığı, üzerinde “Yeni Türk lirası” ibareli 20'likler, 50'likler, 100'lükler... Kapıyı çarpmadan evvel duvardaki dijital saatin tarih kısmı gözüne çarptı: 14 Nisan 2039.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bindiği uçan taksiyi Kocatepe Camii hava-parkı üzerinde durdurdu, asansörle avluya indi, kadınlar tuvaleti kısmına doğru yürüdü ve kabinlerden birinin içine girerek üzerini valizdekilerle değiştirdi. Kaskı başına taktı, gözlerini kapattı, çakan ışıklar ve elektrik kıvılcımları sona erdiğinde kabinde yanık kokulu duman buğusundan başka bir şey yoktu...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Aynı mekanda” ama “farklı zamanda” çişini yapmakta olan şişman başka bir kadın, duyduğu garip uğultunun tuvalet deliğinden geldiği zannıyla deliğe baktı; deprem mi oluyor acaba diye dua okumak istedi ama tuvalette olduğunu hatırlayıp vazgeçti. Kalp atışları hızlanmıştı. Kabinin iki duvarı arasında çakan şimşekvari elektriklerden ödü koparak çarçabuk eteğini kaldırdı ve koşa koşa kaçtı. Birkaç saniye sonra kabinde dumanların arasından başörtülü, güneş gözlüklü, blucinli ve gömlekli kadın gözüktü. Kadın kabinden çıktı, başından çıkardığı kaskı valizine yerleştirdi, aynanın karşısında üstünü başını düzeltti, ayrılırken takvime göz attı: 14 Nisan 2008 yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Meşrutiyet Caddesi'ne doğru çıkan yokuştan aşağı yürürken, etrafındaki insanları süzdü, onlarda garip bir izlenim bırakmadığından emin olmak istiyordu. Fakat blucin giymiş yaşlı bir kadın hangi zamanda olursa olsun dikkati çekerdi. Nihayet cadde üzerindeki Kahve Evi adlı kafeye girdi ve dip köşelerde bir masaya oturdu. Yandaki masada bilgisayarına dalmış, bir kız arkadaşıyla çetleşen gözlüklü genç oğlana saati sordu: 13:35 idi. “Henüz vardiyasının başlamasına 25 dakika var” diye geçirdi içinden.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dakikalar asır gibiydi, sipariş verdiği çay buz olmuştu, ama umurunda değildi, sürekli kafenin girişindeydi gözü. Arada aklına o kafede “geçmişte” - yoksa “gelecekte” mi? - yaşadığı güzel anıları geldikçe sıcak bir gülümseme yayılıyordu yüzüne – İsmail'le ilk el ele tutuşmaları, yan masadakilerin cık cık cıkları eşliğinde ilk öpüşmeleri-.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kapı açıldığında çıkan çın çın zil sesiyle anılarının dünyasından gerçeğe uyandı, gelenin İsmail – o zaman 18 yaşlarında bir genç adamdı- olduğunu gördüğünde ise kalbi duracak gibi oldu. O an ayağa kalkmak, boynuna sarılmak, öpmek istemez miydi, isterdi, istiyordu da, ama yapamazdı, yapmamalıydı. Sadece dikkat çekmeden onu usulca süzdü, çalışanlar için ayrılmış odaya girmişti İsmail, üzerinde beyaz bir önlükle çıktı. Kafeyi gözleriyle taradı, onu fark etti, kadın da İsmail'in onu fark ettiğini fark etti, artan heyecanı yüzünden titreyen elleri fincanı masaya döktü. İsmail koşar adımlarla geldi, fincanı ve tabağı alıp masayı temizlerken kadın da onu siyah güneş gözlüklerinin ardından seyrediyordu. İsmail'in bakışlarında tanıdık bir huzur arıyordu, istiyordu ki İsmail onu gördüğünde 30 küsür yıl beraberliklerinden derlenmiş bildik bir söz söylesindi. İmkansızı istediğinin farkındaydı ama kadın, henüz İsmail onu tanımıyordu ki – tanımasına 1 yıl vardı, o günden itibaren tam bir yıl, 14 Nisan 2009, o kafede ilk tanıştıkları günü hatırladı.- Garipti, 30 yıldır tanıdığı, yatağını, kokusunu paylaştığı erkeği o an için aslında hiç tanımadığı bir erkekti. Bu düşünceyle ürperdi, fakat ürpertisinin kadını baskılaması gerekirken dilinden bir “Merhaba” çıkıverdi 30 yıldır tanıdığı “yabancı” genç 18 yaşındaki delikanlıya... Ne dediğini o an fark eden kadın, ani bir hareketle kalktı, cüzdanından çıkardığı bir yüzlüğü masaya bıraktı ve koşarak göz yaşları içinde kaçtı kafeden. Arkasından İsmail'in “Deli mi ne?” sözünü duymaması şüphesiz kadın için iyi olmuştu...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Esrarengiz kadın, bindiği taksinin şoförüne Karşıyaka Mezarlığı'na gitmek istediğini söyledi. Birkaç dakika sonra İsmail'in aile mezarlığı önünde dikiliyordu. Valizini açtı, kaskı aldı ve kafasına taktı. Boşlukta çarpan elektrikler, kıvılcımlar... Dumanlar dağılırken mezarlıktaki ağaçlar daha da büyümüş, otlar uzamış, dallarda pinekleyen baykuşların tüyleri ağarmıştı. Kadının önünde durduğu, yeni beliren mezar taşında akan dijital yazı şöyleydi:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"İsmail Yiğit, doğumu 16 Ağustos 1990, ölümü 13 Nisan 2039, Ruhuna El Fatiha."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kadının varlığını algılayan dedektörler, mezar taşı ekranını açmıştı, İsmail'in ölmeden önce çektirmiş olduğu videodaki görüntüsü – ama videoshop programının efektleriyle tıpkı 18 yaşındaymış gibiydi- “Merhaba!” diye selamlamıştı kadını... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-6819877522670419334?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/6819877522670419334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/merhaba.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/6819877522670419334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/6819877522670419334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/merhaba.html' title='Merhaba'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIkF2ljgKI/AAAAAAAAAW4/RdIlTlpmRsg/s72-c/timetravel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-2198500555990536982</id><published>2009-10-11T20:28:00.001+03:00</published><updated>2009-10-11T20:29:58.257+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimkurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Rüya Simülasyonları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIQVE0wMGI/AAAAAAAAAWw/W2Aq4_T-0ac/s1600-h/ruyasimulasyon.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIQVE0wMGI/AAAAAAAAAWw/W2Aq4_T-0ac/s320/ruyasimulasyon.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;"Bu gece hangi rüyayı görmek istersin tatlım? Baban dün senin için indirmiş internetten, Alice Harikalar Diyarında. IDDB’de &lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;9.1 almış senin yaş grubundaki gençlerden. Eminim çok beğeneceksin sen de."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Kendim rüya görsem olmaz mı anne? Sanki hiç uyumamış gibi hissediyorum rüya simülatörüne bağlı olduğumda."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Psiko-sağlık sonuçların normal sınırlar içinde İmge, beyninin ürettiği görüntülerin analiz için kaydedilmesine gerek yok ki. Eğer bu gece rüya görmek istemiyorsan, bir kuantum fiziği belgeseli yükleyeyim dilersen? Modern fizik dersi notlarının düşme eğilimi gösterdiğine dair bir mesaj geldi siberokuldan &lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;bugün."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Peki, babamın dün indirdiğini koy o zaman anne, ama interaktif modda olsun lütfen. Moron bir robot gibi bana dikte edilen görevleri tamamladığım bir rüya görmek istemiyorum."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Nasıl istersen canım."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annesi, rüya simülatörüne bahsettiği rüyayı yükledi ve simülatörden şırıngayla çektiği nano-robotları İmge’ye ensesinden enjekte etti. Beyin dalgalarından uyumaya başladığını algıladıklarında rüya işleme sürecini başlatacaktı nano-robotlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘İyi uykular, tatlı rüyalar’ diyerek İmge’yi öptü annesi ve çıkarken bastığı düğme ile odanın kapısını kapattı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İmge sabah, başında hafif bir ağrıyla uyandı. Rüya pek hoşuna gitmemişti, yaşıtlarınca neden beğenildiğini de anlamamıştı. Bir tavşan çıkmıştı karşısına çayırlıkta dolaşırken ve kaçmaya başlamıştı İmge’yi görünce. Daha sonra da gözden kaybolmuştu. Bütün rüyası boyunca İmge, çayırlıkta dolaşmıştı amaçsızca.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Odasının kapısı açıldı birden ve içeri ev robo-asistanları olan Larissa girdi:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Günaydın küçük hanım. Uyandığınızı algıladım. Bay ve Bayan Öz henüz uyanmadılar. Kahvaltınız hazır, siberokul yayına başlamadan önce ılık bir yosun terapisi ister misiniz cildiniz için? Siz kahvaltınızı yaparken banyoyu hazırlayayım dilerseniz?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sağol Larissa, bu sabah istemiyorum. Gözlerin biraz soluk duruyor bu arada, gece fazla dinlenemedin sanırım?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Evet, gece elektrikler biraz dalgalıydı, şarjımı iyi olamadım küçük hanım. Tahmin ediyorum ki ana regülatörün ufak bir bakıma ihtiyacı var. Az sonra kontrol edeceğim."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İmge, kahvaltısını ettikten sonra üstünü değiştirdi ve odasına girdi. Dersin başlamasına 10 dakika vardı. Okul kaskını başına geçirdi. Retina taraması ardından sınıfına oturum açtı. 1000 kişilik sınıfında henüz yaklaşık 900 kişi hatta aktif konumdaydı. Aleksi’ye baktı listeden, oturum açmış mı diye. O da hattaydı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aleksi’nin bir metalürji mühendisi olan babası birkaç aydır Antartika’daydı. Üç yıl önce, bor yakıtının verimliliğinin artırılmasına dönük bir proje için ilk kez geçici süreliğine Türkiye’ye gelmişlerdi. Çevre bilimci olan annesinin çöl iklimlerinin iyileştirilmesine dönük çalışmaları açısından da faydalı olacağı düşüncesiyle daha sonra Rusya’dan Türkiye’ye temelli taşınma kararı almışlardı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aleksi, İmge’nin hatta olduğunu görünce yanına gelerek selam verdi &lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; :&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Merhaba, günaydın. Nasılsın?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sağol, iyi sayılır. Sen nasılsın?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Her zamanki gibi. Okuldan sonra napıyorsun bugün?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Bilmem, bir planım yok."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Holo-sinemaya &lt;strong&gt;(4)&lt;/strong&gt; gideceğim ben. 20. yy. bilimkurgu film festivali varmış. İki boyutlu ekranda film izlemek ilginç olur diye düşündüm. Sen de gelir misin?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Pek ilgimi çekmedi desem?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"(Üzgün bir ifadeyle) Peki, sen bilirsin…"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk ders modern fizikti. İki yüz elli yıl önce Albert Einstein tarafından temelleri atılmış olan genel görecelik teorisinin uygulamalarına dair laboratuar çalışması yaptılar. İmge pek başarılı değildi bu işte. Simüle ettiği solucan oyuğu bir türlü kararlı duramıyordu ve hemen kendi üstüne kapanıyordu. Aleksi, İmge’nin zorlandığını anlayıp yardımcı oldu, oyuğu kararlı tutacak anti-madde miktarını kopya verdiği anlaşılmasın diye cep bilgisayarından kısa mesajla yolladı İmge’ye. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Modern fizikten sonra girdikleri Ulusal tarih dersinde bugün, 21. yy’ı işlemeye devam edeceklerdi. Siberokulun öğretici modülü, bir kadın öğretmen imajı halinde belirdi ve anlatmaya başladı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Geçen dersimizde, 21. yy. başlarında Türkiye’deki parlamenter demokrasinin temel karakteristik özelliklerini anlatmıştık. 21. yy. ilk yarısına dek Türk siyasal sisteminin merkezinde, parti adı verilen ve birbirlerinden ayrı dünya görüşleri olan, iktidara geldikleri takdirde bu ayrı dünya görüşlerine uygun şekilde plan ve programlarını yürüteceği düşünülen siyasal teşkilatlar yer almaktaydı. İnsanlar, seçimlerde oy haklarını bu siyasal partilerden bir tanesini seçmek suretiyle kullanmaktaydılar. Seçimlere katılan her partinin, illerde ve alt bölgelerde gösterdiği milletvekili adayları mevcuttu ve her bir partinin bu bölgelerde aldıkları oy oranlarına göre de bu adaylardan hangilerinin Millet Meclisi’nde yer alabileceği belirlenmekteydi. Bu sistemde, temel demokrasi teorisi ve insan mantığının işleyişinin esasları bakımından irdelendiğinde iki büyük çelişki hemen fark edilmektedir. Söylemek isteyen var mı?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"(İmge) Anladığım kadarıyla, insanlar oylarını doğrudan temsilci olarak görmek istediklerine değil de, partilere veriyorlar. Yani aslında, partilerin onlara sundukları milletvekili listelerini onaylamış veya onaylamamış oluyorlar."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Doğru. Peki, bu durumun sakıncaları olarak neleri söyleyebiliriz İmge Öz?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sakınca ihtimali şuradan kaynaklanıyor bence. Bu aday listelerinin oluşturulması süreci büyük önem kazanıyor öncelikle. Adayların listede yer alıp almama, alıyorlarsa da kaçıncı sırada yer alacaklarını kim belirliyordu mesela?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Büyük çoğunlukla parti liderleri."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Halkın doğrudan katılımı eksik yani. Liderler, halkın o bölgede gerçekte kimi aday görmek istediğini bilebilirler mi?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"(Öğretmen imajı gülümsedi) Demek ki biliyorlarmış! Şaka yapıyorum elbette. Çoğu durumda da zaten geçerli olan kriter, halkın kimi aday görmek istediği değildi. Parasal çıkarlar, menfaatler, güç ilişkileri gibi insan siyasetinin temel zaafları belirleyici oluyordu. Diğer, insan mantığının işleyişiyle alakalı olan büyük çelişki için ne diyebilirsiniz peki gençler?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"(Aleksi) İnsanlar, mevcut partilerden sadece bir tanesine mi oy verebiliyorlardı?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Evet Aleksi."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Herhangi bir partinin düşüncelerini yüzde yüz benimsemeniz ya da yüzde yüz benimsememeniz söz konusu olamaz ki ama."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Sistemin temel çelişkilerinden birisi de buydu zaten. Fakat tarihte olayları yaşandıkları devrin şartları itibariyle değerlendirmek esastır, unutmayalım. O yıllarda henüz insan düşüncesi Aristo’dan bu yana egemen olan, “bir şey ya A’dır ya da A değildir” ile özetlenebilecek olan klasik mantık ile formatlanmıştı. İlk bilgisayarlar dahi, bu mantığı temel alıyordu: 0 – 1. Bu mantığın da elbette siyasal seçim sistemlerine izdüşümü kaçınılmazdı. Tabi, teknik bir takım zorlukları da göz ardı etmemek lazım. İnsanların oy kullanmak için evlerinden çıkmak zorunda olduğu bir dönemden bahsediyoruz. İlk kez 1970’lerin başından itibaren bulanık mantık esaslı elektronik devrelerin, sonraları 2000’lerde daha büyük elektronik sistemlerin tasarlanması ve bu sistemlerin klasik mantık esaslarına göre çalışan benzerlerine göre çok daha verimli sonuçlar verdiğinin görülmesi ile bu yeni mantığın toplumsal alanlarda da uygulanması gereği dillendirilmeye başlanmıştı. 21. yy’ın ikinci çeyreğinde, 0–1 bit hesaplama yöntemi yerine 0 ile 1 arasındaki reel değerleri de kapsayacak şekilde kübitlerle çalışan kuantum bilgisayarlarının yaygınlaşması, bu yöndeki toplumsal talepleri daha da artırmıştı. Bu talepler sivil toplum örgütlerince gündeme yoğun şekilde getiriliyordu. Sonunda, çok partili siyasal hayata geçişten sonraki en büyük demokratik dönüşüm olan 2045 çoklu parti seçenekli genel seçimleri ile insanların seçimlerde tek bir partiye oy vermeleri tarih olmuştu. İnsanlar artık, oylarını yüzdelik dilimler halinde seçime katılan partilere paylaştırabiliyordu. Böylelikle, Türk seçmenlerin ‘Oyum boşa gitmesin’ diye nispeten daha idealist ama kadrolarını yetersiz gördüğünden dolayı oy vermekten kaçındığı küçük partiler siyasal sistem içinde zamanla daha çok güç kazanabilmiş ve seslerini daha çok duyurabilmişlerdir. Bu da elbette Türk demokrasisini geliştirmiş ve güçlendirmiştir. Her şeyden önemlisi, insanların gerçekteki talep ve düşünceleri siyasal sisteme daha çok yansıma imkânı bulmuştur."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"(Arka sıralardan) İlk elektronik seçimler ne zaman yapılmıştı acaba? İnsanlar ne zaman evlerinden hiç çıkmadan, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar oylarını kullanabildiler?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"2032’de. Bunun öncesinde, mesela 2000’lerde hala tek bir kez oy verildiğinin ispatı için parmaklara boya sürüldüğünü düşünecek olursak, müthiş bir dönüşüm. Tabi bunun gerçekleşebilmesi için bilgisayar-iletişim sistemlerinin ve kimlik doğrulama mekanizmalarının da gelişmesinin beklenmesi kaçınılmazdı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Konumuza devam edelim. 2045’te, çoklu parti seçenekli sisteme geçilmesi güzel bir adım olsa da hala oylar partilere verilmekteydi ve önceden parti listelerinden aday olarak gösterilen kişiler, seçime hangi partinin çatısı altında katılmışlarsa o partinin o seçim bölgesinde aldığı oy oranına göre seçilebilmekte ya da seçilememekteydi. Sistemin bu işleyişi de gene idealist, bir takım para-güç-çıkar ilişkileri içinde olmayan ama siyaset kurumunda yer alarak düşüncelerini, ideallerini, rüyalarını hayata geçirmek isteyen kişilerin önünde bir engel olarak yükselmekteydi. Bağımsız aday olarak herhangi bir partiye bağlı olmaksızın seçimlere katılma hakları vardı insanların elbette, fakat sadece tek bir seçim bölgesindeki seçmenlerin oylarını alabiliyorlardı. Türkiye’nin diğer bölgelerinde o adayı fikren destekleyenler oylarını bu bağımsız adaylara veremiyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2032’den itibaren elektronik seçimlerin mümkün olmasıyla, sistemde bağımsız adaylara tüm ülke genelinden oy verilebilmesi yönünde bir değişim yaşanmıştı. İnsanlar, salt kendi bölgeleriyle sınırlı kalmaksızın, milletvekili olarak görmek istedikleri kişilere oy verebilme fikrini çok sevmişler ve bu yönde yapılan ilk genel seçimlerde Millet Meclisi’nin yaklaşık yüzde otuzunu bağımsız adaylar oluşturmuştu. Zaten, gelişen ulaşım ve iletişim teknolojileri sayesinde mekânsal farklılıkların önemini kaybetmesinden dolayı, ayrı seçim bölgeleri fikri de insanlara anlamsız gelmeye başlamıştı. Bu değişim rüzgârı elbette siyasi partileri de dönüştürdü ve partilere verilen oylardan milletvekillerinin belirlenmesi sistemi tersine döndü; adaylara verilen oyların partilere sayılması sistemine geçildi. Artık bir seçim bölgesinde siyasi partiler değil, adayların bizatihi kendisi yarışmaktaydı ve seçmenler elektronik oylarını partilere değil adaylara vermekteydi. Eğer adaylar bağımsız olarak değil de partisi adına seçime katılıyor ise bu adaylara verilen oylar partilerin oy toplamlarına eklenmekteydi. Oyların çoklu-seçenekli olarak verildiğini, yani insanların oylarını yüzdelik dilimler ile adaylar arasında paylaştırdığını elbette belirtmem lazım. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Teneffüsün ardından, günümüzde siyasal sistemimizin temel anayasal kurumlarından olan Âkiller Heyeti’nin işleyişini anlatacağım."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İmge kaskını çıkardı ve mutfağa gitti, acıkmıştı. Larissa’nın hazırladığı kapsül kurabiyeler masanın üzerinde duruyordu. Kâsenin üzerinde dijital bir yazı aktığını fark etti, okudu, “Beni Ye”. Güldü, bu matrak robotun espri anlayışına bayılıyordu. Kapsül kurabiyelerden birkaçını aldı ve suyla yuttu. Gerçekten de yapay tatlandırıcıların oranını çok iyi ayarlıyordu Larissa. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Odasına döndü, kaskını takıp sınıfta oturum açtı. Birkaç dakika sonra öğretmen imajı belirdi ve dersi anlatmaya devam etti:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Âkiller Heyeti, 22. yy. başlarında, geçmiş iki yüzyılda parlamenter demokrasilerdeki Anayasa Mahkemesi’nin bir karşılığı olarak siyasal sistemimizde yer bulmuş bir kurumdur. Geçen derslerimizde sizlere Anayasa Mahkemesi’nin görevlerinden bahsetmiştim. Özetlemek isteyen var mı?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"(Ön sıralardan) Parlamentoların çıkardığı yasaların anayasaya uygunluğunu kendisine başvurulduğu durumlarda denetler."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Doğru. Yasaların, siyasal sistemin ruhunun ve bir ülke halkının ideallerinin yazıya dökülmüş hali olan anayasaya uygunluklarını denetleyen, sistemin bu ruh ve idealler ekseninde işlemesinin sigortası hükmündedir Anayasa Mahkemesi. Böylesi önemli bir kurumun karar vericilerinin sorumluluğu da bu önem nispetinde büyük olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âkiller Heyeti’nin prototip örneği olarak, mahkemelerin artan iş yükünü hafifletmek amacıyla tasarımına 2050’lerde başlanan ‘Süleyman’ın Kılıcı’ adlı adalet modülü kabul edilmektedir. Bu yazılım modülü, mevcut yasalar ve geçmişte benzer durumlarda karara bağlanmış mahkeme sonuçlarını baz alarak, kendisine girdi olarak sağlanan deliller ve ifadeleri bulanık mantık esaslarına göre yorumlamaktaydı ve kararını saniyeler içinde sunmaktaydı. Daha sonraları, yorum-işlemci çekirdeğin daha insanî kararlar üretmesi amacıyla Süleyman’ın Kılıcı’na, tarihte adil davranışları üzerinde uzlaşma sağlanmış kişilerin karakter simülasyonları eklendi. İnsanlar Süleyman’ın Kılıcı’nın aldığı kararlardan memnundu, insanî zaaflardan ve önyargılardan arınmış saf adaletin tecelli ettiğini düşünüyorlardı. Böylelikle, başlangıçta hakimlere kararlarında yardımcı olması amacıyla tasarlanan bu modül, zamanla hakimlerin yerini alarak yargı erkinde başvurulan tek merci konumuna gelmişti. Fakat bu yeni durumun da kendisine özgü bazı yan etkileri olabileceği düşünülmeye başlanmıştı. Ne gibi yan etkiler olabilir bunlar sizce?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"(İmge) Süleyman’ın Kılıcı kendisini yenileyemeyecekti."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Cümleni biraz daha açabilir misin?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Yorum-işlemci çekirdeği daha da geliştirebilmek için adalet uygulamalarının güvenilirliği üzerinde uzlaşma sağlanmış kişilerin karakter simülasyonlarının eklendiğini söylediniz. Fakat bütün kararların Süleyman’ın Kılıcı tarafından alındığı bir durumda, artık sisteme yeni karakter simülasyonları eklenemeyecekti. Sadece modülün aldığı kararlar sisteme yeni girdiler olarak eklenebilecek ve bu da zamanla sistemin esnekliğini azaltacaktı. Hatta uzun vadede insanların kendi kendilerine düşünmekten, yorumlamaktan ve karar vermekten vazgeçip bu yetilerinin körelmesi ile dahi sonuçlanabilirdi."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Çok haklısın İmge Öz. Zaten bu bahsettiğin temel çekincelerden ötürü de artık günümüzde Süleyman’ın Kılıcı bir temyiz makamı olarak ancak mahkemeler arası uyuşmazlık durumlarında kullanılmakta. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âkiller Heyeti’ne gelecek olursak; Süleyman’ın Kılıcı’na benzer şekilde bulanık mantık esaslarına göre işleyen bu yazılım, anayasa maddelerini baz alarak, yorum-işlemci çekirdeğine entegre edilen tarihte halka öğretileriyle yol göstermiş, ufuk açmış düşünürler, devlet adamları, sanatçılar, bilim adamlarının karakter simülasyonlarını çalıştırarak, çıkarılan yasaların anayasaya uygunluk denetimini yapmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dersimizin başında, bir ülkenin anayasasının o ülke halkının ideallerini bünyesinde barındıran bir metin olduğunu söylemiştik. Âkiller Heyeti’nin yorum-işlemci çekirdeğinde, karakter simülasyonları yer alan tarihimizin âkil insanlarının her biri bugün ideallerimiz olarak benimsediğimiz ilkelerimizin rüyalarını kendi zamanlarında görmüş akıllardır. Sizlerin de en büyük rüyası bu olmalıdır gençler; geleceğin ideallerini hayal etmek, karakter simülasyonlarınızın halkınıza ve insanlığa sunduğunuz katkıları değerlendiren gelecek nesiller tarafından Âkiller Heyeti’nin yorum-işlemci çekirdeğine entegre edileceği örnek bir hayat yaşamak…"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İmge o gece annesinin tüm ısrarlarına rağmen rüya simülatörüne bağlanmak istemedi. Kendi gördüğü rüyasında, dün geceki aynı çayırlıktaydı. Birden çalıların dibinden aynı tavşan belirdi ve bir müddet İmge’ye baktıktan sonra kaçmaya başladı. İmge de peşinden koşarak tavşanı takip etti. Tavşan az ilerideki bir delikten içeri atladı ve gözden kayboldu. İmge deliğin kenarına gelip aşağıya baktı, dibini göremiyordu deliğin. Geriye dönecek gibi oldu ama vazgeçti. O da atladı delikten içeri. Gittikçe derine doğru düşüyordu, düşüyordu… Çalan alarmın sesiyle uyandı. Nerede olduğunu anlamlandıramadı bir an. Kapı çalındı, içeri hizmetçileri Larissa girdi ve:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Günaydın küçük hanım. Kahvaltı hazır, en sevdiğiniz kurabiyelerden yaptım. (İmge’nin şaşkın bakışlarını görünce) Uykunuzu alamadınız mı yoksa? Hadi ama, kalkıp yüzünüzü yıkayın, okul servisini kaçıracaksınız. Bugün İnkılâp tarihinden sınavınız yok muydu sizin?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strike&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(1) The Internet Dream Data Base:&lt;/strong&gt; İnternet Rüya Veri Tabanı. İnternet üzerinde, hazır oluşturulmuş rüyaların ve kişilerin kendilerine ait orijinal rüyalarının paylaşıldığı sanal platform.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(2) &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Siberokul:&lt;/strong&gt; 3 boyutlu sanal gerçeklik ortamında gerçek zamanlı eğitim sağlayan yazılım. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;Siberokul, ana dili farklı olan öğrenciler ve öğretmenlerin rahat anlaşabilmesi amacıyla, “Babil Balığı” adlı eş zamanlı dil yorumlayıcı ve çevirici bir yazılım modülünü içermektedir. Gündelik hayatta da kullanılabilen bu yazılım modülü sayesinde, artık insanların ana dillerinden farklı bir yabancı dili öğrenmeleri gereği anakronik bir hatıra olarak geçmiş yüzyıllarda kalmıştır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(4) &lt;/strong&gt;Holografik 3 boyutlu filmlerin gösterildiği sinema. Zaman zaman düzenlenen festivallerde eski teknolojilerle çekilmiş filmler de oynatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-2198500555990536982?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/2198500555990536982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/ruya-simulasyonlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/2198500555990536982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/2198500555990536982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/ruya-simulasyonlar.html' title='Rüya Simülasyonları'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIQVE0wMGI/AAAAAAAAAWw/W2Aq4_T-0ac/s72-c/ruyasimulasyon.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-7187942638186602635</id><published>2009-10-11T19:52:00.002+03:00</published><updated>2009-10-11T19:55:35.419+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimkurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Y Komplosu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StII2f2DSsI/AAAAAAAAAWo/Np9fKuYRFDQ/s1600-h/yinyang.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StII2f2DSsI/AAAAAAAAAWo/Np9fKuYRFDQ/s320/yinyang.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;A Rip in the Fabric&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;(&lt;a href="http://www.annerpino.com/"&gt;Ann Erpino&lt;/a&gt;'nun izniyle kullanılmıştır)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2000’li yıllarda bütün dünyada siyasi analistler, İran’daki mollaların iktidarının son bulmasının, rejimin sıkı baskısı altında özgürlükleri kısıtlanmış kadınların eliyle olacağı fikrinde birleşiyordu; ama hiçbirisi, 12 Şubat 2029 hadisesi çapında bir şeyin olabileceğini tahmin dahi edemezdi. Sadece analistler değil, CIA, MOSSAD, MI6, SVR, GRI dâhil hiçbir istihbarat teşkilatı böyle bir hadiseyi öngöremedi. Dünya, “Kibele’nin Kızları” örgütünü ilk kez o gün, Tahran Özgürlük Meydanı’nda rejimin ellinci yılı kutlamaları için toplanmış bir milyonu aşkın kişinin üstüne gökten çöken toz bulutuyla tanıdı. Kutlamalar kapsamında yapılan uçak gösterilerinin bir parçası olduğu düşünüldüğünden, önce kalabalık tarafından yadırganmadı hiçbir şey. Fakat yükselen boğulurcasına öksürükler ve meydandaki kadınların korku ve şaşkınlık dolu bakışları altında erkeklerin saralılar gibi yere yığılıp, ağızlarından çıkan köpüklerle beraber çırpınmaya başlaması ile ters giden bir şeylerin olduğu anlaşıldı. Birkaç dakika içinde ise tüm holovizyon &lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; kanallarında ve hipernet &lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; medya sitelerinde, arkasındaki dev Kibele kabartması önünde eylemi Kibele’nin Kızları adına üstlenen, Amerikan Ordusunun eski mensuplarından General Karpinski’nin açıklamaları flaş haber olarak veriliyordu:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“…Binlerce yıldır ikinci cins olarak sömürülen bütün dünya kadınları adına gerçekleştirdiğimiz bu eylemle tüm insanlığa Kibele’nin yeniden doğuşunu müjdeliyor ve artık yeni bir dünyanın kurulduğunu bildiriyoruz. Biz kadınlar, bu yeni dünyada tarihin nesnesi değil bizzat onu yaratan tanrıçalar olacağız. Binlerce yıldır süren ve ırk, din, coğrafya tanımadan kadınların ruhlarını ve bedenlerini sömüren erkek emperyalizmi, bugün tarihin lağımında hak ettiği yere süpürülmüştür. Güç, artık kadınlarındır!...”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tahran Özgürlük Meydanı’na atılan biyolojik bombanın etkileri son derece şiddetli olmuştu. Havada hızla yayılan virüs, insan DNA’sında Y kromozomu içindeki genlerin bozunmasına ve sonu ölümle biten katastrofik hücre tepkimelerine sebep oluyordu. General Karpinski ise, devam eden açıklamasında yaptıkları şeyin sadece insan evriminin doğal akışını hızlandırmaktan ibaret olduğunu öne sürüyordu:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“…Yapılan tüm bilimsel araştırmaların sonuçları, insanlarda Y kromozomunun gittikçe küçülmekte ve birkaç milyon yıl içinde X kromozomuyla bütünleşerek ortadan kaybolacağını göstermektedir. Bu da erkek ırkının evrimsel süreçte mükemmel insana giden yolda genetik bir sapma olduğunun ispatıdır. Doğa, 300 milyon yıl önce yaptığı hatayı, kendi eliyle düzeltmektedir. Biz, Kibele’nin Kızları, insanlığın saatini en az on milyon yıl ileri aldık!...”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;12 Şubat Y komplosunun ardından geçen yaklaşık iki aylık bir süre zarfında, dünya genelinde iki buçuk milyarın üstünde erkek yok oldu. Oğullarını, kocalarını ve babalarını kaybeden on milyonlarca kadın, ortaya çıkan küresel kaos ortamının stresini taşıyamayarak intihar etti. Kitlesel göçler, çöken küresel ekonomi ile birlikte hükümetlerin ve uluslar arası teşkilatların almaya çalıştığı tüm önlemler, acil eylem planlarının yürürlüğe konması, sıkıyönetimlerin ilanı, hiçbiri ama hiçbiri tarihin kaydettiği bu en büyük krizi aşmaya yetmemişti. Tüm dünyada askerî, ekonomik ve idarî kademedeki egemenlerin büyük çoğunluğunun erkeklerden oluşması, gezegen sathındaki keşmekeşi ivmelendiren en baskın etken olmuştu…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;__ 10 yıl sonra __&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âdem, saatin kaç olduğunu öğrenmek için el bilgisayarına &lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; baktı. Sokağa çıkma yasağının başlamasına yarım saat kalmıştı. Ayasofya ile Hürrem Sultan Müzesi (eski adıyla Sultanahmet Camii) arasındaki meydanda, 2035 İstanbul depreminde yıkılan Obelisk’in yerine dikilen Kibele Anıtı’nın bulunduğu Karpinski Parkı’nda oturduğu banktan ayağa kalktı. Meydandaki büyük holovizyonda, sıkıyönetim yasaları uyarınca sürdürülen sokağa çıkma yasağının yarım saat içinde başlayacağı anonsu yapılmakta ve tüm kız kardeşlerin kamu güvenliği adına buna uyması gerektiği, dileyenlerin geceyi meydanda kurulu güvenlik barakasında geçirebileceği söylenmekteydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âdem, ümitsizce el bilgisayarına bir mesaj var mı diye tekrar baktı. O gün de Mehtap kendisiyle irtibat kurmamıştı. Üç gün önce hücre evini basan Kibele devrim muhafızlarının elinden kimlik dönüştürücü &lt;strong&gt;(4)&lt;/strong&gt; sayesinde kıl payı kurtulmuştu Âdem. Fakat zamanı dolmak üzereydi, dönüştürücünün etkisi iki gün sonra geçiyordu çünkü. Bu süre içinde teşkilattan Mehtap aracılığıyla bir haber almalı ve ne yapması gerektiğini öğrenmeliydi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Az ileride kaldığı otele doğru ilerlemeye başladı. Meydanda devriye gezen muhafızları gördükçe açığa çıkma endişesiyle anlık heyecanlanıyordu, ama serinkanlılığını muhafaza etmesinin hayatî öneminin farkındaydı. Vücudun adrenalin seviyesindeki oynamalar, damarlarda dolaşan nano-robotların işlevselliğini bozabilir ve beden enjeksiyon öncesi haline dönebilirdi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Otele vardığında resepsiyon görevlisinin yanında duran iki muhafızı fark etti. Son üç gün içinde giriş yapanların kimlik bilgilerini bilgisayardan kontrol ediyorlardı. Önlerinden geçerken bir an uzun boylu olan muhafızla göz göze geldi, adımlarını sıklaştırarak asansöre bindi ve derin bir oh çekti. Geçmişte birkaç teşkilat mensubunun, kimlik dönüştürücü ses telleri ve göğüsler dâhil kaslarda gerekli fiziksel kadınsı dönüşümü sağladığı halde, yürüyüşlerinin farklı olması sebebiyle şüphe çektiğini ve tutuklandığını biliyordu. Kibele’nin Kızları rejiminin uyguladığı erkek ırkı ıslahı programının bir parçası olarak, geçmişte uygulanan biyolojik bombalardan genomlarının farklılık arz etmesi dolayısıyla etkilenmeyen ve hayatta kalabilen nadir erkekler av misali yakalanmakta, bunlar üzerinde de etkili olabilecek yeni biyolojik silah geliştirme deneyleri yapılmaktaydı. Gökkuşağı’nın Çocukları teşkilatının birincil amacı da zaten sayıları bu çok az olan farklı genomlardaki erkekleri korumaya almak, tutuklananları da kurtarmaya çalışmaktı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Asansör, Âdem’in odasının bulunduğu katta durdu. Odasına geçti yorgun adımlarla ve yatağa uzandı. Az sonra kimlik kontrolü için muhtemelen odaya geleceklerdi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aradan birkaç dakika geçmişti ki kapı çalındı. Kalp atışları hızlandı Âdem’in. Olası bir aksilik durumu için lazer şok tabancasını kontrol etti cebinde ve kapıyı açtı. Aşağıda gördüğü iki muhafızdı gelen. Kendi kimliklerini gösterdiler önce, lobide göz göze geldiği uzun boylu olanı konuşmaya başladı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"İyi akşamlar. Bir soruşturma kapsamında oteldeki müşterilerin kimliklerini kontrol ediyoruz. Lütfen okuyucuya bakar mısınız?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Denileni yaptı ve lazer başlıklı iris okuyucu Âdem’in gözlerini taradı. Muhafızın el bilgisayarının holo-ekranında Âdem’in kimlik bilgileri çıktı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Teşekkürler kız kardeş Merve Hanım. DNA kimlik sorgusu için de kan örneği almamız gerekmekte. Lütfen parmağınızı uzatır mısınız?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Muhafızın uzattığı elektronik şırınganın ucundaki kapsül işaret parmağını kavradı Âdem’in ve aldığı bir damla kanı haznesine analiz için yerleştirdi. DNA bilgisinin işlenmesi ve hipernet yoluyla bağlantı kurduğu merkez karakoldaki kimlik veritabanında mevcut eşleniğinin bulunması işlemi birkaç saniye alıyordu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gelen sonucu kontrol için holo-ekranı açtı muhafız. Gördüğü karşısında göz bebekleri irileşti, arkadaşına dönüp işaret etti gözleriyle ve lazer şok tabancasını çıkarırken bağırdı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Tutukla çabuk, aradığımız adam bu!"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âdem de silâhına davrandı hemen fakat uzun boylu olan muhafızın savurduğu tekmeyle fırladı elinden tabanca. Yüzüne gelen ikinci tekmesiyle de yere yığıldı. Diğer muhafız yakaladı Âdem’i ve ellerinden kelepçeledi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Olanları anlamlandıramıyordu Âdem. Gerçek kimlik verisinin sorgu ile açığa çıkabilme ihtimali yoktu, kimlik dönüştürücü önceden yüklenmiş kimliğin gen simülâsyonunu da sağlıyordu çünkü. Nasıl anlayabilmişti muhafız onun o olduğunu? Şimdi nasıl kurtulabilirdi? Kaçabilmek için muhafızların her açık anlarını kollamalıydı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kafasında bu düşünceler dönüp dururken, duyduğu tiz lazer sesiyle irkildi birden. Vurmuşlar mıydı acaba onu? Tüm bedenini yokladı zihniyle, yaralanıp yaralanmadığını kontrol için; alnından ise terler boşalıyordu. Birden tüm vücudu kasılmaya başladı korkunç bir acıyla, galiba vurulmamıştı ama - “Kahretsin!” dedi içinden- son birkaç saniye içinde yaşadığı büyük heyecan, dönüştürücünün kanına enjekte ettiği nano-robotların işlev dışı kalmasına sebep olmuştu. Gözleri kapanırken son gördüğü kendisine gülümseyerek bakan uzun boylu muhafız ve yerde ensesinden vurulmuş hareketsiz yatan diğer muhafızdı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İki dakika sonra kendine geldiğinde yatağa yatırılmış olduğunu fark etti Âdem, gözlerini zorlanarak açtı, çıplaktı. Bütün kasları dayak yemişçesine ağrıyordu. Karşısındaki koltukta, uzun boylu muhafızın elinde sigara kendisini süzdüğünü gördü. Koltuğun hemen yanında yerde ise diğer muhafızın cansız bedeni hâlâ durmaktaydı. Muhafız sigarasından derin bir nefes çekti, kül tablasına bıraktı sigarayı ve:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Seninle hemen bağlantı kuramadığım için özür dilerim sevgilim."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âdem şaşkınlık ve gülümsemeyle:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Mehtap! Öldürebilirdim seni, neden böyle bir şey yaptın?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Önce tekmelerime karşı koymayı öğrenmen lazım, bu da pek mümkün gözükmüyor. – Kahkaha atmaya başladı- Hele de o kıyafetlerle bunu asla yapamazdın! Ama nasıl da korktun, 'Aradığımız adam bu!' dediğimde. Unutmayacağım o bakışlarını. – Devam ediyordu kahkaha atmaya - "&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Başının altındaki yastığı çekip fırlattı Mehtap’a Âdem. Mehtap havada yakalayıp geri fırlattı yastığı ve ayağa kalkarak:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Çabuk, fazla vaktimiz yok. Seri olmamız lazım. Şimdi, öncelikle şu cesetten kurtulmamız gerekmekte."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dedi ve pardösüsünün cebinden birkaç elektronik şırınga ile beraber kimlik dönüştürücüyü çıkardı. Yerdeki muhafızın giysilerini çıkardıktan sonra batırdı iğneyi ve muhafızın kanından bir miktar çekti. Daha sonra muhafızın yüzünü çevirdi ve el bilgisayarıyla videoya çekti, görüntü örneğini kimlik dönüştürücüye aktardı. ‘Sentezle’ tuşuna bastı ve kimlik dönüştürücü kimlik kopyasını oluşturacak solüsyonu hazırlamaya başladı. Daha sonra içi sıvı azot dolu yalıtılmış başka bir şırıngayı aldı ve muhafıza batırıp enjekte etti, hemen ardından aynı yere diğer şırıngayla içinde nano-çoğaltıcılar bulunan solüsyonu enjekte etmesiyle muhafızın bütün vücudu birkaç saniye içinde kaskatı kesildi, tıpkı bir heykel gibi. Kemerinde takılı copu çıkardı Mehtap sonra ve sert bir darbeyle buzlaşmış cesede vurdu, cam kırıkları misali dağıldı etrafa cesedin parçaları. Parçaları toparlayıp naylon bir torbaya koydu ve birkaç dakika sonra cesedin kırıkları kanalizasyonun yolunu tutmuştu bile. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Muhafızın kimlik kopyasının yer aldığı dönüştürücüyü uzattı Âdem’e ve gülerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Yeni kimliğin hayırlı olsun."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âdem dönüştürücüyü aldı ama yatağa bıraktı, yanaklarından tuttu Mehtap’ın ve gözlerinin içine baktı derin derin:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Kimlik dönüştürücü kişinin bakışlarını ve bakışlarının anlamlarını değiştiremiyor. Şu an bu bedenin içinde gözlerinin ardında seni görebiliyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mehtap dudaklarını yaklaştırdı Âdem’e, fakat Âdem elini ikisinin dudaklarının arasına koydu ve:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Teknik olarak seni aldatmış olurum başka birisine ait dudakları öpersem. Ama sen olursan…"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Haklısın” anlamında başını salladı Mehtap ve cebinden kendi öz kimliğini barındıran şırıngayı çıkarıp kendisine enjekte etti. Titremeye ve kasılmaya başladı, Âdem sımsıkı kavradı ve ellerini tuttu Mehtap’ın. Kendisine geldiğinde Mehtap hâlâ Âdem’in kollarındaydı. Uyandığını fark eden Âdem:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Hoş geldin sevgilim. İyi misin?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mehtap’ın cevabı, sımsıkı sarılması ve dudaklarıyla Âdem’in dudaklarını mühürlemesi oldu. Büyük bir hasretle tek vücut oldular, kâinatın öz suyuydu damarlarında dolaşan o an. Bir kadınla erkeğin sevişmesi, Kibele’nin Kızları rejimine karşı işlenebilecek suçların en ağırıydı; ama onlar aşkın ırk, din, ideoloji tanımayan metafizik gücünü her bir hücrelerinde ve ruhlarının bütün kesitlerinde hisseden devrimci Gökkuşağı Çocuklarıydı ve sevişmek, bir Gökkuşağı Çocuğu’nun yapabileceği en devrimsel eylemdi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yatakta çıplak bedenleriyle birbirlerine sarılı uzanırlarken, sigarasını söndüren Mehtap, pencereden ışığı odaya vuran aya baktı ve:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Başaramayacaklar. Çok acı verdiler, veriyorlar, bir müddet daha da verecekler ama başaramayacaklar. Kendilerini Laplace’ın cini &lt;strong&gt;(5)&lt;/strong&gt; zannediyorlar!"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Kibelecilerden mi bahsediyorsun?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Evet, onlardan. Gezegeni karanlık bir cendereye soktular ve bu cenderenin devamı için en ince ayrıntısına kadar düşündükleri siyasi, ekonomik, teknolojik kontrol mekanizmalarını kurdular. Ama sökmeyecek. Sökmeyecek, çünkü insan iradesine muhalif yapılanan her sistem çökmeye mahkûmdur. Bir insana, onun iradesine rağmen bir şeyi bir zaman boyunca belki yaptırabilirsin, ama her şeyi her zaman sürecek şekilde yaptıramazsın. Tarih, bu türden bir sürü toplumsal mühendislik projeleri çöpleriyle dolu. Ve bu projelerin tasarlayıcı beyinlerinin küstahlıklarını, kibirlerini ve her zaman bu projeleri eninde sonunda çöktüğü için aptallıklarını fark etmemek imkânsız. İnsan gibi, evrendeki cansız ve şuursuz parçacıklardan çok daha karmaşık, hesaba kitaba gelmez bir varlığın ve bu varlığın oluşturduğu toplulukların yaşam tarzlarını ve geleceklerini şekillendirmeye, kalıplara sokmaya çalışan tüm çabalar… Sonuç itibariyle bir şekilde soldan veya sağdan, dinsel veya bilimsel öncüllerden, A ideolojisinden veya B ideolojisinden yola çıkıp Laplace’ın cinliğine soyunmak… İnsanlık her zaman tüm bu akıl ve mantığın gereği diye öne sürülen düzenlemelere tekmeyi bastı, yine basacak. Aşkımız, bunun kanıtıdır… Çünkü aşkı kontrol edemiyorlar, edemeyecekler de. Aşkın kural bozucu gücüne güvenecek ve korkmayacağız…"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;[10 yıl önce, 12 Şubat Y Komplosunun gerçekleşmesinden birkaç dakika evvel]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"General Karpinski, 'Kibele’nin Dönüşü' operasyonunun başlaması için emirlerinizi bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aşk sorunu çözülemedi hâlâ, değil mi Albay Âbdar?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Maalesef efendim. Nadir de olsa bazı erkek bünyelerde kuvvetli aşk duygusu virüse karşı aşamadığımız bir bağışıklık gücü yaratıyor. Bunun, genomlarındaki bir tür farklılıktan kaynaklandığını düşünüyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yarını erteleyemeyiz. Yeni düzende, aşk anakronik bir yanılsama olacak. Ufak sapmalarsa sisteme zarar veremezler. Operasyonu başlatın…"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strike&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; Teorik temelleri Prof. Dr. Levent Onural’ın 2004–2008 yılları arasında yürüttüğü 3DTV projesi ile atılan ve prototipi 2018’de üretilen, piyasaya sunulması ve yaygınlaşması ise 2020’lerde gerçekleşen, geleneksel televizyon görüntülerini üç boyutlu holografik formda veren cihaz. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; 1960’larda Amerikan Savunma Bakanlığı’nın olası doğal afetler ve nükleer saldırılar ardından dahi iletişimin devam etmesi hedefleriyle başlattığı Arpanet projesinin, 1980’lerde internet adı ile küresel ölçekte sivil kullanıma sunulması ardından devam eden çalışmalar, WiMAX’in tüm gezegen sathına yayılmasıyla 2019’da hiperneti doğurdu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; Bileklik şeklinde kola takılan, ses komutlarıyla çalışan, gerektiğinde holografik ekranı açılabilen ve hipernet üzerinden görüntülü iletişimi sağlayan kişisel bilgisayar. Piyasaya 2026’da Nokia firması tarafından sürüldü. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(4)&lt;/strong&gt; Damardan, nano-robotlar içeren özel bir solüsyonun enjekte edilmesiyle bedenin fiziksel görünümünde ve genetik yapısında önceden programlanmış değişiklikleri gerçekleştiren elektronik şırınga. Kaslara, ten ve saç rengine etki etmesiyle kişi yaklaşık bir dakika süren son derece sancılı bir süreçle başka bir kimliğe bürünebilmektedir. Kimlik dönüştürücü, Kibele’nin Kızları dikta rejimine muhalif “Gökkuşağı Çocukları” teşkilatınca geliştirilmiş bir cihazdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(5)&lt;/strong&gt; 18. yüzyılda, determinizme iman derecesinde bağlı ve “Fransa’nın Newton’u” payesiyle anılan ünlü matematikçi Laplace’ın önerdiği düşünce deneyinde bahsi geçen, evrendeki tüm parçacıkların konum, hız ve üzerlerine etkiyen bütün kuvvetlerin bilgisine sahip olan hayali cin. Laplace’a göre böyle bir cin, evrenin herhangi bir gelecek zamandaki durumunu bilebilecektir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-7187942638186602635?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/7187942638186602635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/y-komplosu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7187942638186602635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7187942638186602635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/y-komplosu.html' title='Y Komplosu'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StII2f2DSsI/AAAAAAAAAWo/Np9fKuYRFDQ/s72-c/yinyang.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-4165374807480088936</id><published>2009-10-11T15:24:00.005+03:00</published><updated>2009-10-11T16:03:45.548+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='E. F. Schumacher'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyabanci'/><title type='text'>Ernest Friedrich Schumacher (1911 - 1977)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHMdcSLe1I/AAAAAAAAATw/xpX43SFbe08/s1600-h/schumacher.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHMdcSLe1I/AAAAAAAAATw/xpX43SFbe08/s320/schumacher.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.schumachersociety.org/"&gt;http://www.schumachersociety.org/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHNaZt42nI/AAAAAAAAAT4/3a1uhtq5n9Y/s1600-h/aklikarisiklar-icin-kilavuz-e-f-schumacher.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHNaZt42nI/AAAAAAAAAT4/3a1uhtq5n9Y/s200/aklikarisiklar-icin-kilavuz-e-f-schumacher.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHNyxA6RZI/AAAAAAAAAUA/Pf2xLVAHyME/s1600-h/kucukguzeldir.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHNyxA6RZI/AAAAAAAAAUA/Pf2xLVAHyME/s200/kucukguzeldir.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;A Guide for the Perplexed - Aklı Karışıklar İçin (Bir) Kılavuz&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Small is Beautiful - Küçük Güzeldir&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-4165374807480088936?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/4165374807480088936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/ernest-friedrich-schumacher.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4165374807480088936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4165374807480088936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/ernest-friedrich-schumacher.html' title='Ernest Friedrich Schumacher (1911 - 1977)'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHMdcSLe1I/AAAAAAAAATw/xpX43SFbe08/s72-c/schumacher.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-5569598134652166055</id><published>2009-10-11T15:23:00.003+03:00</published><updated>2009-10-11T17:27:30.493+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Erich Fromm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyabanci'/><title type='text'>Erich Fromm (1900 - 1980)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHPtRldYfI/AAAAAAAAAUI/EYeMpbLLDcw/s1600-h/ErichFromm8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHPtRldYfI/AAAAAAAAAUI/EYeMpbLLDcw/s200/ErichFromm8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.erich-fromm.de/"&gt;http://www.erich-fromm.de/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHVgjuu-lI/AAAAAAAAAUQ/XgxA84SuKrI/s1600-h/frommozgurluktenkacistr7.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHVgjuu-lI/AAAAAAAAAUQ/XgxA84SuKrI/s200/frommozgurluktenkacistr7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHV0v4bcTI/AAAAAAAAAUY/qS4EZt4iSAA/s1600-h/sevme_sanati.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHV0v4bcTI/AAAAAAAAAUY/qS4EZt4iSAA/s200/sevme_sanati.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Escape From Freedom - Özgürlükten Kaçış&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;The Art of Loving - Sevme Sanatı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-5569598134652166055?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/5569598134652166055/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/erich-fromm-1900-1980.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5569598134652166055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5569598134652166055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/erich-fromm-1900-1980.html' title='Erich Fromm (1900 - 1980)'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHPtRldYfI/AAAAAAAAAUI/EYeMpbLLDcw/s72-c/ErichFromm8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-3416136687749833534</id><published>2009-10-11T15:23:00.002+03:00</published><updated>2009-10-11T17:23:31.503+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyabanci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gogol'/><title type='text'>Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809 - 1852)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHmUkLEiDI/AAAAAAAAAVY/Yn3Y7ZnI17g/s1600-h/gogol.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHmUkLEiDI/AAAAAAAAAVY/Yn3Y7ZnI17g/s200/gogol.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikolay_Vasilyevi%C3%A7_Gogol"&gt;http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikolay_Vasilyevi%C3%A7_Gogol&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHmvHGLMRI/AAAAAAAAAVg/MvQw6jiy2pY/s1600-h/olucanlar.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHmvHGLMRI/AAAAAAAAAVg/MvQw6jiy2pY/s200/olucanlar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHn-COYaEI/AAAAAAAAAVo/pLped98Cbbg/s1600-h/tarasbulba.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHn-COYaEI/AAAAAAAAAVo/pLped98Cbbg/s200/tarasbulba.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHonI1pYHI/AAAAAAAAAVw/gagJSH4Ltzw/s1600-h/delininguncesi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHonI1pYHI/AAAAAAAAAVw/gagJSH4Ltzw/s200/delininguncesi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHo3h6VoqI/AAAAAAAAAV4/rX27cGvhy7Q/s1600-h/dikanka.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHo3h6VoqI/AAAAAAAAAV4/rX27cGvhy7Q/s200/dikanka.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Мёртвые души - Ölü Canlar&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Тарас Бульба - Taras Bulba&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Petersburg Hikayeleri: Bir Delinin Güncesi, Palto, Burun, Tablo&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Arabeskler: Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-3416136687749833534?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/3416136687749833534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/nikolay-vasilyevic-gogol-1809-1852.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/3416136687749833534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/3416136687749833534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/nikolay-vasilyevic-gogol-1809-1852.html' title='Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809 - 1852)'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHmUkLEiDI/AAAAAAAAAVY/Yn3Y7ZnI17g/s72-c/gogol.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-8542097057129460355</id><published>2009-10-11T15:22:00.001+03:00</published><updated>2009-10-11T17:46:55.570+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyabanci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Isaac Asimov'/><title type='text'>Isaac Asimov (1920 - 1992)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHs0sQ_8tI/AAAAAAAAAWA/mlF42FySpEY/s1600-h/asimov.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHs0sQ_8tI/AAAAAAAAAWA/mlF42FySpEY/s320/asimov.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.asimovonline.com/"&gt;http://www.asimovonline.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.gunesintamicinde.com/isaac-asimov-robotlar-imparatorluk-ve-vakif-yazari/"&gt;http://www.gunesintamicinde.com/isaac-asimov-robotlar-imparatorluk-ve-vakif-yazari/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHuZYccNmI/AAAAAAAAAWI/b77Pyp9n2KM/s1600-h/vakif1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHuZYccNmI/AAAAAAAAAWI/b77Pyp9n2KM/s200/vakif1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHuqEQWeVI/AAAAAAAAAWQ/qUS1Mpf25ac/s1600-h/vakif2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHuqEQWeVI/AAAAAAAAAWQ/qUS1Mpf25ac/s200/vakif2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHu3IKqdMI/AAAAAAAAAWY/9_pT5q6sURc/s1600-h/vakif3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHu3IKqdMI/AAAAAAAAAWY/9_pT5q6sURc/s200/vakif3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHvG29VToI/AAAAAAAAAWg/cMe_S2ebzIA/s1600-h/ikincivakif.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHvG29VToI/AAAAAAAAAWg/cMe_S2ebzIA/s200/ikincivakif.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Prelude to Foundation - Vakıf Kurulurken&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Foundation - Vakıf&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Foundation and Empire - Vakıf ve İmparatorluk&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Second Foundation - İkinci Vakıf&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-8542097057129460355?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/8542097057129460355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/isaac-asimov-1920-1992.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/8542097057129460355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/8542097057129460355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/isaac-asimov-1920-1992.html' title='Isaac Asimov (1920 - 1992)'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHs0sQ_8tI/AAAAAAAAAWA/mlF42FySpEY/s72-c/asimov.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-784715406210241921</id><published>2009-10-11T15:22:00.000+03:00</published><updated>2009-10-11T16:16:26.009+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyabanci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eric Hoffer'/><title type='text'>Eric Hoffer (1902 - 1983)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHYnmLrazI/AAAAAAAAAUg/Kn-cqcfifco/s1600-h/eric-hoffer-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHYnmLrazI/AAAAAAAAAUg/Kn-cqcfifco/s320/eric-hoffer-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.hofferproject.org/"&gt;http://www.hofferproject.org/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHZmxbTR7I/AAAAAAAAAUo/C1st8Vr6ECg/s1600-h/kesininanclilar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHZmxbTR7I/AAAAAAAAAUo/C1st8Vr6ECg/s320/kesininanclilar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;The True Believer - Kesin İnançlılar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-784715406210241921?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/784715406210241921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eric-hoffer-1902-1983.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/784715406210241921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/784715406210241921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eric-hoffer-1902-1983.html' title='Eric Hoffer (1902 - 1983)'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHYnmLrazI/AAAAAAAAAUg/Kn-cqcfifco/s72-c/eric-hoffer-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-1090647090050845875</id><published>2009-10-11T15:20:00.000+03:00</published><updated>2009-10-11T16:24:56.842+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyabanci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bart Kosko'/><title type='text'>Bart Kosko (1960 - ... )</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHbr9jDeqI/AAAAAAAAAUw/a18xrkLqkh4/s1600-h/bartkosko.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHbr9jDeqI/AAAAAAAAAUw/a18xrkLqkh4/s200/bartkosko.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://sipi.usc.edu/~kosko/"&gt;http://sipi.usc.edu/~kosko/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHcgCXJ9TI/AAAAAAAAAU4/k5uzYRGKM8k/s1600-h/fuzzythinking.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHcgCXJ9TI/AAAAAAAAAU4/k5uzYRGKM8k/s320/fuzzythinking.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Fuzzy Thinking&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-1090647090050845875?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/1090647090050845875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/bart-kosko-1960.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1090647090050845875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1090647090050845875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/bart-kosko-1960.html' title='Bart Kosko (1960 - ... )'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHbr9jDeqI/AAAAAAAAAUw/a18xrkLqkh4/s72-c/bartkosko.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-1157333990720650476</id><published>2009-10-11T15:19:00.000+03:00</published><updated>2009-10-11T16:57:54.861+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyabanci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amin Maalouf'/><title type='text'>Amin Maalouf (1949 - ... )</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHdu7rJh7I/AAAAAAAAAVA/tra5U24fRiU/s1600-h/Amin_Maalouf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHdu7rJh7I/AAAAAAAAAVA/tra5U24fRiU/s200/Amin_Maalouf.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.aminmaalouf.net/en/"&gt;http://www.aminmaalouf.net/en/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/yazar/?id=22"&gt;http://www.ykykultur.com.tr/yazar/?id=22&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHeJyPayzI/AAAAAAAAAVI/5FMh3TP4Rs8/s1600-h/Olumcul-Kimlikler.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHeJyPayzI/AAAAAAAAAVI/5FMh3TP4Rs8/s200/Olumcul-Kimlikler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHeZ1wtdsI/AAAAAAAAAVQ/9LD71JZ7PxE/s1600-h/civisi-cikmis-dunya.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHeZ1wtdsI/AAAAAAAAAVQ/9LD71JZ7PxE/s200/civisi-cikmis-dunya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Les Identités Meurtriéres - Ölümcül Kimlikler&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Le dérèglement du monde : Quand nos civilisations s'épuisent - &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Çivisi Çıkmış Dünya: Uygarlıklarımız Tükendiğinde&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-1157333990720650476?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/1157333990720650476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/amin-maalouf-1949.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1157333990720650476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1157333990720650476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/amin-maalouf-1949.html' title='Amin Maalouf (1949 - ... )'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StHdu7rJh7I/AAAAAAAAAVA/tra5U24fRiU/s72-c/Amin_Maalouf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-1693508431283023188</id><published>2009-10-08T01:08:00.002+03:00</published><updated>2009-10-08T01:44:52.829+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimkurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>Eyikrüt Medeniyetinin Esasları: Siber Demokrasi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0OU3iYAJI/AAAAAAAAANY/fAmuJM8rIVs/s1600-h/green_planet-browse.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0OU3iYAJI/AAAAAAAAANY/fAmuJM8rIVs/s400/green_planet-browse.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Aynüd Gezegeninin Uzaydan Görünümü)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Bu yazımda sizlere, bizden yaklaşık bin ışık yılı &lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; ötede bulunan Aynüd gezegeninin en müreffeh ülkesi olan Eyikrüt Cumhuriyeti’ndeki siyasi sistemi ve anayasal kurumlarını anlatmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt Cumhuriyeti, doğrudan demokrasi ile parlamenter demokrasinin karması bir rejimle idare edilen, 80 milyonluk nüfusa sahip bir ülke. &lt;strong&gt;“80 milyonluk bir nüfusta doğrudan demokrasi mi?”&lt;/strong&gt; diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Eyikrüt halkı elbette bizdeki eski Yunan site devletlerinde ya da günümüz bazı İsviçre kantonlarında olduğu gibi fiziksel olarak bir araya gelip kararlar almıyorlar. Herkes, ülkenin ve hatta Aynüd’ün neresinde olursa olsun, bizdeki internet benzeri bilgisayar ağları aracılığıyla meclislerinin çıkarmayı düşündüğü tasarı halindeki yasaları sanal forumlarda görüşüyorlar, istişare ediyorlar ve oyluyorlar. Kullanılan merkezi siber-meclis yazılımı, bu forumlarda Eyikrüt halkının evlerindeki bilgisayarlardan aktardığı görüşleri derliyor, benzer düşünce ve eğilimleri tasnifleyerek istatistiksel olarak milletvekillerine sunuyor. Böylece yasama organını oluşturan milletvekilleri ve yürütmenin başı konumundaki hükümet de her an dinamik şekilde Eyikrüt’lülerin bir konuya dair ne düşündüklerini biliyor, ve buna uygun politikalar geliştiriyorlar. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İzninizle biraz da Eyikrüt’te genel seçimlerin nasıl gerçekleştiğine dair malumat sunmak istiyorum. Bizde, malumunuz erken seçime gidilmediği takdirde belirli aralıklarla seçimler gerçekleşir ve meclis yenilenir. Eyikrüt’te ise genel seçimlerin belli bir periyodu yoktur ve meclis ve milletvekilleri halkın sürekli gerçek bir denetimi altındadır. Bir milletvekili hakkında mesela, seçildiği beldenin insanları tarafından görevini layığıyla yerine getirmediği düşünülüyorsa o beldenin insanları kullandıkları elektronik oylarla o kişinin vekilliğini anında iptal edebilmektedirler. Bu uygulama sayesinde vekiller, bulundukları makamı kişisel çıkarlarına ve ikballerine alet etmekten imtina etmeleri gerektiğinin son derece farkındadırlar. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt’te oylar partilere değil, bulundukları beldeden seçime katılan milletvekili adaylarına verilir. Bu adaylara verilen oylar, şayet adaylar bir siyasi partiye üyelerse o partiye de verilmiş sayılır. Böylece, her beldeden seçilen milletvekillerinin oluşturduğu millet meclisinde, hangi partiden daha çok milletvekili bulunuyorsa genel seçimlerin galibi o parti olur ve hükümeti kurma görevini alır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt’te insanlar, beldelerinden aday olan kişiler arasından yalnızca bir tanesine oy vermek zorunda da değillerdir. Çünkü herkes, bir adayı bütün özellikleriyle benimsemek veya benimsememek durumunda değildir.&amp;nbsp;Bulanık mantık &lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; esaslarına göre gerçekleştirilen bu oy verme işlemini şu basit örnekle daha anlaşılır kılayım:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Örneğin bir beldede 5 tane aday vekillik için seçime katılıyor olsun; A,B,C,D ve E adayları. Bizim alışageldiğimiz oylama sistemlerinde, mevcut 1 oyunuzu adaylardan yalnızca bir tanesine ya verirsiniz ya da vermezsiniz. Mesela, B adayını diğer dört adaydan daha çok desteklediğinizi düşünelim. Bu durumda sizin kişisel oy dağılımınız şu şekilde olabilir:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr_tuP5OxUI/AAAAAAAAADY/mG8_sRCk3AU/s1600/sacaklisecim1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr_tuP5OxUI/AAAAAAAAADY/mG8_sRCk3AU/s400/sacaklisecim1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Bu şekilde o beldedeki bütün oylar toplanır ve belli bir orana göre o beldenin temsilcisi belirlenir. Oysa, gerçek hayatta A, C, D ve E adaylarının da görüşlerinden, politikalarından da beğendiğiniz unsurlar vardır, ve aynı şekilde B adayının görüşlerinden, politikalarından beğenmediğiniz, taraftar olmadığınız unsurlar. Fakat bizim gezegenimizdeki klasik seçme ve oylama sistemlerimiz bu nüansları silerek, halkın gerçekteki eğilimlerinin ancak belirli bir yaklaşıklık payıyla yansıtılmasına izin vermektedir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir Eyikrüt’lü ise kullanılan elektronik sistemle, beldesinden aday olan 5 adaya oyunu mesela şu şekilde dağıtabilmektedir:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr_t811lbxI/AAAAAAAAADg/oxr2zuswNC0/s1600/sacaklisecim2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr_t811lbxI/AAAAAAAAADg/oxr2zuswNC0/s400/sacaklisecim2.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Böylece Eyikrütlüler, adayların kendilerini temsil gücüne dair gerçekte ne düşünüyorlarsa bizdekine kıyasla çok çok daha isabetli bir şekilde yansıtabilme imkânına sahip olmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt Cumhuriyeti’nde de bizdeki Anayasa Mahkemesi benzeri bir siyasi kurum mevcut, Türkçe’ye adını “Âkiller Heyeti” diye çevirebileceğimiz. Bizdekine benzer şekilde, çıkarılan bir yasanın anayasaya uygunluğunu denetlemekte Âkiller Heyeti. Eyikrüt’te de mecliste temsil edilen bir siyasi parti, gerekli gördüğü hallerde bu heyete başvurabiliyor. Buna ek olarak, Eyikrüt halkının beşte birinin elektronik başvurusuyla da bu heyet çıkarılan yasanın iptal edilip edilmemesini karara bağlayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Âkiller Heyeti”, bilindik anlamda insanlardan oluşan bir mahkeme değil, aslında bir yazılım. Eyikrüt halkının tarihinde çıkarmış olduğu büyük düşünürler, sanatçılar, devlet adamları, din bilginleri, bilim adamlarının vb. görüş ve öğretilerinin dijital formatta modellendiği bu yazılım, çıkarılan yasanın Eyikrüt halkının tarihten gelen kültür-medeniyet birikimine ve &lt;strong&gt;akıl-ahlâk-adalet&lt;/strong&gt; ilkeleriyle uyum derecesine bakarak yasayı değerlendiriyor ve görüşünü sunuyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-dogru.html"&gt;Gelecek yazımda&lt;/a&gt; Eyikrüt Cumhuriyeti’nin anayasa maddelerinden örnekler vererek sizlere bu ülke halkını tanıtmayı sürdüreceğim. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(1) Işık yılı:&lt;/strong&gt; Işığın bir yılda kat ettiği mesafe, yaklaşık 9 trilyon 460 milyar 800 milyon km.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(2)&amp;nbsp;Bulanık mantık:&lt;/strong&gt; Bir önermenin doğruluk derecesini 0–1 ya doğru ya da değil şeklinde değil, 0 ile 1 arasında bir değer olarak ele alan, hem doğru hem doğru değil diyen mantık sistemi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Bu yazım Haber Ajanda Dergisi'nin Mayıs 2008 sayısında yayınlanmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-1693508431283023188?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/1693508431283023188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-siber.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1693508431283023188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1693508431283023188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-siber.html' title='Eyikrüt Medeniyetinin Esasları: Siber Demokrasi'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0OU3iYAJI/AAAAAAAAANY/fAmuJM8rIVs/s72-c/green_planet-browse.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-3634044612395838109</id><published>2009-10-08T01:07:00.002+03:00</published><updated>2009-10-08T01:44:01.713+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimkurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>Eyikrüt Medeniyetinin Esasları: Doğru, Adil, Eşitlikçi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0SPCPoedI/AAAAAAAAANg/3YkezKI3Rb0/s1600-h/dogru_adil.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0SPCPoedI/AAAAAAAAANg/3YkezKI3Rb0/s400/dogru_adil.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-siber.html"&gt;Geçen yazımda&lt;/a&gt; sizlere, bizden yaklaşık 1000 ışık yılı ötede bulunan Aynüd gezegeninin en müreffeh toplumu olan Eyikrüt’lülerin siyasal seçim sistemlerinden ve Siber-Meclis, Âkiller Heyeti gibi anayasal kurumlarının işleyişinden bahsetmiştim. Bu yazımda ise, Eyikrüt Cumhuriyeti anayasasının ruhunu oluşturan temel dayanakları sizlere tanıtacağım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Bütün Eyikrüt’lüler özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt anayasası böyle başlamaktadır. İlk atıf yapılan kavram, özgürlüktür. Çünkü Eyikrüt tarihi boyunca yaşanılan hadiselerin Eyikrüt’lülere kazandırdığı en büyük tecrübe, manevi ve maddi gelişimin ancak özgürlüğün esas olduğu bir toplumsal iklimde tesis edilebileceği ve sürekli olabileceğidir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt’lülerce özgürlük kavramı, nihayetsiz bir şekilde dilediğini yapabilme olarak yorumlanmamaktadır. Çünkü, akıl ve ahlakla dizginlenmeyen bir özgürlüğün, toplumu şerre götüreceği öngörülmektedir. Bütün Eyikrüt mekteplerinde, Aynüd tarihinde tıp ilminin kurucusu olarak bilinen ünlü hekim Tarkopih’in &lt;strong&gt;“Önce, Zarar Vermeyeceksin!”&lt;/strong&gt; deyişi sınıfların duvarlarında asılıdır. Bu deyiş ekseninde, vücuda ve organlara zarar veren, aklı uyuşturan, dolayısıyla aklın sağlıklı işleyişine zararlı maddelerin kullanımı; hakeza içinde aşk barındırmayan kaba cinsellik, kişinin haysiyet bütünlüğüne zarar verici bir faaliyet olarak kabul edildiğinden özgürlükler bünyesinde değerlendirilmez. Eyikrüt’lülerin ekonomik faaliyetlerinin toplumdaki gelir dağılımını bozucu, ona zarar verici sonuçlar doğurması; üretim süreçlerinin çevreye zarar vermesi ve ekolojik dengeleri bozması da aynı şekilde ekonomik özgürlükler bünyesinde kabul edilmez. Özetle, Eyikrüt’te bütün dinamikleriyle toplumsal ve ekonomik sistem, zarar vermemek esası üzerinde şekillenmiştir ve anayasanın ilk maddesinde atıf yapılan özgürlük kavramı, bu genel zarar vermeme çerçevesinde yorumlanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kardeşlik, Eyikrüt anayasasının ilk maddesinden başlayarak bütününde değişik yerlerde atıf yapılan önemli bir kavramdır. Kişiler arası yetenek, zekâ, ekonomik varlık bakımından farklılıkları görmezden gelerek her alanda mutlak bir eşitliğin dayatılmasının adaletsizlik getireceği düşüncesiyle kardeşlik kavramı ön plana çıkarılmıştır. Fakat her Eyikrüt’lü şunu bilir ki, güçlü olan haklı değil, haklı olan güçlüdür. Kişiler değişik alanlardaki güçlerini, zarar vermeden ve hakkaniyet sınırları çerçevesinde kullanırlar. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, tek başına veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı Eyikrüt anayasasının bu maddesi ile sıkı güvence altına alınmıştır. Eyikrüt’te hiçbir bilimsel ve dinsel deneyim inkâr edilmeksizin saygı görür. Hiçbir ideolojinin, hiçbir İzm’in bilgisi görmezden gelinmez. Çünkü Eyikrüt’lüler bilirler ki, hakikat bir büyük bütündür ve her bir düşünce bu hakikatin bir izdüşümüdür, dolayısıyla her biri hakikatin bir değişik veçhesine işaret etmektedir. Bir kişinin aklına gelen herhangi bir fikrin, Aynüd’ü daha da iyi kılacak bir formül içerebileceği ihtimali göz önünde bulundurularak, özgür düşünceyi kısıtlayabilecek ve baskılayabilecek bütün filler yasaklıdır. Dolayısıyla Eyikrüt’te &lt;em&gt;&lt;strong&gt;"kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; adeta. Ve bu yüzden &lt;strong&gt;&lt;em&gt;"aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmez."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt anayasasının başka bir maddesinde, &lt;strong&gt;“Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.”&lt;/strong&gt; denilmektedir. Bu maddenin Eyikrüt’te anayasaya giriş öyküsü ilginçtir. Yüzlerce yıl evvel, Eyikrüt’te bir dönem egemen olan zihniyetin, toplumda &lt;strong&gt;“nabrüt”&lt;/strong&gt; olarak bilinen ve bazı Eyikrüt’lü kadınların dinsel inançları gereği kullandıkları bir giysinin yüksek öğrenim kurumlarında ve millet meclisinde yasaklanması ile başlayan yaklaşık 30 yıllık bir süreç sonunda, akıl ve vicdan kazanmış, nabrüt kullanımı üzerinde süregelen baskılar son bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt’te, anayasalar ve kanunların anlatıldığı siyaset kitaplarında sıklıkla referans verilen bir düşünce deneyi vardır ve her Eyikrüt’lü eğitim hayatı boyunca en az bir kez bu düşünce deneyi ile ilgili bir kompozisyon yazmıştır. Bu düşünce deneyinde &lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt;, gelecekteki bir toplumda geçerli olacak yasaları hazırlamak üzere kurulmuş bir yüce kurulun varlığı kurgulanır. Bu kurul, kesinlikle tüm konuları ele almak durumundadır, çünkü fikir birliğine varılır varılmaz, yani yasalar çıkarılır çıkarılmaz, kuruldaki herkes ölecektir. Ancak üyeler, hemen ardından dirilecek ve yasalarını kendi koydukları toplumda yaşamaya başlayacaklardır. Düşünce deneyini özgün kılan husus, bu kurul üyelerinin dirildiklerinde toplumdaki yerlerinin ne olacağını önceden bilmemeleridir. Dirildiklerinde hangi cinsiyette, hangi ırkta, hangi dinde, hangi meslekte, işçi mi köylü mü, patron mu, zengin mi fakir mi olacaklarını bilmediklerinden, toplumun tüm kesimlerine hitap eden yasalar çıkarmak zorundadırlar. Bu düşünce deneyinin öngörüsü, bu şekilde tasarlanan bir anayasa ve kanunlar sisteminin ancak tam anlamıyla &lt;strong&gt;doğru, adil, eşitlikçi&lt;/strong&gt; olacağı üzeredir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aynüd’deki incelemelerime dayanarak vardığım sonuç, Eyikrüt Cumhuriyeti halkının anayasası ve kanunlarının, tıpkı bu düşünce deneyinin öngördüğü şekilde tam anlamıyla doğru, adil ve eşitlikçi olduğu üzeredir. Bunu nasıl başarabildiklerine gelince… &lt;strong&gt;Maruz kaldıkları kötülükler ve adaletsizliklerin kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe değişmeyeceğinin farkına varmalarıyla&lt;/strong&gt; başlamış her şey. &lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-kaostan.html"&gt;Gelecek yazımda&lt;/a&gt; Eyikrüt’lülerin tüm Aynüd’e örnek olan bu iç aydınlanma öykülerinden bahsederek bu medeniyeti sizlere tanıtmayı sürdüreceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; Anayasa maddeleri "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"nden alınmıştır...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(2) &lt;/strong&gt;Hintli bir şair olan Rabindranath Tagore’in dizelerinden…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; John Rawls'ın "Bir Adalet Kuramı" adlı kitabından…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Bu yazım Haber Ajanda Dergisi'nin Haziran 2008 sayısında yayınlanmıştır)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-3634044612395838109?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/3634044612395838109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-dogru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/3634044612395838109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/3634044612395838109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-dogru.html' title='Eyikrüt Medeniyetinin Esasları: Doğru, Adil, Eşitlikçi'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0SPCPoedI/AAAAAAAAANg/3YkezKI3Rb0/s72-c/dogru_adil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-7553255462043736400</id><published>2009-10-08T01:06:00.000+03:00</published><updated>2009-10-08T01:42:20.143+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bilimkurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>Eyikrüt Medeniyetinin Esasları: Kaostan Ütopyaya</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0WBAI7DrI/AAAAAAAAANo/NXnd6JJtTYw/s1600-h/iceberg.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0WBAI7DrI/AAAAAAAAANo/NXnd6JJtTYw/s400/iceberg.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Geçen raporlarımda (&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-siber.html"&gt;*&lt;/a&gt;) (&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-dogru.html"&gt;**&lt;/a&gt;)&amp;nbsp;sizlere bizden 1000 ışık yılı ötede bulunan Aynüd gezegeninin en müreffeh toplumu olan Eyikrüt’lülerin siyasal seçim sistemlerinden, Siber-Meclis, Âkiller Heyeti gibi anayasal kurumlarının işleyişinden ve Eyikrüt Cumhuriyeti anayasasının ruhunu oluşturan temel dayanaklardan bahsetmiştim. Bu raporumda ise Eyikrüt’lülerin biz Dünyalılar nezdinde adeta ütopya olarak addedilebilecek bu sistemlerini nasıl tesis edebildiklerinden bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt Cumhuriyeti halkının bundan yüzlerce yıl evvel mevcut topraklarına iklim değişiklikleri yüzünden göç etmesinden önce Aynüd’ün Aysa kıtasının ortalarında yaşadıkları söylenegelir. Yaşadıkları söylenen coğrafyada bulunan ve eski Krüt ( Eyikrüt halkı) alfabesiyle yazılmış, en az 10.000 yaşındaki Nuhro anıtlarında şöyle yazmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;"Korkma! Dağlar koni, bulutlar küre, yıldırımlar şakuli değil! &lt;strong&gt;Doğrusal denklemler, sahici aynüdün mecazıdır, gerçek, doğrusal denklemlerden ibaret değil!&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Yerel, küreselden farklı olabilir. Bileşik sistemlerde insicam, çalkantıyla el ele yürür. Kaos, oluşanın bilimidir, geçmişin değil. Mekândan münezzehtir, tutarlıdır, hesaba gelir. &lt;strong&gt;Kaos'tan korkma!&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Bu ülkede akide şekerinin yapıldığı günleri hatırlar mısın? Ya da annenin talaş böreğini? İki ucundan çekilip sündürülen, ortadan katlanan ve tekrar sündürülen şekeri? Yaprak yaprak ayrılan hamuru? Pişmaniyeyi? Maddenin her çekilişi, her katlanışı, onu oluşturan yan yana tanecikleri savurur ama bütün, yeni bir düzene oturacaktır. Yerel savrulurken, bütün dingindir. Savruluş, aslında bir serüvendir, serüvenden korkma! &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Zaman ve mekânın mutlaklığı bir illüzyondan ibaretti, görecelik yıktı. Kuantum teorisi ölçümleme sonuçlarının kesinliğine ilişkin rüyalardan uyandırdı; bu aynüde dair olup da, yüzde yüz doğru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış hiçbir verinin olamayacağını gösterdi!&amp;nbsp;Bulanık mantık nasni zihnini siyah-beyaz düşüncenin ikili cenderesinden kurtardı. Geleceğin yüzde yüz öngörülebilineceğine dair determinist fantezileri de Kaos bilimi yok edecek.&lt;/strong&gt; &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Büyük meseleleri, büyük programların halledebileceğinin düşünüldüğü günler geride kaldı. Küçücük müdahalelerin, kendileri gibi küçücük sonuçlar doğuracağı düşünüldüğü için küçümsendikleri günler de öyle. Dinamik sistemler hayal bile edemediğimiz karmaşık kurallara göre çalışır. Bugün, Lubnatsi’de (Eyikrüt eski başkenti) kanat çırpmaya başlayan bir kelebek, bir zaman sonra aynüdün başka taraflarında kasırgalara neden olacaktır!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Kuantum fizikçileriyle sufi tayfası el ele, omuz omuza. &lt;strong&gt;İnan, güven ve Korkma!&lt;/strong&gt;"&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt Cumhuriyeti milli şairlerinden Yosre Fika Temhem’in, Krüt halkının savaş ve yokluk günleri zamanında yazdığı marşları da &lt;strong&gt;“Korkma!”&lt;/strong&gt; ile başlamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nuhro anıtlarında bahsedilen Kaos bilimi, bu kâinattaki sistemlerde küçük etkilerin ve değişikliklerin çok büyük sonuçlar doğurabileceğini öngörmektedir ve Aynüd bilim adamlarının yaklaşık en az 10.000 yıldır farkında oldukları bu bilimi biz de 1970’lerden itibaren matematiksel olarak keşfetmeye başladık. Bilhassa matematiksel olarak diyorum, zira bizde dahi kâinatın bu şekilde işlediği bilgisi bazı anonim söylencelerimize dek girmişti;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Bir çivi bir nal kurtarır,&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir nal bir at kurtarır,&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir at bir süvari kurtarır,&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir süvari bir savaş kurtarır,&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir savaş bir ülke kurtarır.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu, bizlerin de bildiği eski bir söylence idi. Fakat Aynüd halkları arasında Eyikrüt’lüler bu esas üzerine koca bir medeniyet inşa edebildiler. Herhangi bir Eyikrüt’lü yolda bir taş gördüğü vakit onu görmezden gelmiyordu, alıp kenara koyuyordu ki ola ki kendisinden sonra birisinin ayağı takılır ve zarar görür. Bir taşı yolun kenarına koymanın tüm Aynüd tarihine etkisi olabileceğinin farkındaydılar, yoldan kimin geçeceğini – mühim bir buluş yapacak bir bilim madası, ülkeyi kurtaracak bir komutan vb. – kim bilebilirdi ki?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrütlüler, kendilerini çevreleyen toplumsal dairelerin iç içe olduğunu ve en merkezde de kendileri olduğunu biliyordu. Ruhlarının üzerini örten kiri pası arındırmaya en merkezdeki daireden başlamaları gerektiğini, çünkü en yakın oldukları ve doğrudan nüfuz edebilecekleri yegâne dairenin bu daire olduğunun farkındaydılar. Ve sonra aileleri, hayat yoldaşları, eşleri, dostları, arkadaşları… Sözün güzeliyle, kalp kırmadan, ağız dilinden öte hâl diliyle elbette… Bir daire sonrası, komşuları; bir Eyikrüt’lünün komşusu açken tok yatması düşünülemezdi bile. Mahalleleri, şehirleri, ülkeleri… Gezegenleri… Kâinatları… Her daireye yakınlıkları nispetinde sorumluluk derecelerinin büyümekte olduğunu, fakat her dairede de bir elleri olması gerektiğini de biliyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eyikrüt medeniyeti ve bu medeniyetin geçmiş raporlarımda belirttiğim siyasi sistem ve kurumları, sizlere yukarıda özetlemeye çalıştığım bu temel ilkeler üzerinde yükselmekte. Bir Eyikrüt bilgesi olan Analvem Niddelalec İmur’un &lt;strong&gt;“Anlatabildiğim, karşımdakinin anlayabildiği kadardır.”&lt;/strong&gt; hikmetli düsturunca, umarım sizlere Eyikrüt’e dair yeterli&amp;nbsp;malumat sunabilmişimdir...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; Alev Alatlı'nın Schrödinger'in Kedisi [Kâbus] adlı eserindeki Onarımcıların söylemlerinden alıntılanmıştır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Bu yazım Haber Ajanda Dergisi'nin Temmuz 2008 sayısında yayınlanmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-7553255462043736400?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/7553255462043736400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-kaostan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7553255462043736400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7553255462043736400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/eyikrut-medeniyetinin-esaslar-kaostan.html' title='Eyikrüt Medeniyetinin Esasları: Kaostan Ütopyaya'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0WBAI7DrI/AAAAAAAAANo/NXnd6JJtTYw/s72-c/iceberg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-4076511873875299160</id><published>2009-10-08T00:38:00.003+03:00</published><updated>2009-10-08T00:41:47.120+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>Biip... Biip... Biip... Sanallaşmak İstiyorum!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0G95HD5yI/AAAAAAAAANQ/V7bS4PSwo8c/s1600-h/sims3wall.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0G95HD5yI/AAAAAAAAANQ/V7bS4PSwo8c/s400/sims3wall.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Nazım Hikmet’in, sanayi devrimi sonrası insanların hayatlarının mekanize olmasına ve neredeyse her alanda makinelere karşı artan şehveti eleştirmek maksadıyla 1923 yılında yazdığı &lt;strong&gt;“Makinalaşmak İstiyorum!” (1)&lt;/strong&gt; adlı bir şiiri vardır; &lt;strong&gt;“Trrrrum, trrrrum,trrrrum! Trak tiki tak! Makinalaşmak istiyorum!”&lt;/strong&gt; diye başlayan. Öyle sanıyorum ki, kendisi bugün yaşasaydı bu şiirini şöyle kaleme alırdı: “Biip, biip, biip! Sanallaşmak istiyorum!”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sanallaşmak, gerçeklikten bir kaçış. Gerçekliğin yüklediği sorumluluklardan, vazifelerden ve gerçekliğin gerçeklerinden arınmak. Yeni kimlikler, yeni hayatlar edinmek, yeni gerçekliklerin içine doğmak. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Kliniği’nin kayıt altına aldığı vakalar &lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt;, bu sanallaşma şehvetinin ucunun nerelere varabileceğini gösteriyor:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;“…Hastalarımdan biri 13 yaşında erkek çocuğuydu. Günün 14 saatini internette geçiren bir çocuktu. Evden dışarı çıkmıyordu, ailesi bilgisayarı kapatmak istediğinde onlara saldırıyordu. Annesi bizi ağlayarak aradı ve yardım istedi. Çocuğu gece gündüz internette kalıyormuş. Bilgisayarın karşısından kaldırmadıkları için sonunda yardım istediler. Çocuk ambulansla servisimize getirildi ve birimimizde tedavi oldu.&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;…14 yaşındaki O.C. 'Counter Strike' adlı oyunun bağımlısı. Saatlerce bilgisayar karşısında vakit geçirdiği için oyunu oynamaya başladığından beri kilo almış, okula gitmiyor, günlerce yıkanmıyor. İnternet kafeye para yetiştiremediği için evden eşyalar çalıp, eskicilere satmaya başlamış. Sonunda ailesinin zoruyla hastaneye yatırılan gence müdahale edildi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;…O.Ç. 18 yaşında. Üniversiteyi kazanmış, kaydı yapılmış ancak son iki yıldır internet bağımlılığı nedeniyle bir gün bile okula gitmemiş. Hastaneye ailesinin imzasıyla, onun istemi dışında yatırıldı. Bilgisayardan uzaklaşmamak için fastfood dışında yemek yemiyor. Arkadaşlarıyla özellikle son bir buçuk yıldır hiç diyalogu yok. Telefonunu bir yıldır hiçbir şekilde kullanmıyor.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Electronic Arts firmasının çıkardığı Sims adlı &lt;strong&gt;‘hayat simülasyonu’&lt;/strong&gt; oyunu da geçtiğimiz haftalarda 100 milyonuncu satışını gerçekleştirdiğini duyurdu. &lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; Bu rakamla Sims, tüm zamanların en çok satılan bilgisayar oyunu oldu. Sanal bir evcilik oyunu olan Sims’in içinde yer alan ve dilediğiniz gibi yaratıp yönetebileceğiniz Sim adlı sanal karakterlerin tuvalet ihtiyaçlarından tutun, arkadaşlık, aşk, cinsellik gibi ihtiyaçlarını gidermeniz, hayvan bakımı, bitki yetiştirme gibi oyun eklentileriyle yeteneklerini geliştirmeniz, kariyer hayatlarının bekası için gerekli özellikleri kazanmalarına dönük kitaplar okutturmanız, ayrıca yaptıkları işlerden yüksek verim sağlayabilmeleri için de halet-i ruhiyelerini her daim yüksek tutmanız, bunun için de zaman zaman ekranda beliren ekstra arzu ve isteklerini de karşılamanız gerekmekte. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Sizin dünyanız, sizin hayalleriniz”&lt;/strong&gt; sloganıyla, San Francisco merkezli Linden Lab adlı şirlet tarafından 2003 yılında kullanıma sunulan &lt;strong&gt;Second Life – İkinci Hayat&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;(4)&lt;/strong&gt;, internet üzerinden oynanabilen bir 3 boyutlu sanal dünya gerçekliği uygulaması. Katılımcılarının gerçek para harcayarak sanal topraklar ve evler satın aldıkları, pek çok büyük firmanın bu sanal dünyada ofisler açtığı, devletlerin sanal büyükelçilikler açmayı düşündüğü (İsveç 2007 yılında Maldivler’den sonra bu sanal dünyada büyükelçilik açan ikinci devlet oldu), Reuters haber ajansının bu sanal dünyadan gerçek dünyaya haberler vermeleri için ayrı muhabirler görevlendirdiği bir oluşum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bütün bunlar, makinelerin kontrolündeki bir sanal gerçeklik içinde hiçbir şeyden habersiz şekilde hayatlarını sürdüren insanları anlatan Matrix filmini çağrıştır mıyor mu? Adım adım kendi Matrix’imizi inşa ediyoruz adeta. Filmdeki, Matrix’in yalan olduğunu bildiği halde Matrix’e zengin, ünlü bir aktör olarak geri dönmek için makinelerle pazarlık yapan Cypher adlı karakteri hatırlayalım. 21. yy. insanının rol modeli acaba Cypher mı olacak?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçmiş zamanlarda peygamberler insanlara, eğer bu gerçek dünyada adil, ahlaklı bir yaşam sürerlerse, öldükten sonra doğacakları dünyada kimliklerinden bağımsız olarak dert ve tasanın yer almadığı bir cennet gerçekliğinden haber veriyorlardı. 21. yy’ın sanal putları ise, tıpkı 11. yüzyılda Hasan Sabbah’ın yanındaki fedailere cenneti bu dünyada vaad etmesi misali insanlara henüz bu dünyadayken başka kimlikler, başka hayatlar vaad ediyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsanların, kendi gerçeklerinin hoşnut olmadıkları kısımlarını değiştirmek için çaba göstermektense sanal alternatif gerçekliklerde hayatlarını afyonlamadıkları bir gerçek dünya diliyorum…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;trrrrum, &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;trrrrum, &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;trrrrum! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;trak tiki tak! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;makinalaşmak istiyorum! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;her dinamoyu &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;altıma almak için çıldırıyorum! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor, &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;damarlarımda kovalıyor &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;oto-direzinler lokomotifleri! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;…mutlak buna bir çare bulacağım &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ve ben ancak bahtiyar olacağım &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;karnıma bir türbin oturtup &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;kuyruğuma çift uskuru taktığım gün! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://www.habercocuk.com/haber_detay.asp?id=253"&gt;http://www.habercocuk.com/haber_detay.asp?id=253&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://thesims2.ea.com/100million/index.php"&gt;http://thesims2.ea.com/100million/index.php&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(4)&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://secondlife.com/"&gt;http://secondlife.com/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Bu yazım Haber Ajanda Dergisi'nin Ağustos 2008 sayısında yayınlanmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-4076511873875299160?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/4076511873875299160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/biip-biip-biip-sanallasmak-istiyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4076511873875299160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4076511873875299160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/biip-biip-biip-sanallasmak-istiyorum.html' title='Biip... Biip... Biip... Sanallaşmak İstiyorum!'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0G95HD5yI/AAAAAAAAANQ/V7bS4PSwo8c/s72-c/sims3wall.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-500142420405527049</id><published>2009-10-08T00:28:00.000+03:00</published><updated>2009-10-11T21:19:56.530+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>Türk'çe</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkçe. Türk’ün konuştuğu dil. Peki Türk kim? Kaç çeşit? ‘Türk budur’ diyebileceğimiz ortak referans çerçevelerinin silikleştiği bu ilginç zamanlarda Türk’ün sayısı kadar da Türkçeler yok mu? Hangi Türkçe’yi kullanıyorsanız o Türk’sünüz. Hangi Türk’seniz o Türkçe’yi konuşuyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peki, ben hangi Türk’üm? Konuştuğum dil hangi Türkçe? Hem hiçbiri hem de hepsi diyebileceğim bir araf noktasında, bütün Türkçe’lere dolayısıyla bütün Türklere yakın olmayı dilediğimi biliyorum sadece. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Benim Türkçe’m, 9 ay bedeninde yaşadığım kadını ‘anne’ olarak beynimde kodlayan. Sevgilimin elini tuttuğumda bedenimde dalgalanan duyguyu ‘aşk’ diye gönlüme yazan. Beş duyumla algıladığım her şeyin zihnimdeki simülasyonunun mimarı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ancak kendim dışındaki kâinatı algıladığım müddetçe ben varım diyebiliyorsam, duyumsamalar bitince beden ömrünü tamamlamış oluyorsa madem, algıladıklarımı anlamamı sağlayan Türkçe, varlığımın kanıtlarındandır demek yanlış olmayacaktır herhalde. Dinliyorum ve konuşuyorum, o hâlde anlıyorum; anlıyorum o hâlde düşünüyorum; düşünüyorum o hâlde varım… Dinleme-konuşma-anlama-düşünme işlerinin hepsini Türkçe yaptığıma göre de içinde yaşadığım evren, Türk’çe bir evren. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-500142420405527049?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/500142420405527049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/turkce.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/500142420405527049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/500142420405527049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/turkce.html' title='Türk&apos;çe'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-8009210400478376244</id><published>2009-10-07T03:10:00.008+03:00</published><updated>2009-10-10T01:23:10.408+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotoğraflar'/><title type='text'>Ben, Kendim (1982 - ... )</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uDQ9xHbI/AAAAAAAAAOI/RJvfSjyTbRg/s1600-h/1.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uDQ9xHbI/AAAAAAAAAOI/RJvfSjyTbRg/s320/1.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;İlk Fotoğraf!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uMctEZnI/AAAAAAAAAOQ/g6JnHgKUcss/s1600-h/2.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uMctEZnI/AAAAAAAAAOQ/g6JnHgKUcss/s320/2.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Koruyucu Meleğim ve Ben&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uVKxFaiI/AAAAAAAAAOY/1fqwDWzKS5s/s1600-h/3.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uVKxFaiI/AAAAAAAAAOY/1fqwDWzKS5s/s320/3.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Fotoğraf makinesinden korkmuşum! :-)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0ulUf5WyI/AAAAAAAAAOg/TF3qYAgGl4w/s1600-h/5.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0ulUf5WyI/AAAAAAAAAOg/TF3qYAgGl4w/s320/5.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;İlk Yaş Günü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uthbxz_I/AAAAAAAAAOo/_Y2JfZ2HR1k/s1600-h/6.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uthbxz_I/AAAAAAAAAOo/_Y2JfZ2HR1k/s320/6.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;En Sevdiğim Oyuncağım&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0u2057qzI/AAAAAAAAAOw/4-oMHdtwuQc/s1600-h/7.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0u2057qzI/AAAAAAAAAOw/4-oMHdtwuQc/s320/7.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0vCIHo3TI/AAAAAAAAAO4/3bR3Lr3rtLY/s1600-h/8.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0vCIHo3TI/AAAAAAAAAO4/3bR3Lr3rtLY/s320/8.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Salihli'de...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0vkVEyFLI/AAAAAAAAAPA/2jN8ng8iE8Q/s1600-h/9.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0vkVEyFLI/AAAAAAAAAPA/2jN8ng8iE8Q/s320/9.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;İlk Dans...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0vtNYaWVI/AAAAAAAAAPI/KpvbS2VDYNM/s1600-h/10.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0vtNYaWVI/AAAAAAAAAPI/KpvbS2VDYNM/s320/10.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0v5fD2cNI/AAAAAAAAAPQ/ybUEeeC4PLU/s1600-h/11.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0v5fD2cNI/AAAAAAAAAPQ/ybUEeeC4PLU/s320/11.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Babaannem, Ben, Abdullah Dedem&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0wi3yXxOI/AAAAAAAAAPo/iba05LXFbfQ/s1600-h/16.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0wi3yXxOI/AAAAAAAAAPo/iba05LXFbfQ/s320/16.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Neden Somurtuyorum? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Önümde resimli&amp;nbsp;değil yazılı bir kitap istediğimden!)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0wsnU0tUI/AAAAAAAAAPw/FEPeKET5CiU/s1600-h/17.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0wsnU0tUI/AAAAAAAAAPw/FEPeKET5CiU/s320/17.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Kan Çekiyor Tabi...&amp;nbsp;:-)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss-w4LnKrGI/AAAAAAAAASo/tsC200Usyxc/s1600-h/yeni.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss-w4LnKrGI/AAAAAAAAASo/tsC200Usyxc/s320/yeni.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Abdullah ve Veysel Dedem, Ben ve Murat&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0wCL-viDI/AAAAAAAAAPY/n4mPkAWtLbk/s1600-h/12.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0wCL-viDI/AAAAAAAAAPY/n4mPkAWtLbk/s320/12.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Ve&amp;nbsp;"Gujum" doğuyor :-)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0w8gIkS-I/AAAAAAAAAP4/4vuJdsTuYGg/s1600-h/20.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0w8gIkS-I/AAAAAAAAAP4/4vuJdsTuYGg/s320/20.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Çocukken En Sevdiğim Kıyafetti!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0wNGdJHcI/AAAAAAAAAPg/Vey284lD1V8/s1600-h/14.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0wNGdJHcI/AAAAAAAAAPg/Vey284lD1V8/s320/14.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Gujum büyüyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0xoAjR52I/AAAAAAAAAQI/o0pfJbMxZp0/s1600-h/18.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0xoAjR52I/AAAAAAAAAQI/o0pfJbMxZp0/s320/18.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;İlkokul bitiyor...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0xz6YllsI/AAAAAAAAAQQ/XIFWdovXR7g/s1600-h/21.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0xz6YllsI/AAAAAAAAAQQ/XIFWdovXR7g/s320/21.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Üniversite -hele şükür- bitiyor!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0x_YFwiOI/AAAAAAAAAQY/CjbexYo-gNQ/s1600-h/22.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0x_YFwiOI/AAAAAAAAAQY/CjbexYo-gNQ/s320/22.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Kapadokya...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss03HBwRswI/AAAAAAAAASA/fS2cZ1JtG7A/s1600-h/son4.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss03HBwRswI/AAAAAAAAASA/fS2cZ1JtG7A/s320/son4.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Erciyes'i Dinliyoruz... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Yasemin, Sencer, Ben, Mehmet K.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss03WbGVhSI/AAAAAAAAASI/m4juGAcKLms/s1600-h/son8.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss03WbGVhSI/AAAAAAAAASI/m4juGAcKLms/s320/son8.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Rüya'daki Mucizeler Diyarı!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0yQrANF8I/AAAAAAAAAQg/slnkoYU_1wM/s1600-h/28.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0yQrANF8I/AAAAAAAAAQg/slnkoYU_1wM/s320/28.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Abant Gölü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Ben, Fatih, Turgay)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0yhqxz41I/AAAAAAAAAQo/8bUodIHpsqw/s1600-h/37.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0yhqxz41I/AAAAAAAAAQo/8bUodIHpsqw/s320/37.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Fethiye...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0yuqdlVEI/AAAAAAAAAQw/o0QRf37bfiY/s1600-h/30.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0yuqdlVEI/AAAAAAAAAQw/o0QRf37bfiY/s320/30.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Onarımcılar Okumalarından... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(E.F.Schumacher /&amp;nbsp;"Aklı Karışıklar İçin Bir Kılavuz")&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss02ZDqvWeI/AAAAAAAAARw/DDWhbsTqkjI/s1600-h/son6.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss02ZDqvWeI/AAAAAAAAARw/DDWhbsTqkjI/s320/son6.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0y8DDvtFI/AAAAAAAAAQ4/aZjfxAEx7Ss/s1600-h/39.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0y8DDvtFI/AAAAAAAAAQ4/aZjfxAEx7Ss/s320/39.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Ölüdeniz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Soljenitsin'in ölüm haberini almıştım...)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0zKDkaNUI/AAAAAAAAARA/KFkYKc1Xl2Q/s1600-h/36.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0zKDkaNUI/AAAAAAAAARA/KFkYKc1Xl2Q/s320/36.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Mehmet Ö., Ben, Rahmi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss03g69rF0I/AAAAAAAAASQ/xjoq5KCk-Es/s1600-h/son9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss03g69rF0I/AAAAAAAAASQ/xjoq5KCk-Es/s320/son9.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Ben, Gökhan, Sinan abi, Yasemin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss00A_oPVtI/AAAAAAAAARo/_2Z7d90eSGs/s1600-h/29.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss00A_oPVtI/AAAAAAAAARo/_2Z7d90eSGs/s320/29.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;TRT Binası Girişi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0zWua9jyI/AAAAAAAAARI/rePXJ_NqQRM/s1600-h/26.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0zWua9jyI/AAAAAAAAARI/rePXJ_NqQRM/s320/26.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Malta Köşkü / Turna E-Grubu Kahvaltısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Nevval Sevindi, Ben, -fonda- Rahmi)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0zfkUZ0_I/AAAAAAAAARQ/RLN-yEIATCw/s1600-h/27.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0zfkUZ0_I/AAAAAAAAARQ/RLN-yEIATCw/s320/27.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Tüyap Kitap Fuarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Filistinli Şair Mahmud Derviş, Ben)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0zsiyadHI/AAAAAAAAARY/z9Y7MK-07kY/s1600-h/31.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0zsiyadHI/AAAAAAAAARY/z9Y7MK-07kY/s320/31.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;UMAG Yaratıcı Yazarlık Kursu Sertifika Töreni&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Şair Ahmet Özer, Ben)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0z2H21J7I/AAAAAAAAARg/8HRQGOvbrII/s1600-h/32.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0z2H21J7I/AAAAAAAAARg/8HRQGOvbrII/s320/32.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Bilge Anne Alev Alatlı ile...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss03vrWkvrI/AAAAAAAAASY/aSq7mz_GEFE/s1600-h/son1.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss03vrWkvrI/AAAAAAAAASY/aSq7mz_GEFE/s320/son1.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Ankara / Kurtuba&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss039cx8aHI/AAAAAAAAASg/BfJN4vq9MTI/s1600-h/son2.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss039cx8aHI/AAAAAAAAASg/BfJN4vq9MTI/s320/son2.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;İstanbul Yolunda...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-8009210400478376244?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/8009210400478376244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/ben-kendim-1982.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/8009210400478376244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/8009210400478376244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/ben-kendim-1982.html' title='Ben, Kendim (1982 - ... )'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss0uDQ9xHbI/AAAAAAAAAOI/RJvfSjyTbRg/s72-c/1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-4113735897155580709</id><published>2009-10-05T23:44:00.001+03:00</published><updated>2009-10-05T23:45:35.926+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuantum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenifizik'/><title type='text'>Kuantum Devrimi - I</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspRoME9kOI/AAAAAAAAAJI/xMlGbBsr6cQ/s1600-h/ismailyigit_kuantum.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspRoME9kOI/AAAAAAAAAJI/xMlGbBsr6cQ/s320/ismailyigit_kuantum.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;20. yy siyasi ve toplumsal alanlarda sayısız devrimin gerçekleştiği hayli hareketli bir yüzyıl oldu. Rusya’da Bolşevik devrimi, Türkiye’de imparatorluk sonrası Cumhuriyet devrimi, Avrupa devletlerinin ekonomik ve siyasi birlik olmaları, İran İslam devrimi, internet devrimi, Berlin duvarının yıkılması ile başlayan küreselleşme süreci ilk akla gelenler...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yüzyılın başında atom altı seviyedeki yeni bulgular ve bu bulgulara uygun yaklaşımlar doğrultusunda şekillenen &lt;strong&gt;“kuantum fiziği”&lt;/strong&gt; de, dünyaya bakışımızı ve kâinat tasavvurumuzu kökten değiştirmesi yönüyle devrimsel nitelikte bir gelişmedir. Bu yazı dizisinde, Kuantum Devrimi’nin muhteşem serüvenine bir giriş yapacak; Planck, Einstein, Bohr, De Broglie, Heisenberg, Schrödinger gibi ‘devrimin çocukları’nı tanıyacak ve kuantum fiziğinin düşünce dünyamıza kazandırdığı bir takım ‘garip’ kavramları inceleyeceğiz. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuantum’un ne tür yenilikler getirdiğini anlayabilmek için, kuantum öncesinde fizikte hâkim durum ve bu hâkim fizik anlayışının şekillendirdiği kâinat tasavvuru nasıldı, bunu anlamamız gerekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Kuantum Öncesi (1800’ler)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1800’lerin sonunda fizikteki hâkim görüş, Newton Mekaniği ve Maxwell’in Elektromanyetik teorisi sayesinde kâinatta çözülmemiş hiçbir olgu kalmadığı, var olan bir takım problemlerin çözümünün ise sadece bir zaman meselesi olduğuydu. Newton mekaniği yöntemleri ile bütün cisimlerin, gezegenlerin, yıldızların hareketlerinin mekanizması çözülmüştü. Maxwell’in düzenlediği ve son halini verdiği denklemler ise, evrendeki bütün optik, elektrik ve manyetik etkileri açıklayabiliyordu. Kısacası artık ‘fiziğin sonuna’ gelinmiş, araştırılmaya değer pek bir şey kalmamıştı… Batı düşünce geleneğinde Promete’nin ateşi çalmasıyla başlayan Tanrı-insan rekabeti, insanın mutlak zaferiyle noktalanmıştı. Nietzsche, Tanrı’nın artık öldüğünü haber veriyordu Batı’nın vicdanına. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Newton Mekaniğinin üç temel ilkesi: Eylemsizlik, F=ma denklemi ve Etki-Tepki prensibidir. Bunları tek tek, kısaca açıklayalım:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Eylemsizlik;&lt;/strong&gt; Bir cismin üzerine etki eden net kuvvetin ‘sıfır’ olduğu durumda, o cismin mevcut hâlini devam ettirme isteğidir. Cisim duruyorsa durmaya, hareket ediyorsa hareket ettiği hızda ilerlemeye devam edecektir. Örneğin; hızla hareket eden bir arabanın içerisinde giderken şoförün ani frene basması durumunda öne doğru itilme hissi duymamız, bizim eylemsizliğimizden ötürüdür. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;F=ma;&lt;/strong&gt; Bir cisme etki eden kuvvetin, o cismin kütlesi ile ivmesinin çarpımına eşit olmasıdır.&amp;nbsp;(Kütle, cismin madde miktarının bir ölçüsüdür. İvme ise cismin ‘hızının değişim hızı’ olarak tanımlanabilir.)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Etki-Tepki Prensibi;&lt;/strong&gt; Bir cisim başka bir cisme bir kuvvet uyguladığında, diğer cisim de o cisme eşit şiddette ama zıt yönlü bir kuvvet uygular. Örneğin bir duvarı F kuvvetiyle ittiğimizde, duvar da bizi aynı F kuvvetiyle itmektedir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Peki, Newton Mekaniğinin bu üç ilkesinin anlamı neydi?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspSzYMVT8I/AAAAAAAAAJQ/7ySIvzGwXwk/s1600-h/ismailyigit_kuantum1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspSzYMVT8I/AAAAAAAAAJQ/7ySIvzGwXwk/s320/ismailyigit_kuantum1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Newton’un en büyük başarısı herhalde, tabiatı matematik yoluyla anlamayı mümkün kılacak düzenlemeleri icadı olmuştur. İcat, burada yerinde bir kelimedir; çünkü Newton, tabiatın işleyişini açıklayabilmek için ihtiyaç duyduğu matematiği ‘üretmiştir’. Tabiatın matematik yoluyla anlaşılabilir, mekanizmasının ‘modellenebilir’ olması, insana henüz gerçekleşmemiş olan olayların zaman ve yeri hakkında öngörülerde bulunabilme imkânını getirmiştir ki, bugün dahi uzaya yolladığımız uyduları yörüngeye oturturken olsun, güneş-ay tutulması gibi gök olaylarının yeri, tarihini, süresini belirlerken, örneğin Halley kuyruklu yıldızının dünyaya kaç yılda bir uğrayacağını hesaplarken dahi Newton’un denklemlerini kullanırız. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Newton Mekaniği böylece, kökleri antik Yunan’a uzanan &lt;strong&gt;determinizm / belirlenimcilik&lt;/strong&gt; felsefesine bilimsel gerekçesini sunmuştur. Herhangi bir cismin konumunu, ilk hızını ve üzerine etki eden kuvvetleri bilirsek o cismin ‘kaderini’, yani nerede ne zaman ne şekilde olacağını bilebiliriz demektir. Bir anlamda, süper güçlü hayali bir bilgisayara kâinattaki bütün parçacıkların konum, ilk hız ve üzerlerine etki eden kuvvetlerin bilgisi girildiğinde bilgisayar size ‘kâinatın’ istenilen herhangi bir zamandaki durumunu söyleyebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsEZxoPVgUI/AAAAAAAAAE4/f7UZEf_JcvM/s1600/ismailyigit_determinizm" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsEZxoPVgUI/AAAAAAAAAE4/f7UZEf_JcvM/s400/ismailyigit_determinizm" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Kısacası &lt;strong&gt;&lt;em&gt;"Kâinat, tıkır tıkır işleyen bir saat gibidir ve böyle bir kâinatta Tanrı olsa olsa sadece bir ‘ilk hareket’ vermiş olabilir. Tanrı’nın bu yaratılış sürecinin sonrasında herhangi bir amaç ve vizyonu yoktur."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Bu anlayışın modernite düşüncesi kapsamında din-insan-siyaset ilişkileri bağlamında çeşitli yansımaları olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Newton gibi kendisini 30 yıl boyunca Tevrat’ın sırlarını çözmeye adamış birisi bu sonuçtan pek hoşnut olmasa gerek. Aslında Newton için her şey oldukça masum bir soruyla başlamıştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ay’ı Yörüngesinde Tutan Şey Nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspUd88spGI/AAAAAAAAAJg/JTxjbA8rHPw/s1600-h/ismailyigit_kuantum3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspUd88spGI/AAAAAAAAAJg/JTxjbA8rHPw/s320/ismailyigit_kuantum3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Newton döneminde, cisimlerin hareketlerinin sebebini açıklamak için &lt;strong&gt;Aristo’nun ‘dört element’ kuramı&lt;/strong&gt; kullanılıyordu. Bu kurama göre kâinat dört elementten, &lt;strong&gt;ateş (yıldızlar), toprak (katılar), su (sıvılar), ve hava (gazlar)&lt;/strong&gt;dan oluşmuştu ve şeylerin oluşması, dağılması, hareketi de bu dört elementin birbiriyle olan ilişkilerine bağlıydı. Örneğin bir cismin bırakıldığında yere düşmesi, onun özündeki toprak elementinin yerdeki toprağa kavuşma isteğinden dolayıdır diye inanılırdı. Ya da suyun buharlaştığında yükselmesi de aynı şekilde artık ‘hava’ olan suyun özündeki hava elementinin gökteki havaya kavuşma isteği olarak açıklanırdı. Gök cisimlerini hareket ettiren ve yörüngelerinde tutan etken ise, meleklerin onları Tanrı’nın emriyle sürekli itmeleriydi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Meşhur hikâyeyi bilirsiniz. Newton, yerçekimi kuvvetini altında uyuduğu ağaçtan elma düşmesi sonrası keşfetmiştir! Bu olayın gerçek olup olmamasından öte, Newton’un örneğin elmaları ağaçtan yere çeken ‘şey’ ile Ay’ı dünya etrafındaki yörüngesinde tutan ‘şey’in aynı olduğunu gören ilk kişi olduğu söylenebilir. Bu ‘şey’in adı &lt;strong&gt;yerçekimi&lt;/strong&gt;ydi ve hem bu dünyada hem de bu dünyanın dışında etkiliydi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspWBwq4oSI/AAAAAAAAAJo/0Re5_1TekbM/s1600-h/ismailyigit_kuantum4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspWBwq4oSI/AAAAAAAAAJo/0Re5_1TekbM/s320/ismailyigit_kuantum4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Peki, bu keşfin anlamı neydi? Newton’a dek yeryüzündeki yasalarla gökyüzündeki yasaların farklı işlediği düşünülürdü. Bütün Hıristiyan İlahiyatı da bu düşüncenin üzerine inşa edilmişti. Fakat şimdi Newton, aslında göksel olanın yersel olana karşı bir üstünlüğü olmadığını, her ikisindeki yasaların da aynı olduğunu söylüyordu. Newton, bu keşfini dile getirdiği kendi zamanında Tanrı’yı kâinatın dışına sürmekle itham edildi. Oysa Newton, tam tersine bulgusunun Tanrı’nın hem bu dünyadaki hem de bütün kâinattaki her oluşla bağlantılı olduğunu matematiksel olarak ispatladığını savunuyordu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Newton’un yerçekimine ilişkin bulguları ve geliştirdiği mekanik ile tabiatın gözlemler ve matematik yoluyla kesin olarak çözümlenebileceğine dair inanç yerleşmiş oldu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Maxwell Elektro-Manyetik (EM) Teorisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doğada, cisimlerin hareketine ek olarak bir takım elektriksel ve manyetik etkiler ile ışıkla ilgili optik olaylar da gözlenmektedir. İnsanlar, doğanın bu yönlerini de modelleyebilmek, matematiksel olarak anlamak istiyorlardı. Maxwell kendisinden önce, bu konularla ilgili çıkarılmış denklemleri birleştirmesiyle bilinir ve bu anlamda elektro-manyetiğin Newton’u olarak adlandırılır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspWckeBt6I/AAAAAAAAAJw/RGPxzFjgfKw/s1600-h/ismailyigit_kuantum5.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspWckeBt6I/AAAAAAAAAJw/RGPxzFjgfKw/s400/ismailyigit_kuantum5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Maxwell denklemlerine göre, elektrik ve manyetik aslında birbiri cinsinden ifade edilebilen, birbirine dönüşebilen etkilerdir. Örneğin yağmurlu bir havada yüksek bir tepede bulunuyorsanız ve yanınızda bir pusula varsa, her şimşek çakışında (yük boşalması=elektriksel olay) pusulanın ibresinin saptığını (manyetik olay) gözlemleyebilirsiniz. Bu basit deney bize, aslında elektrik ve manyetiğin aynı şeyin iki farklı yönü olduğunu ispatlar. Maxwell aynı şekilde, ışığın da aslında bir elektro-manyetik dalga olduğunu denklemleriyle göstermişti. Böylece Maxwell sayesinde o dönemin üç fenomeni daha, elektrik, manyetik ve optik, açıklanabilir ve anlaşılabilir olmuştu. Tabiatın bütün sırlarına vakıftı artık insanlar ve işte bu özgüvenle artık fiziğin, yolun sonuna geldiğini düşünüyorlardı.&amp;nbsp;Oysa ki,&lt;strong&gt;&amp;nbsp;‘son’ dediklerinin aslında ‘başlangıç’ olduğunu, yeni kuantum bulgularıyla anlayacaklardı. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;EM Dalgalar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspW9Sq76NI/AAAAAAAAAJ4/umA4BovI1ps/s1600-h/ismailyigit_kuantum6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspW9Sq76NI/AAAAAAAAAJ4/umA4BovI1ps/s400/ismailyigit_kuantum6.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Dalga, enerjiyi mekânda ve zamanda bir&amp;nbsp;noktadan başka bir&amp;nbsp;noktaya taşıyan&amp;nbsp;titreşim olarak tanımlanabilir. Örneğin ‘duyma’ dediğimiz hadiseyi ele alalım. Ses aslında, katı, sıvı veya gaz bir ortamın ani deformasyonu (bozulması) sonucu oluşan dalgalarla taşınan enerjidir. Hava içerisinde titreşen bir cisim (arının kanat çırpması mesela), etrafındaki havayı periyodik olarak sıkıştırıp genleştirecektir ve bu yolla oluşan dalga, cismin titreşim enerjisini hava içinde iletecektir. Ses dalgaları dediğimiz, işte bu iletimin mekanizmasıdır. Arının kanat çırpmasından ötürü açığa çıkan titreşim enerjisi hava yoluyla, ses dalgaları aracılığıyla kulağımıza kadar gelir, aynı şekilde kulak zarımızı titreştirmeye başlar, kulak zarımızın titreşimi sonucu sinirler elektriksel olarak uyarılır, bu uyartı beynimize iletilir ve biz de ses dediğimiz şeyi algılarız. Başka bir örnek; durgun bir su yüzeyine bir taş parçası atıldığında oluşan dalgalardır. İşte bu dalgalar da, üsttekine benzer şekilde su yüzeyinin deformasyonu sonucu oluşmuştur. Taş, su yüzeyine çarptığında açığa çıkan enerjiyi su içinde taşırlar. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Radyo, TV, cep telefonları, uydular aracılığıyla haberleşme elektro-manyetik (EM) dalgalar yoluyla olur. Bu dalgaların ses ve su dalgalarından farkı, iletimleri için bildiğimiz anlamda fiziksel bir ortama ihtiyaç duymamalarıdır. EM dalgalar, boş uzayda dahi ilerleyebilir. Tabi bu nokta spekülasyona açıktır, boş-vakum olarak bildiğimiz uzay gerçekten de boş mudur yoksa aslında şu an anlayamadığımız bir doluluk biçimine mi sahiptir? &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspYN3L6oRI/AAAAAAAAAKA/p_saWUDpPl0/s1600-h/ismailyigit_kuantum7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspYN3L6oRI/AAAAAAAAAKA/p_saWUDpPl0/s400/ismailyigit_kuantum7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Maxwell denklemleri boş uzay /vakum için çözüldüğünde ( yük ve akım yerine sıfır koyarak), karşımıza bir dalga denklemi çıkar. Bu denklemdeki dalganın hızının, önceden ışık için deneyler yoluyla bulunan bilindik hızla (saniyede 300.000 km.) aynı olduğunun görülmesi, ışığın da aslında bir EM dalga olduğunu ispatlamıştır. Renkler olarak algıladığımız görünür ışık bölgesi, dalga boyu 400-700 nm (1 nm= metrenin milyarda biri) arasında olan EM dalgalardır. (Her bir renk de farklı bir dalga boyuna denk gelmektedir.) Böylece optik etkiler, ışığın dalga kuramıyla tutarlı şekilde açıklanmaya başlanmıştı. Işık, bir elektro-manyetik dalgaydı ve dalgalara has özellikler gösteriyordu. Bu dalga etkilerinden biri olan &lt;strong&gt;‘girişim’&lt;/strong&gt;e, sonraki kuantum bulgularını anlamamıza yardımcı olacağı için değinmemiz gerekmekte:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Çift Yarık Deneyi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Çift Yarık Deneyi, dalgalarda girişim etkilerini göstermek için tasarlanmış bir deneydir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspY16lvEhI/AAAAAAAAAKI/TJe6Lm9rfJs/s1600-h/ismailyigit_kuantum8.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspY16lvEhI/AAAAAAAAAKI/TJe6Lm9rfJs/s400/ismailyigit_kuantum8.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Bir dalga kaynağından gelen düz dalgaların önü kesilip sadece çok ufak bir aralıktan ilerlemelerine izin verildiğinde, dalga noktasal bir kaynaktan geliyormuş gibi davranır. Bu dalganın da önü bu kez çift aralıktan geçecek şekilde kesildiğinde, dalga iki eşzamanlı kaynaktan yayılıyormuşçasına ilerlemeye devam eder. Karşıya koyulmuş bir ekrana bakıldığında sırasıyla aydınlık ve karanlık desenler gözükür. Bunun sebebi, iki kaynaktan ilerleyen dalgaların ekran üzerinde kimi noktalarda iki tepe noktasının üst üste gelmesi &lt;strong&gt;(yapıcı girişim=aydınlık desen)&lt;/strong&gt;, kimi noktalarda ise tepe ve çukur noktalarının üst üste gelmesi &lt;strong&gt;(yıkıcı girişim=karanlık desen)&lt;/strong&gt;dir. Bir kaynaktan çıkan şeyin dalga mı yoksa parçacık yapısında mı olduğunu anlamak için bu çift yarık deneyi tatbik edilebilir. Aydınlık-karanlık desenler gözüküyorsa kaynaktan çıkan şey dalga özelliği göstermektedir. İki kaynaktan atılan mermiler (yani parçacıklar) durumunu düşünelim. Böyle bir durumda ekranda sıralı aydınlık-karanlık desenler yerine sadece düz aydınlık bir desen görmemiz gerekirdi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Kuantum Devriminin Ayak Sesleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buraya kadar, kuantum bulguları öncesi fiziğin genel karakteristiğine ve bu fizik anlayışının getirdiği felsefî dünya görüşüne genel bir atıfta bulunduk. Özetlemek gerekirse:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herhangi bir sistemin çözümlenmesi, onun başlangıç şartlarının belirlenip daha sonra da bu başlangıç şartlarının sistemin matematiksel modelinde girdi olarak alınıp modelin matematiğini çözmekle mümkündü. Gerisi sadece bir hesap meselesiydi. (Peki, gerçekten öyle miydi? Bazı şeyleri temelden yanlış alıyor olabilir miydik?)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuantum Devrimi, insanlık atom altı dünyanın kapısına dayandığında ilk emarelerini vermeye başlamıştı. Bu noktada, &lt;strong&gt;‘atom’&lt;/strong&gt; kavramı üzerinde bir müddet durmalıyız. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Atoma dair ilk fikirlerin kökeninin Eski Yunan olduğu söylenegelir. M.Ö. 500’li yıllarda filozof Demokritos, tüm maddelerin ‘atom’ adı verilen, daha küçük parçalara bölünemeyecek özdeş yapılardan oluştuğunu öne sürdü. &lt;strong&gt;(Bu noktada elbette, diğer Medeniyetlerin de maddenin temel yapısı hakkındaki düşüncelerinin araştırılmasında fayda görmekteyim.)&lt;/strong&gt; Demokritos sonrası yıllarda, bu devrine göre hayli ileri olan düşünce, Aristo’nun 4 ana element fikriyle gölgede kaldı. Çok daha sonra, Galileo ve Newton, önsezileriyle atomların varlığına inandılar fakat atomların varlığına dair ortada bir ‘matematiksel’ ya da gözleme dayalı kanıt yoktu. Ancak 19. yy’da, İngiliz kimyacı Dalton’un gazlar üzerinde yaptığı deneyler sayesinde atomların var olduğu kanıtlandı. Şöyle ki, Dalton’un yaptığı deneylerin sonuçları, ancak her gazın atomlardan oluşması ve değişik gaz atomlarının da farklı kütlelere sahip olabilmesiyle açıklanabiliyordu. Kısa süre sonra, sadece gazların değil, tüm elementlerin atomlardan oluştuğu anlaşıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu keşif, beraberinde yeni soru ve sorunları getirdi. Atom, tanımı itibariyle maddenin yapı taşıydı. Peki, atomun kendisinin yapısı nasıl bir şeydi? Atomun kendine ait bir yapısı olması gerekmez miydi? Atom da muhtemelen daha başka parçacıklardan oluşuyordu. Daha önce Faraday, yaptığı deneylerde pozitif yüklü parçacıklar olduğunu göstermişti. Bu parçacıklar neredeydi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1895 yılında Röntgen’in X Işınlarını keşfi, Modern Fiziğin de başlangıcı kabul ediliyor. X Işınlarının, yüksek enerjili EM dalga olduğu anlaşılıyor. Radyoaktivitenin keşfi de devrimin önemli ayak seslerindendir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Thomson’un, negatif yüklü ‘elektron’u keşfi ile bu parçacığın da atomun yapısı içinde yer alması gerektiği düşünüldü. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tüm bu keşiflerden gelen bulgular doğrultusunda, atomun nasıl bir şey olabileceğine dair çeşitli &lt;strong&gt;‘atom modelleri’&lt;/strong&gt; geliştirildi. Bunlar arasında en çok rağbet görenleri, Thomson’un &lt;strong&gt;'üzümlü kek modeli'&lt;/strong&gt; ile o dönem Güneş Sistemi’nin yapısından etkilenerek oluşturulan &lt;strong&gt;‘gezegensel atom modeli’&lt;/strong&gt; idi:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspaHNceQ-I/AAAAAAAAAKQ/eJ4ojmEyKB0/s1600-h/ismailyigit_kuantum9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspaHNceQ-I/AAAAAAAAAKQ/eJ4ojmEyKB0/s400/ismailyigit_kuantum9.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Daha sonra Rutherford da deneyleriyle gezegensel atom modeline yakın sonuçlar elde etmiştir. Rutherford’un deney sonuçlarına göre, merkezde kütlenin çok büyük bir kısmı toplanmalıydı ve yörüngedeki elektronların bu merkeze mesafesi atom boyutları ölçeğinde çok büyüktü. Benzetme için, atomu bir futbol sahası büyüklüğünde düşündüğümüzde neredeyse çekirdek dediğimiz yapı sahanın ortasındaki fasülyeler gibiyken elektronlar da tribünler mertebesinde sahanın etrafında dönmekteydi! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu gezegensel modelin en zayıf noktası, hareket eden bir elektronun radyasyon (yani enerji) yayacağından, hesaplandığında saniyenin milyonda biri bir sürede çekirdeğe düşmesi gerekmekteydi. Fakat böyle bir şey olmuyordu. Neden? Bu sorunun cevabını Bohr verecekti. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama önce, devrimi başlatan iki önemli olayı anlatmalıyız: &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Kara cisim ışıması&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;foto-elektrik etki&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-4113735897155580709?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/4113735897155580709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-devrimi-i.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4113735897155580709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4113735897155580709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-devrimi-i.html' title='Kuantum Devrimi - I'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspRoME9kOI/AAAAAAAAAJI/xMlGbBsr6cQ/s72-c/ismailyigit_kuantum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-4021120374219649898</id><published>2009-10-05T23:43:00.000+03:00</published><updated>2009-10-07T11:34:02.793+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuantum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenifizik'/><title type='text'>Kuantum Devrimi - II</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Devrimin Başlangıcı: Kara Cisim Işıması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1800’lerin sonunda, fizikteki en temel sorunlardan birisi, ısıtılan bir metalin nasıl ve neden ışıma yaptığı idi. Bunu siz de gözlemlemişsinizdir, bir metali sürekli ısıtırsanız önce kızarır, sonra sırasıyla sarı, mavi ve en son mavimsi beyaz bir ışık yaymaya başlar. Esasında sıcaklığı olan her şey ışıma yapar ama biz sadece görünür bölgede olanları görebiliriz. Termal kameraları duymuşsunuzdur, mesela onlar kızıl ötesi bölgedeki ışımaları algılayabilirler. Fark ettiğiniz üzere sıcaklık arttıkça daha yüksek enerjide (yani daha yüksek frekansta, daha düşük dalga boyunda) ışıma gerçekleşir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspdlP_-WNI/AAAAAAAAAKY/vcZSE8chlOc/s1600-h/ismailyigit_kuantum10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspdlP_-WNI/AAAAAAAAAKY/vcZSE8chlOc/s400/ismailyigit_kuantum10.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Soruyu daha kolay çözebilmek için ideal bir soğurucu durumunda ne olacağı düşünüldü, buradaki &lt;strong&gt;‘Kara Cisim’&lt;/strong&gt; de ideal, yani sıfır kayıplı soğurucuya ve yayıcıya karşılık gelmektedir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Temel sorun şuydu; bu ışımaya klasik fiziğin yaklaşımını kullanarak, yani yayılan ışığı bir elektromanyetik dalga olarak düşünüp çözüm getirilmeye çalışıldığında, denklemler çuvallıyordu. Yüksek frekanslara doğru gidildikçe ışımanın enerjisi sonsuz oluyordu ki, bu imkânsızdı; çünkü ısınan bir metalden yayılan enerjinin sonsuz olmadığı açıktı! (Bu duruma, &lt;strong&gt;‘mor ötesi felâket’&lt;/strong&gt; adı verilir.) Planck, sorunun cevabını matematikle oynarken buldu. Getirdiği açıklamanın bir devrimi başlattığını henüz bilmiyordu…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Kuanta!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cevap, devrime de adını veren &lt;strong&gt;‘Kuanta’&lt;/strong&gt; idi, yani &lt;strong&gt;‘kesikli dilimler’&lt;/strong&gt;. Planck, kara cisim ışıması deneylerinden ortaya çıkan grafikleri inceledi, olayda etkili nicelikleri düşündü ve nasıl bir denklemin böyle bir grafik verebileceği üzerinde çalıştı. Ve denklemi de buldu, ama çalışmasının bilimsellik niteliği kazanabilmesi için o denklemi veren mekanizmayı da bulmalıydı. Ondan öncekiler şimdiye dek, ışığın klasik dalga kuramını kullanarak mekanizmayı açıklamaya çalışmışlardı ama sonuç hep mor ötesi felaketle sonuçlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspe0_JtFOI/AAAAAAAAAKg/_x1nYKiqlvk/s1600-h/ismailyigit_kuantum11.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspe0_JtFOI/AAAAAAAAAKg/_x1nYKiqlvk/s200/ismailyigit_kuantum11.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Planck soruna devrimsel bir öneriyle yanıt aradı. Işığı, dalga olarak değil de kuantalardan oluşmuş bir parçacık gibi düşünecekti. Her bir ışık parçacığı &lt;strong&gt;(foton)&lt;/strong&gt;, bir enerji paketi halinde uzayda ilerliyordu. Her bir paketin enerjisi, bir sabit &lt;strong&gt;(h Planck sabiti)&lt;/strong&gt; çarpı frekanstı. Garip bir yaklaşım olduğu açıktı, zira frekans aslen dalgalara has bir özellikti. Planck’ın çözümü, hem ışığı parçacık olarak modelliyordu, hem de bu parçacık modellemesinde ışığı dalgaymış gibi düşünüp frekansını kullanıyordu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspfSY_ZyKI/AAAAAAAAAKo/C18nsLmt624/s1600-h/ismailyigit_kuantum12.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspfSY_ZyKI/AAAAAAAAAKo/C18nsLmt624/s400/ismailyigit_kuantum12.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Ama tuttu! Her şey matematiksel bazda eksiksizdi. Fakat teori deneysel bazda güvenilir değildi. Planck’ın yaklaşımının kabul görebilmesi için deneysel gözlemlerle de desteklenmesi gerekiyordu. Bunu da Einstein yapacaktı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Foto-Elektrik Etki&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspfp5T8MPI/AAAAAAAAAKw/iBQCSu93dsA/s1600-h/ismailyigit_kuantum13.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspfp5T8MPI/AAAAAAAAAKw/iBQCSu93dsA/s320/ismailyigit_kuantum13.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Planck’in bu yaklaşımına deneysel destek, üzerine ışık düşürülen bir metalden fırlayan elektronların enerjilerinin ölçülmesi yoluyla, Einstein’dan geldi. Klasik fiziğin ışık dalga kuramına göre, ışığın şiddeti arttıkça, fırlayan elektronların da enerjisi artmalıydı. Fakat metal plakanın üzerine düşen ışığın şiddeti arttırıldığında sadece metalden fırlayan elektronların sayısı artıyordu, ama her bir elektronun enerjisi aynı kalıyordu. Çok garip bir şekilde, şiddeti değil de ancak frekansı arttırdıkça fırlayan elektronların enerjisi artmış oluyordu. Düşük frekanslı ışıkta, şiddet ne kadar artırılırsa artırılsın hiç elektron yayımı olmuyordu, ancak her bir metal için farklı bir değerde olmak üzere, belli bir frekansın üzerinde elektron yayımı başlıyordu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspf5xqYqLI/AAAAAAAAAK4/0WBNOXXXt-k/s1600-h/ismailyigit_kuantum14.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspf5xqYqLI/AAAAAAAAAK4/0WBNOXXXt-k/s400/ismailyigit_kuantum14.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Bu etki ancak Planck’ın, ışığı her biri hxf&lt;strong&gt; (h Planck sabiti çarpı frekans)&lt;/strong&gt; enerjili paketçikler olarak gören yaklaşımıyla açıklanabiliyordu. Einstein, Nobel ödülünü de bu buluşuyla almıştır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Işık: Tanecik mi Dalga mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat bu yeni devrimsel bulgu, ışığın ‘ne’ olduğuna dair büyük bir açmaz getiriyordu. Çünkü mesela girişim gibi, ancak ışığın dalga kuramıyla açıklanabilen özellikler de bir vakaydı. Bilim adamları artık şaka yollu Pazartesi, Çarşamba ve Cumaları ışığın dalga kuramını; Salı, Perşembe ve Cumartesileri ise parçacık kuramını kullandıklarını söylüyorlardı!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspgfjtigSI/AAAAAAAAALA/5Z1ZfzCBQl0/s1600-h/ismailyigit_kuantum15.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspgfjtigSI/AAAAAAAAALA/5Z1ZfzCBQl0/s320/ismailyigit_kuantum15.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;(Fotonun Kimlik Problemleri)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;"Ben bir X-Işını fotonu muyum...? Yoksa bir radyo dalgası fotonu mu? Ya da görünür bölgedeki bir ışık fotonu mu? Aman, neyse ne! Niye tüm bunlar için tekrar endişeleniyorum ki? Henüz bir dalga mıyım yoksa bir parçacık mı, bundan bile emin değilim ki!"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Devrim Devam Ediyor…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O zamanki mevcut atom modelindeki sorunsalı hatırlayalım. Atomun pozitif ve negatif parçacıklardan oluştuğu kesindi &lt;strong&gt;(dikkat, henüz nötron ortada yok!)&lt;/strong&gt;, fakat bilinemeyen, bu parçacıkların atom içinde nasıl bir konumda olduklarıydı. Rutherford deneyleri, merkezde kütlece yoğun pozitif yüklü bir kitlenin olduğunu göstermişti, o halde elektronlar çeperlerdeydi. Ama bu durumda eğer hareketsiz duruyorlarsa elektriksel çekim nedeniyle merkeze düşmeleri gerekirdi. Yok, eğer bir yörüngede dönüyorlarsa, yaydıkları radyasyon nedeniyle solukları tükenip yine merkeze düşmeleri gerekirdi –üstelik hesaplamalara göre saniyenin milyonda biri bir sürede!- Ama böyle olmadığı da açıktı; atomlar, maddeler kâinatın başlangıcından beri vardı ve elektronlar çekirdeğe düşmüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu fenomeni açıklayan öneri Bohr’dan geldi:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Bohr Atom Modeli&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspiG_0ASkI/AAAAAAAAALI/k8ih0HWuoRU/s1600-h/ismailyigit_kuantum16.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspiG_0ASkI/AAAAAAAAALI/k8ih0HWuoRU/s320/ismailyigit_kuantum16.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bohr’un getirmiş olduğu öneri şöyle: Atom içinde izin verilmiş bölgeler vardır ve elektronlar bu bölgelerdeki yörüngelerde dolaşabilirler, ama yasaklı bölgelerde bulunamazlar. Elektronların merkeze doğru yörüngeler arası atlayışları esnasında –çünkü artık yörüngeler arasında süreklilik olmadığından elektron, aradaki yasaklı yörüngeleri es geçerek doğrudan öbür ‘yasal’ alana sıçrıyor!- iki yörünge arasındaki enerji farkına bağlı olarak bir foton yayımlanır. &lt;strong&gt;(fotonun enerjisi=hxf)&lt;/strong&gt; Elektronun uygun frekansta bir foton emmesi durumunda ise, emdiği fotonun enerjisine bağlı olarak üstteki bir yörüngeye sıçramaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspicW0gzMI/AAAAAAAAALQ/8zjjqB6jVMs/s1600-h/ismailyigit_kuantum17.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspicW0gzMI/AAAAAAAAALQ/8zjjqB6jVMs/s400/ismailyigit_kuantum17.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Bohr’un modelini klasik yaklaşımdan farklı kılan en önemli özellik, elektronların yörüngelerinde süreklilik yerine ‘kesikliliği’ önermesi. Klasik yaklaşıma göre, her bir yörüngenin yasal olabilmesi gerekmekte ama deney sonuçları bunun böyle olmadığını, hakikaten de elektronun sadece bazı yasal alanlarda dolanabildiğini, bunun dışındaki alanlarda bulunamadığını gösteriyor. Neden böyle bir sınırlama vardı peki? Bu sorunun cevabını De Broglie verecekti:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Broglie ‘Madde Dalgaları’&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Planck’ın, onun zamanına kadar bir dalga olarak görülen ışığın ikili doğasını keşfettiğini, yani onun parçacık özelliğini öngördüğünü, Einstein’in de yaptığı foto-elektrik deneyleriyle bunu gözlemsel olarak ispatladığından bahsetmiştik. De Broglie, ışığın bu ikili doğasından yola çıkarak, acaba bunun tersi de olabilir mi diye sordu. Yani, nasıl ki ışık bir dalga olarak biliniyordu ama kuantum bulguları onun parçacık gibi de davrandığını ortaya koymuştu; acaba parçacık olarak bilinen şeyler de dalga özelliği gösterebilir miydi? Tahmin edeceğiniz üzere kuantum dünyasında bu tür ‘absürd’ soruların cevabı genelde ‘Evet’ oluyor!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspi1wY3u4I/AAAAAAAAALY/dxs1Uk3gYag/s1600-h/ismailyigit_kuantum18.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspi1wY3u4I/AAAAAAAAALY/dxs1Uk3gYag/s320/ismailyigit_kuantum18.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;De Broglie, henüz Thomson tarafından yeni keşfedilen ve bir parçacık olduğu elektriksel etkilerden anlaşılan elektronun dalga özelliğinin de olduğunu önerdi. Önerisine göre, elektronun dalga boyu h / mv; yani h Planck sabitinin elektronun kütle ile hızının çarpımına bölümüydü. Tabi bu da ilginç, neden, çünkü bu eşitliğe göre dalga boyu, aslen parçacıklara has bir özellik olan kütleye bağlı. Ama dedik ya, burası kuantum dünyası…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat Broglie’nin önerisi, salt bu haliyle teorik bir çalışmaydı ve doğrulanması için deneysel kanıt gerekiyordu. Bu da, elektronların, ancak bir dalganın gösterebileceği bir özellik olan &lt;strong&gt;'kırınım’ (*)&lt;/strong&gt; etkileri göstermesiyle ispatlandı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(*)&lt;/strong&gt;Kırınım için bir çeşit girişim etkisi denebilir. Elektronların bu etkisi için Çift Yarık Deneyi’nin anlatıldığı &lt;strong&gt;‘Kuantum Devrimi-I’&lt;/strong&gt; yazısında ilgili yere tekrar müracaat edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspjrESKxPI/AAAAAAAAALg/2AZgZO9-ppc/s1600-h/ismailyigit_kuantum19.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspjrESKxPI/AAAAAAAAALg/2AZgZO9-ppc/s320/ismailyigit_kuantum19.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Elektronun Kırınım Desenleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Elektron mikroskobunu duymuşsunuzdur; normalde mikroskopla görülemeyecek küçüklükteki mesafeleri bile ayırt edebilen çok güçlü bir mikroskoptur. İşte bir elektron mikroskobunun çalışma prensibi ilhamını De Broglie’nin bu önerisinden almaktadır. Elektron mikroskoplarında, diğer mikroskoplar gibi görünür ışıkla gözlem yapılmaz, onun yerine dalga boyu çok daha ufak olduğundan çözünürlüğü çok daha kuvvetli olacak olan elektronlar kullanılır, yani elektronların dalga özelliğinden faydalanılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Broglie’nin bu buluşuyla, Bohr modelinde cevaplanmayan, neden bazı yasaklı alanlar olduğu sorusu da cevap bulmuş oldu. Hata, elektronu parçacık gibi düşünmekten kaynaklanıyordu. Oysa dalga yapısındaki bir elektron için, elbette her yörünge yasal olmayacaktı. Bir dalga olan elektronun kararlı olabilmesi, sönmemesi, ancak frekansıyla uyumlu belli yarıçaplardaki yörüngelerde yer almasıyla mümkündü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Böylece, &lt;strong&gt;dalgaların parçacık özelliği gösterebilmesinin şoku henüz atlatılmamışken parçacıkların da dalga özelliği gösterdikleri&lt;/strong&gt; görülmüştü. Bahsi geçen dalga özelliği gösteren bu parçacıklar &lt;strong&gt;(elektron, daha sonraları proton ve nötronlar ve atomik boyuttaki tüm parçacıklar)&lt;/strong&gt; kâinatın yapı taşlarıydı ve eğer bu yapı taşı hükmündeki parçacıklar dalga iseler, karşımızda duran kâinattaki tüm maddelerin ‘maddî’ hali nasıl mümkün olabiliyordu? Öyle görünüyordu ki, her şey iç içe geçmiş şekilde &lt;strong&gt;hem dalga idi hem de parçacık…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Schrödinger Dalga Denklemi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspkYB6pLSI/AAAAAAAAALo/rEWJFANBH-4/s1600-h/ismailyigit_kuantum20.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspkYB6pLSI/AAAAAAAAALo/rEWJFANBH-4/s200/ismailyigit_kuantum20.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Newton’un, cisimlerin hareketlerine dair ikinci kanununu incelemiştik. &lt;strong&gt;(Kuvvet=kütle x ivme)&lt;/strong&gt; Bu denklem sayesinde herhangi bir klasik sistemin çözümlemesi, sisteme ait verilerin bilinmesiyle mümkün olmaktaydı. Schrödinger, kuantum sistemleri için benzer anlamda bir denklemi türetmesiyle bilinir. &lt;strong&gt;‘Schrödinger Dalga Denklemi’, bu bağlamda atom altı dünyanın ‘F=ma’sıdır&lt;/strong&gt;, bu da Schrödinger’i kuantumun Newton’u yapmaktadır. Bu denklemin herhangi bir kuantum sistemine uygulanması durumunda sisteme ait enerji, momentum, açısal momentum vb. fiziksel olarak gözlenebilen nicelikleri hesaplanabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspkzwmMyVI/AAAAAAAAALw/WHiE8WHG71c/s1600-h/ismailyigit_kuantum21.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspkzwmMyVI/AAAAAAAAALw/WHiE8WHG71c/s400/ismailyigit_kuantum21.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Schrödinger Dalga Denklemi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Yalnız bu, Bohr’un atom kuramıyla da uyumlu ve öngörüleri deneysel olarak da kanıtlanan denklemde çok ciddi bir sorun vardı. Denklemde yer alan Ψ’nin fiziksel anlamı neydi? Schrödinger’in denkleminden yola çıkarak hesaplanan enerji, momentum vb. fiziksel nicelikler anlamlıydı zira bunlar deneysel olarak da gözlenebilir niceliklerdi ama&amp;nbsp; Ψ için böyle bir şey söz konusu değildi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Ψ‘in ne olabileceğine dair iki temel açıklama hâkimdi:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Schrödinger’in Açıklaması:&lt;/strong&gt; Ψ, maddenin uzay içindeki fiziksel dağılımını veren bir ifadedir. Bu açıklama, örneğin elektronun belli bir anda bir konumda değil, birden fazla konumda aynı anda bulunduğunu kabul etmeye götürür. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Born ve Heisenberg’in Açıklaması:&lt;/strong&gt; Ψ dalga fonksiyonunun karesi bize, maddenin uzayın belli bir konumunda bulunma olasılığını verir. Gözlemciler olarak bizler kuantum sistemlerinin durumlarına dair ancak olasılıklar üzerinden konuşabiliriz, kesinlik yoktur. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspm7yafxKI/AAAAAAAAAL4/Y_mLpr8Jes4/s1600-h/ismailyigit_kuantum22.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspm7yafxKI/AAAAAAAAAL4/Y_mLpr8Jes4/s400/ismailyigit_kuantum22.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Einstein’in &lt;strong&gt;‘Tanrı zar atmaz’&lt;/strong&gt; meşhur sözü, Born ve Heisenberg’in yukarıda özetlenen görüşlerine bir karşılıktır. Bu noktada, dönemin tüm ünlü kuantum fizikçilerinin katıldığı (Einstein, Dirac, Bohr, Heisenberg, Born ve Schrödinger vb.) &lt;strong&gt;Beşinci Solvay Konferansı&lt;/strong&gt;, kuantum tarihi bakımından son derece önemlidir. Bu konferansta, Schrödinger’in dalga denklemi üzerine yukarıda belirtilen yaklaşımlar ekseninde çok çetin tartışmalar yaşanmıştır. Meşhur Bohr-Einstein atışmaları da bu konferansta gerçekleşmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Einstein için, başlarda devrim saflarındayken, hatta devrimi başlatan en önemli isimlerden biriyken daha sonra karşı-devrim saflarına geçmiştir denebilir. Einstein’in bu taraf değiştirmesinin sebebi olarak bilim tarihçileri, onun Yahudi arka planını görmektedirler. Einstein, kuantum fiziğinin gitmekte olduğu yolun Yahudi İlahiyatının temel prensipleriyle çatışmakta olduğunu düşünüyordu ve onun dindar yanı, kuantum fiziğinin determinizmi geçersiz kılan bulgu ve önermelerine karşı çıkmasını dürtüklüyordu. Bu yüzden, ölünceye dek kuantum fiziğindeki ‘garipliklerin’ hep gizli bir takım değişkenlerden ötürü olduğunu ve bu değişkenlerin bulunmasıyla klasik fiziğin ilkelerinin kullanılmaya devam edilebileceğini savundu. Göreceliği bularak zaman ve mekânın mutlak olmadığını gösteren, Newtonian kâinat anlayışını yerle bir eden Einstein için bile kuantum fiziği, kabul edilemeyecek ölçüde sıra dışıydı…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sırada, kimi zaman popüler medyada da rastladığımız, Kuantum Fiziğinin garip söylemleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-4021120374219649898?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/4021120374219649898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-devrimi-ii.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4021120374219649898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4021120374219649898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-devrimi-ii.html' title='Kuantum Devrimi - II'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspdlP_-WNI/AAAAAAAAAKY/vcZSE8chlOc/s72-c/ismailyigit_kuantum10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-8261259411393825990</id><published>2009-10-05T23:40:00.005+03:00</published><updated>2009-10-06T02:44:24.930+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuantum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenifizik'/><title type='text'>Kuantum Devrimi - III</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Kuantum Fiziğinin Garip Söylemleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Heisenberg Belirsizlik İlkesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;( &lt;/strong&gt;Bu&amp;nbsp;konuyla ilgili başka bir yazım olan &lt;strong&gt;"Laplace'ın Cinlerine: Belirsizlik Kesinliktir"&lt;/strong&gt; için &lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/09/laplacen-cinlerine-belirsizlik.html"&gt;dokunun&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;strong&gt;)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspr0etxIBI/AAAAAAAAAMA/bu5PBFHWokA/s1600-h/ismailyigit_kuantum23.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspr0etxIBI/AAAAAAAAAMA/bu5PBFHWokA/s200/ismailyigit_kuantum23.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Heisenberg, kuantum sistemlerindeki niceliklerin (hız, konum, enerji vb.) değerlerine ilişkin belirsizliğin niçin olduğu üzerine çok düşündü. Olayı en temelden ele almak istedi ve herhangi bir kuantum deneyindeki gözlem sürecini düşündü. Ne olursa olsun, herhangi bir parçacığı, onu rahatsız etmeden gözlemlemenin imkânsız olduğu sonucuna vardı. Parçacık üzerindeki her gözlem aslında onu rahatsız etmekte, yani konum ve hızı gibi niceliklerinde değişikliğe sebep olmaktaydı. Bu, işin doğasında olan engellenemez bir şeydi. Gözlem sonrası parçacık artık eski konumunda ve hızında değildi, dolayısıyla bir parçacığın orijinal ilk konum ve hızının bilgisine asla erişemiyorduk. &lt;strong&gt;Kısacası, Orwell’ci bir söylemle kuantum dünyasında kesin olan bir tek şey vardır, o da belirsizlik! Belirsizlik, kesinliktir!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Örneğimizi daha da açalım. Bir parçacığı nasıl gözlemleriz? En yalın anlatımla, parçacığın varlığına dair bir bilgi edinebilmemiz için parçacığın ışık fotonlarıyla bir şekilde etkileşime girmesi gerekir. Eğer parçacığın konumunu daha yüksek bir hassasiyetle tespit etmek istiyorsak daha iyi görebilmek için daha fazla foton göndermememiz gerekir. Ama bu durumda ne olur? Parçacığa daha fazla foton çarptığından dolayı parçacığın hızındaki belirsizlik artar. Tersi durumu düşünelim, parçacığın hızını daha yüksek hassasiyetle belirlemek istiyorsak bu kez daha az foton yollamamız gerekir ama bu da konumdaki belirsizliği artırır, neden, çünkü daha az foton yolladığımızdan dolayı parçacığı görmemiz zorlaşır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Δp. Δx ≥ h&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Heisenberg Belirsizlik İlkesi:&lt;/strong&gt; momentumdaki belirsizlik ile konumdaki belirsizliğin çarpımı her zaman h Planck sabitinden büyük olacaktır&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Heisenberg’in ‘belirsizlik’ ilkesi, Newton’la beraber bilimsel temelini bulan &lt;strong&gt;‘determinizm’ – ‘belirlenimcilik’&lt;/strong&gt; anlayışını geçersiz kılmaktadır. Çünkü eğer maddenin en temelinde belirsizlik hâkim ilkeyse, bu durum bütüne de etki edecektir. &lt;strong&gt;Kâinatta adeta her yerde karşımıza çıkan dinamik sistemlerin kendi başlangıç koşullarına son derece hassas bağımlı olduğunu söyleyen Kaos kuramını, başlangıç koşullarının asla %100 kesinlikle belirlenemeyeceğini söyleyen Heisenberg’in belirsizlik ilkesiyle birleştirdiğimizde karşımıza determinizmin çöküşü çıkmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Schrödinger’in Kedisi: Aynı Anda Hem Ölü Hem de Diri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;( Bu&amp;nbsp;konuyla ilgili başka bir yazım olan "Hepimiz Schrödinger'in Kedisiyiz" için &lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/09/hepimiz-schrodingerin-kedisiyiz.html"&gt;dokunun&lt;/a&gt; )&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsEtZb2lGdI/AAAAAAAAAFQ/PEJHHK-LfJI/s1600/ismailyigit_kuantum24.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsEtZb2lGdI/AAAAAAAAAFQ/PEJHHK-LfJI/s400/ismailyigit_kuantum24.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dış ortamdan tamamen yalıtılmış -yani ne içerisinin dışarısı hakkında, ne de dışarısının içerisi hakkında görme, işitme, vs. nevinden bir bilgi edinebileceği- kapalı bir kutu düşünelim. Bu kapalı kutunun içine de öyle bir düzenek kurmuş olalım ki, % 50 ihtimalle çalışsın ve eğer çalışırsa harekete geçen bir çekiç, içi zehirli gaz dolu şişeyi kırsın. İşte Schrödinger’in Kedisi, böyle bir kutunun içinde kendi gerçekliğini sürdürmektedir. Soru, kedinin kutunun içinde sürdürdüğü bu gerçekliğin doğası üzerinedir; &lt;strong&gt;kapalı kutunun içindeki Schrödinger’in Kedisi ölü müdür, diri midir? &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuantum fiziği, bu düşünce deneyine şöyle bir açıklama getirmektedir: Kutuyu hiç açmadığımız durumda, Schrödinger’in Kedisi hem ölü, hem de diridir. Kedinin ölü olduğu kuantum durumu ile diri olduğu kuantum durumu, zehrin açığa çıkma olasılığı % 50 olarak düzenlendiği için eşit derecede geçerlidir. Kutuyu açmak, bir gözlem yapmak demektir ve kuantum dünyasında gözlem yapmanın karşılığı, gözlenen sistemde gözlem öncesi olası kuantum durumlarından birisinin gerçekleşmesi demektir. Dalga fonksiyonun çökmesi olarak adlandırıyoruz bunu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Schrödinger’in kedisi deneyinde sorun, Schrödinger dalga denkleminde üst üste gelme &lt;strong&gt;(süper pozisyon)&lt;/strong&gt; etkisinin yorumlanma farklılığıdır. Üst üste gelme için, bir sistemin aynı anda birkaç farklı durumda bulunabilmesi diyebiliriz. Schrödinger denkleminde, elektronun konumuna dair görüş ayrılıklarını hatırlayalım. Schrödinger’e göre elektron tek bir noktada değil, birden fazla noktada aynı anda bulunabilmekteydi. Buna göre zaten Kedi de aynı anda hem ölü idi, hem de diri. Max Born ve Heisenberg ise, Broglie madde dalgalarının fiziksel bir dalga olmadığını, bir olasılık dalgası olarak yorumlanması gerektiğini savundu. Parçacığın nerede olduğunu söylememiz imkânsızdır, sadece bir yerde bulunma olasılığından bahsedebiliriz. Kedi durumunda, sadece kedinin ölü veya diri olma olasılığından bahsedebiliriz, bunun üstüne fiziksel bir yorum yapmak imkânsızdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Kuantum Tünelleme&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspvwr896gI/AAAAAAAAAMI/5uoVbIz0jS4/s1600-h/ismailyigit_kuantum25.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspvwr896gI/AAAAAAAAAMI/5uoVbIz0jS4/s400/ismailyigit_kuantum25.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Klasik fiziğe göre, bir parçacığın herhangi bir enerji engelini aşabilmesi için o engelin potansiyelinden daha fazla enerjiye sahip olması gerekmektedir. Daha az enerjiye sahip olduğu bir durumda engeli aşması, engelin öteki tarafında bulunması imkânsız olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oysa kuantum kuramına göre, dalga denklemi sonuçlarına baktığınızda böyle bir durumda dahi parçacığın engelin öteki tarafında bulunma olasılığı vardır ve yapılan sayısız deney de böyle bir durumda parçacığın engelin öteki tarafında bulunabildiğini göstermiştir. Örneğin radyoaktiviteyi fiziksel olarak tünelleme etkisi ile açıklayabiliyoruz. Alfa bozunmasına uğrayan bir çekirdekte alfa tanecikleri çekirdeğin yoğun potansiyel duvar engeline rağmen o engeli aşabilmekte ve böylece radyoaktif bozunum ve ışıma dediğimiz hadise gerçekleşmektedir. Atom boyutunda yüzeylerin bir anlamda topografyalarını çıkarabilen tarama tünelleme mikroskoplarının çalışma prensibi de tünelleme etkisidir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Newton etki-tepki prensibinde siz bir duvara ne kadar kuvvet uygularsanız o da size aynı şiddette ama zıt yönlü bir kuvvet uygular demiştik. &lt;strong&gt;Kuantum etki-tepki prensibi biraz farklı işlemekte. Bir duvarı ittiğinizde kendinizi bir anda duvarın öteki tarafında bulabiliyorsunuz! &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Kuantum Telepati&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(&lt;/strong&gt; Bu konuyla ilgili başka bir yazım olan &lt;strong&gt;"Kuantum Telepati veya Enel Hak"&lt;/strong&gt; için &lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-telepati-veya-enel-hak.html"&gt;dokunun&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuantum dünyasında parçacıkların ‘telepati’ yapabildiklerini biliyor muydunuz? Aralarındaki mesafe ne olursa olsun, özel koşullar altında iki parçacık birbiriyle sonsuz hızda haberleşebilmektedir!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Einstein, Podolsky ve Rosen’in (EPR) 1935 yılında ortaya attıkları bu düşünce deneyi, kuantum teorisini çürütmeyi amaçlıyordu; ama daha sonra deneyin kendisi kuantum teorisini destekleyen en önemli argümanlardan biri oldu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspzZqrX5NI/AAAAAAAAAMQ/ETowTG__fac/s1600-h/ismailyigit_kuantum26.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SspzZqrX5NI/AAAAAAAAAMQ/ETowTG__fac/s400/ismailyigit_kuantum26.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Birbirine bağımlı oluşan iki parçacık düşünelim. Fiziksel korunum yasalarından ötürü (enerji, momentum, açısal momentum vb.) eğer bu parçacıklardan birinin herhangi bir özelliğini gözlemlersek, diğerinin de aynı özelliğini gözlem yapmadan bilebiliriz. Birine ait bir niceliği ölçtüğümüzde, teorik olarak diğerinin de aynı niceliğini diğer ölçümün sonucuna göre aynı anda ayarlaması gerekmektedir. Einstein, böylesi bir sonsuz hızda bilgi aktarımının, evrende hız için üst limit ışık hızıdır diyen özel rölativiteye aykırı olmasından dolayı imkânsızlığını savunurken, dolayısıyla kuantumun yanlışlığını ispatladığını iddia ederken; yapılan deneyler Einstein’in yanıldığını ve kuantum telepati olgusunun gerçek olduğunu göstermiştir. Kuantum telepati etkisi, bilginin anlık "ışınlanmasının" teorik açıdan mümkün olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Günümüzde, IBM firmasının bu kuantum etkisini bilişim teknolojilerine uygulama çalışmaları devam etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;(Bkz.&lt;a href="http://www.research.ibm.com/physicsofinfo/members/teleportation.htm"&gt;http://www.research.ibm.com/physicsofinfo/members/teleportation.htm&lt;/a&gt;) &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Ayrıca, ABD Ordusu tarafından da, kuantum&amp;nbsp;ışınlanması&amp;nbsp;üzerinde araştırma çalışmaları yürütülmektedir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;(Bkz. &lt;a href="http://www.fas.org/sgp/eprint/teleport.pdf"&gt;http://www.fas.org/sgp/eprint/teleport.pdf&lt;/a&gt;&amp;nbsp;)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Kuantum Mekaniğinin Değişik Yorumları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;[Kopenhag Yorumu]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Olasılıklar ve Belirsizlikler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Schrödinger denkleminin belli bir kuantum sistemi için çözümüne o sistemin ‘dalga fonksiyonu’ denir. Kuantum mekaniğinde, dalga fonksiyonu y’nin karesi ile betimlenen olasılıklar, gözlemcinin ya da kuramcının eksik bilgisinden veya gözlem aletlerinin yetersizliğinden kaynaklanmaz. Olasılıklar ve bu olasılıklara bağlı belirsizlikler, doğanın özünde bulunur. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Gözlenen Sistem – Gözlemci&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bohr’a göre, gözlenen sistemi gözlemciden ayrı şekilde düşünerek inceleyemeyiz. Gözlenen sistem ve gözlemci bir bütündür. Gözlenen sistemin, gözleyen sistemden bağımsız olarak özelliklerinden bahsetmek anlamsızdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ssp-nfszquI/AAAAAAAAAMY/PUDgBfFjc1Y/s1600-h/ismailyigit_kuantum27.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ssp-nfszquI/AAAAAAAAAMY/PUDgBfFjc1Y/s400/ismailyigit_kuantum27.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;"Çok ufak şeyleri gözlemlediğimizde, sanki bir şekilde onları gözlemlediğimizi biliyor&amp;nbsp;gibi davranıyorlar.&amp;nbsp;Belki de... her zaman gözleri arkalarında onlar da bizi gözlemliyor! Ne kadar da sinir bozucu!"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;3. Ölçümün Geri Çevrilemezliği&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir ölçüm yaptığımız zaman sistemi geri dönülemez şekilde değiştirmiş oluruz. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;4. Dalga Fonksiyonunun Çöküşü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir ölçüm, ölçümün yapıldığı nesne ya da sistemin üzerinde bir eylemi içerir. Bu da dalga fonksiyonunun çökmesine sebep olur, yani sistem olabileceği pek çok olası durumdan birine indirgenir. Kuantum kuramı bu indirgemenin olasılıklarını verebilir ama mekanizmasını açıklayamaz. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;5. Tamamlayıcılık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birbirinden bağımsız (biri diğerini içermeyen), bütün deney ve gözlemleri tam olarak anlamak için birlikte gerekli olan kavramları bir arada düşünme. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Örnek:&lt;/strong&gt; ışığın dalga-parçacık ikiliği. Bu tamamlayıcı özellikler aynı anda gözlemlenemezler, deneyin koşullarına göre ya parçacık ya da dalga davranışı gösterir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;6. Gerçeklik&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sadece bir ölçüm sonucu bulunan nicelik ve nitelikler gerçek olarak alınabilir. Bunun dışında gerçek hakkında başka hiçbir şey söylenemez. Örneğin; bir kitabı masanın üzerine bırakıp çıktığımızda, kitabı görmüyor olduğumuz halde onun masanın üzerinde durmasından bir gerçek olarak bahsetmemize klasik fizik izin verir. Ama aynı şeyi, mesela bir atom için söyleyemeyiz. Heisenberg’e göre böyle bir soru anlamsızdır da…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;[Paralel Evrenler Yorumu]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqA3siG08I/AAAAAAAAAMg/mlgyiv5O5eU/s1600-h/ismailyigit_kuantum28.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqA3siG08I/AAAAAAAAAMg/mlgyiv5O5eU/s320/ismailyigit_kuantum28.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Kopenhag yorumu, Schrödinger’in Kedisi örneğini ve EPR deneyini (kuantum telepati) açıklamakta yetersiz kaldığından, birçok fizikçi tarafından yeterince tatmin edici bulunmamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Everett’in &lt;strong&gt;‘evrensel dalga fonksiyonu’&lt;/strong&gt; temelli &lt;strong&gt;‘paralel evrenler’&lt;/strong&gt; kuramına göre, dalga fonksiyonunun çökmesi diye bir şey söz konusu değildir. Temel fikir şudur: Evren kuantum düzeyinde ne zaman bir seçim yapmak durumunda kalsa, kaç tane alternatif kuantum durumu varsa her bir durum için yeni bir evren doğmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Schrödinger’in Kedisi olgusunu, Kopenhag ve Paralel Evrenler yorumlarına göre açıklayalım: &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kopenhag yorumuna göre&lt;/strong&gt;, kutu açılıp içine bakılıncaya kadar olasılıkların ikisi de gerçek değildir. Kutunun içindeki kedinin dalga fonksiyonu iki alternatif durumun üst üste binmiş hâlidir. Ne ölü ne canlı, hem ölü hem canlı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Paralel evrenler kuramına göre&lt;/strong&gt;, evrenlerden birinde kutu açılır ve kedi ölü bulunur, diğerinde ise kutu açıldığında kedi canlı bulunur. Kutu açılmadan evvel kedi zaten evrenlerden birinde ölü, diğerinde canlı olduğundan dalga fonksiyonunun çökmesi diye bir şey söz konusu değildir. &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;SONUÇ...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqCL6ghZJI/AAAAAAAAAMo/4fJIPtxMwGU/s1600-h/kuantum29.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqCL6ghZJI/AAAAAAAAAMo/4fJIPtxMwGU/s320/kuantum29.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqCVY7sEpI/AAAAAAAAAMw/KIy2sTOOljk/s1600-h/kuantum30.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqCVY7sEpI/AAAAAAAAAMw/KIy2sTOOljk/s320/kuantum30.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqCfy5NEGI/AAAAAAAAAM4/Pl3uePWF4GI/s1600-h/kuantum31.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqCfy5NEGI/AAAAAAAAAM4/Pl3uePWF4GI/s320/kuantum31.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqCnm9MjKI/AAAAAAAAANA/rCPlKUlFxLU/s1600-h/kuantum32.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqCnm9MjKI/AAAAAAAAANA/rCPlKUlFxLU/s320/kuantum32.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;"Belirsizlik"&lt;/strong&gt; sözcüğünün yarattığı garip izlenime, &lt;strong&gt;"Schrödinger’in Kedisi"&lt;/strong&gt; örneğinin verdiği rahatsızlık düşüncesine rağmen, şunu çok iyi bilmeliyiz ki; bizim boyutlarımızda algıladığımız doğada gördüğümüz düzen ve kesinliklerin arkasında kuantum yasaları mevcut. Kuantum, salt atomik boyutlarla sınırlı ve dolayısıyla gündelik hayat için göz ardı edilebilir bir kuram olarak asla görülmemeli. &lt;strong&gt;İşler atomik dünyada ‘öyle’ yürüdüğü için bizim dünyamız ‘böyle’… &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuantum fiziğinin hayata dair telmihleri arasında kişisel olarak benim çıkardığım en önemli sonuç, olaylara dair niyetlerimizin ve hükümlerimizin, kâinat gerçekliğini şekillendirmede tahminlerimizin ötesinde etkili olabileceği.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu etkiler de zaten, kuantum fiziğinin keşiflerinden yüzyıllar önce bu coğrafyada değişik şekillerde ifade edilegelmiş. &lt;strong&gt;“Güzel bakan güzel görür!”&lt;/strong&gt; deyişi… &lt;strong&gt;“Bir insana kırk kere deli dersen deli olur!”&lt;/strong&gt; deyişi… &lt;strong&gt;"Ağzından yel alsın!”&lt;/strong&gt; deriz mesela, bize kötü gelen bir öngörü işittiğimizde. Neden acaba? Çünkü ağızdan çıkan her sözün bir şekilde hakikatin inşasında kullanılan bir tuğla olduğu kabul edilir bu topraklarda. Yine bu coğrafyada kullanılagelen &lt;strong&gt;“Söz gümüşse sükût altındır!”&lt;/strong&gt; deyişini, bir de bu bağlamda düşününce bu deyişin daha derin bir anlamı içinde barındırdığı hükmüne varıyorum. Söz elbette değerlidir, gümüştür, ama sükût etmek sözü kâinata bırakmak demektir. Her bir sözümüzle, kâinatın işleyişine müdahalede bulunmuş oluruz. Mesele, hayra dönük mü yoksa şerre dönük mü müdahalede bulunduğumuz. O halde, güzel ve doğru konuşmalı, güzeli ve doğruyu konuşmalı…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her birimiz, kendi hayat kutusunda gerçekliğini yaşayan birer Schrödinger’in Kedisi’yiz. Birbirimizi nasıl görüyorsak öyleyiz. Birbirimiz hakkında nasıl hüküm veriyorsak öyleyiz. &lt;strong&gt;Etrafımızdaki kâinatı, niyetlerimizle ve muratlarımızla inşa ediyoruz. Her bir sözümüz, birer tuğla.&lt;/strong&gt; Sağlam ve güzel tuğlalar seçmeliyiz...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kuantum fiziğinin tasvir ettiği dünya, yüzyıllardır sûfi gelenek içinde yoğrulmuş bu kültürün çocukları olarak bize yabancı gelmemektedir, gelmemelidir. Bu paralelliklerin, insan ve kâinat tasavvurumuzda merkeze sûfi geleneğin kadim gerçeklerini alma hususunda bize güven ve cesaret vereceği açıktır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hayatımızda, kuantum fiziğinin telmihlerine daha çok yer açmaya ihtiyacımız var… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqD8CN1kDI/AAAAAAAAANI/cp01ujWdyTE/s1600-h/ismailyigit_kaynak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsqD8CN1kDI/AAAAAAAAANI/cp01ujWdyTE/s400/ismailyigit_kaynak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-8261259411393825990?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/8261259411393825990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-devrimi-iii.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/8261259411393825990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/8261259411393825990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-devrimi-iii.html' title='Kuantum Devrimi - III'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sspr0etxIBI/AAAAAAAAAMA/bu5PBFHWokA/s72-c/ismailyigit_kuantum23.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-559689830337670056</id><published>2009-10-05T01:09:00.003+03:00</published><updated>2009-10-05T20:48:15.218+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>Güzel Şeyler</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskXY4WIKBI/AAAAAAAAAJA/2QBNzqDiTYc/s1600-h/floweruniverse.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskXY4WIKBI/AAAAAAAAAJA/2QBNzqDiTYc/s320/floweruniverse.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;(2 Mayıs 2002)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Sevgili Herkes;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün, hem kendimin, hem ülkemin, hem de gezegenimin dertlerinden arınıp, "güzel şeylerden" bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güzel şeyler... Zor olan bence&amp;nbsp;onlardan bahsetmek değil, kâinat bahçesinde saklı o "güzel şeyler"i bulmak. Hatta ve hatta, onları bulmak da değil, bulduktan sonra korumak,kollamak çok daha zor...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nerede o güzel şeyler diye sormak belki de abes... Ne zamandalar o güzel şeyler diye&amp;nbsp;de... Çünkü, kaç boyutlu olduğu belirsiz, göreceli bir uzay-zaman gerçekliğinde "nerede" ve "ne zaman" soruları hükümsüz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ancak ve ancak, "nasıl" ve "niçin" sorularıyla ulaşabilirim belki o 'güzel şeyler'e... Ve ulaştıktan sonra da: "Kim? Kim bu 'güzel şeyler'in sahibi?" sorusunda fani olmakla, kim bilir?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O an, "güzel şeyler"in bulunduğu, hissedildiği ve yaşandığı o sonsuz saniyeler hükmündeki o an, zihin ile vücudun, akıl ile kalbin ve, mevcudat adedince âyetlerin arasındaki tüm sun'i farkların ortadan kalktığı, tüm cüzzlerin tek bir küll halinde, tek bir kelimeyi zikrettiği an...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O tek bir "küll", hem organik&amp;nbsp;hem de&amp;nbsp;inorganik. Bundan belki de o tek "küll"ün sahibinin kelâmının hem nâzım hem de nesir olacağı... Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, 'O'nun kelâmını ifadeye yetmeyeceği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güzel şeylerin aslından ziyade gölgeleriyle mi çevrili&amp;nbsp;etrafım acaba? Bunun için mi zor, güzel şeyleri bulmam, korumam, kollamam, onlardan bahsetmem? İnsanlığın macerası, bu gölgeleri yakalama çabası mı?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güzel şeyler... Aslı veya kendileri, heryerdeler!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güzel şeyler... Aslı veya kendileri, herzamandalar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben, sen, o, biz, siz, onlar; o güzel şeyleri doğuran rahimleriz...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben, sen, o, biz, siz, onlar; o güzel şeyleri&amp;nbsp;zehirleyen zakkumlarız!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zihinlerimiz, milyonlarca yıldır hiç ışık görmemiş bir göz; mutlaklıkla kamaşmaya hasret ve muhtaç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Önce, "güzel şeyler"i arzulamak&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonra, "güzel şeyler"i bilmek&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;En Sonra,&amp;nbsp;"güzel şeyler" olmak...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ateşi görmek,&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ateşte ısınmak,&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ateşin içinde yanmak misâli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-559689830337670056?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/559689830337670056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/guzel-seyler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/559689830337670056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/559689830337670056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/guzel-seyler.html' title='Güzel Şeyler'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskXY4WIKBI/AAAAAAAAAJA/2QBNzqDiTYc/s72-c/floweruniverse.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-2156173390384757089</id><published>2009-10-05T00:26:00.002+03:00</published><updated>2009-10-05T00:29:46.156+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Gemi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskSA8Lu_4I/AAAAAAAAAI4/WCXXnCz6IGg/s1600-h/ship_storm.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskSA8Lu_4I/AAAAAAAAAI4/WCXXnCz6IGg/s320/ship_storm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Arafta bir gemi&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Limanını arıyor&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yolcular sızmış&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Kaptan uykuda&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dalgalar&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Atlantik'ten&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Akdeniz'den&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Karadeniz'den&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Pasifik'ten&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Vuruyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Arafta bir gemi &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Batıyor&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Denizin dibinde&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Demir atıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-2156173390384757089?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/2156173390384757089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/gemi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/2156173390384757089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/2156173390384757089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/gemi.html' title='Gemi'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskSA8Lu_4I/AAAAAAAAAI4/WCXXnCz6IGg/s72-c/ship_storm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-7161109543619724651</id><published>2009-10-04T23:31:00.001+03:00</published><updated>2009-10-04T23:33:31.080+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Dil</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskEGIwW1RI/AAAAAAAAAIw/4YmYWagRiC8/s1600-h/dilsiz.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskEGIwW1RI/AAAAAAAAAIw/4YmYWagRiC8/s320/dilsiz.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;İnsanlar tanıdım&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;Dilleri kırbaç&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;Yüreğimde şakladı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;İnsanlar tanıdım&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dilleri ipek mendil&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yüreğimi okşadı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Ve insanlar tanıdım&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dilsiz&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;En çok onlardan korktum... &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-7161109543619724651?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/7161109543619724651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/dil.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7161109543619724651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7161109543619724651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/dil.html' title='Dil'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SskEGIwW1RI/AAAAAAAAAIw/4YmYWagRiC8/s72-c/dilsiz.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-5382271597450074299</id><published>2009-10-04T22:30:00.000+03:00</published><updated>2009-10-04T22:30:51.374+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Aphrodite Died</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ssj2jbwmudI/AAAAAAAAAIo/qjhsQd5e6Xg/s1600-h/lovedeath.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ssj2jbwmudI/AAAAAAAAAIo/qjhsQd5e6Xg/s320/lovedeath.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;Why eternal silence in Olympos?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;I ask: Why not to hear the cries?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strike&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;But…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Not once Gabriel said:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Only path here to away is the love?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strike&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;The dearest! Why preferred a mortal dream?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;(whispered) Because...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Tonight...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Aphrodite died…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-5382271597450074299?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/5382271597450074299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/aphrodite-died.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5382271597450074299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5382271597450074299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/aphrodite-died.html' title='Aphrodite Died'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ssj2jbwmudI/AAAAAAAAAIo/qjhsQd5e6Xg/s72-c/lovedeath.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-3600552198984582635</id><published>2009-10-04T22:11:00.001+03:00</published><updated>2009-10-04T22:14:57.697+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><title type='text'>Son Fotoğraf</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsjzUqcNaaI/AAAAAAAAAIg/bOlQTwT0mcE/s1600-h/ismailyigit_ivy_copy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" height="193" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsjzUqcNaaI/AAAAAAAAAIg/bOlQTwT0mcE/s200/ismailyigit_ivy_copy.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dün gece çıkıverdi karşıma &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Unuttuğum son fotoğrafın. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bir kitabın arasından &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Süzülüverdi yere. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Eğilip aldım. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dayanmadı yüreğim &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Gözlerine bakmaya. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Kibriti çaktım. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yanıp gitti hatıralarınla birlikte. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Son bir damla yaş &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Küllerinin üstünde... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-3600552198984582635?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/3600552198984582635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/son-fotograf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/3600552198984582635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/3600552198984582635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/son-fotograf.html' title='Son Fotoğraf'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsjzUqcNaaI/AAAAAAAAAIg/bOlQTwT0mcE/s72-c/ismailyigit_ivy_copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-7541623916425450532</id><published>2009-10-04T06:58:00.006+03:00</published><updated>2009-10-12T00:16:47.765+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyerli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cemil Meriç'/><title type='text'>Cemil Meriç (1916 - 1987)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsgbHp5yAZI/AAAAAAAAAII/FB7Kxl2X4qU/s1600-h/cemilmeric.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsgbHp5yAZI/AAAAAAAAAII/FB7Kxl2X4qU/s200/cemilmeric.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.cemilmeric.net/"&gt;http://www.cemilmeric.net/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsgbkEq9YqI/AAAAAAAAAIQ/kzA7fjRH1OA/s1600-h/buulke.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsgbkEq9YqI/AAAAAAAAAIQ/kzA7fjRH1OA/s200/buulke.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ssgcv1Q7PaI/AAAAAAAAAIY/QzzYDQwfwLo/s1600-h/umrandanuygarliga.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ssgcv1Q7PaI/AAAAAAAAAIY/QzzYDQwfwLo/s200/umrandanuygarliga.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Bu Ülke&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Umrandan Uygarlığa&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-7541623916425450532?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/7541623916425450532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/cemil-meric.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7541623916425450532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7541623916425450532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/cemil-meric.html' title='Cemil Meriç (1916 - 1987)'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsgbHp5yAZI/AAAAAAAAAII/FB7Kxl2X4qU/s72-c/cemilmeric.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-2693650680087348071</id><published>2009-10-04T06:57:00.003+03:00</published><updated>2009-10-12T00:05:56.658+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyerli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alev Alatlı'/><title type='text'>Alev Alatlı (1946 - ... )</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_g3ZUUxHI/AAAAAAAAASw/KJ7KH--6UiM/s1600-h/alatli.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_g3ZUUxHI/AAAAAAAAASw/KJ7KH--6UiM/s320/alatli.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.alevalatli.com/"&gt;http://www.alevalatli.com/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_i6QCFIXI/AAAAAAAAAS4/oKYZZxYF3KA/s1600-h/kabus.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_i6QCFIXI/AAAAAAAAAS4/oKYZZxYF3KA/s200/kabus.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_jQCjsfeI/AAAAAAAAATA/bRt9g-5CUEM/s1600-h/ismailyigit_ruya.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: right; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_jQCjsfeI/AAAAAAAAATA/bRt9g-5CUEM/s200/ismailyigit_ruya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Schrödinger'in Kedisi [Kâbus] ve [Rüya]&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/strike&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.onarimcilar.net/j/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=114&amp;amp;Itemid=8"&gt;Alev Alatlı ile yapmış olduğum, Kül Öykü Gazetesi Nisan 2008 sayısında yayınlanmış röportaj&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/bir-ruya-tabiri.html"&gt;Schrödinger'in Kedisi [Rüya] hakkında 18 yaşındayken yazdığım bir değerlendirme-özet&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-2693650680087348071?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/2693650680087348071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/alev-alatl-1946.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/2693650680087348071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/2693650680087348071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/alev-alatl-1946.html' title='Alev Alatlı (1946 - ... )'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_g3ZUUxHI/AAAAAAAAASw/KJ7KH--6UiM/s72-c/alatli.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-98860565474349932</id><published>2009-10-04T06:56:00.003+03:00</published><updated>2009-10-12T00:03:22.641+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alev Alatlı'/><title type='text'>Bir Rüya Tabiri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIxGHopZfI/AAAAAAAAAXI/GAWAGHBj54c/s1600-h/kabus.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIxGHopZfI/AAAAAAAAAXI/GAWAGHBj54c/s200/kabus.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIxMVEpE0I/AAAAAAAAAXQ/XsgyYlsIMDA/s1600-h/ismailyigit_ruya.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIxMVEpE0I/AAAAAAAAAXQ/XsgyYlsIMDA/s200/ismailyigit_ruya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp; ...Sene 2000, yaş 18 iken, yazar Alev Alatlı'nın Schrödinger'in Kedisi [Rüya] adlı romanını okuduktan sonra kaleme alıp yazarın haberleşme grubuna iletmiş olduğum bir tabirdir...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“ Ey Türk Milleti!&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gök yıkılmasa,&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yer çökmese,&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Seni kim ortadan kaldırabilir?...”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgili Herkes;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kendi “Rüya tâbiri”mi yapmadan evvel, sıkılma olasılığınızı göze alarak fakat affınıza sığınarak, naçiz hayatımdaki K.Ö ve K.S, yani “&lt;strong&gt;Kâbus Öncesi&lt;/strong&gt;” ve “&lt;strong&gt;Kâbus Sonrası&lt;/strong&gt;” dönemleri kısaca anlatmak istiyorum. Hayatımı böylesi iki döneme ayırmamın en büyük sebebinin hayatımda hakikaten böyle iki dönem olması birinci gerçeğini atlamadan ve Orhan Pamuk’un ‘Yeni Hayat’ın başındaki “Birgün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” cümlesini ben kendim söylesem o “bir kitabın”, ‘Schrödinger’in Kedisi[Kâbus]’ olacağı ikinci gerçeğini ekleyerek ekranın ardındaki benin tüm özel ve tüzel sırlarını ifşa etmeye başlıyorum!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Sual 1:&lt;/strong&gt; ‘Kâbus’ta ne bulmuştun?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Elcevap:&lt;/strong&gt; ‘Kendimi’ dersem çok mu kariyerist bir ifade olur? Tamam, o hâlde anlaşalım. Belki kendimin tamamı değil ama doğrusal mantıkla düşünürsem kendimin hangi kesrini bulduğum sorusunun cevabının ‘hepsini’ diyebileceğim bir oranda oluşu, senin gibi bir ‘saçaklı’yı tatmin eder mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Sual 2:&lt;/strong&gt; ‘Kâbus’ta hangi karakterle küme elemanların bire-bir eşleşti?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Elcevap:&lt;/strong&gt; ‘Bir kümem bile yok, anlıyor musun?’ dersem çok mu küstah bir ifade olur? Tamam, tamam. Şimdii, öncelikle benim K.Ö dönemimdeki ‘küme’min ‘boş küme’ olmadığını farz edersek, küme elemanlarımın belli bir oranının ‘Devrim’den, belli bir oranının da ‘İmre Kadızade’den geldiğini düşünebiliriz. Tabi bu durumun bende nasıl da büyük bir ‘iç-kaos’a sebebiyet verdiğini de takdir etmelisin. Çünkü kardeşim, İmre ile Devrim’in yanyana olması demek, elektron ile pozitronun yanyana durması, halk ağzıyla ifade edecek olursam ‘ateş ile barutun yanyana durması’ demektir. İlkinin birlikteliğinden ‘ışıncık’ peyda olur, ikincininkinden ne olduğu mâlum! Gönlüm Med-Cezir misali, Türk nihilizminden, ‘Koalisyon eğilimleri’ arasında debelenir dururdu! Tabi bunlar olurken taa ilkokuldan beri nedenini kavrayamadığım bir ‘at yarışı’ içinde koştur (ul)muş olmamın da (Anadolu liseleri ve fen liseleri sınavları, yani Mr. and Mrs. Brown sendromuna karşılık a-b-c-d sendromu!) post-etkilerinin ergenliğin bitimiyle beraber ‘Öğrenci Seçme Sınavı’ ile beraber geliyor olmasını hiç demeyeceğim! Eski devrimci bir amca, eski ülkücü bir baba (babaannemin ne çekmiş olabileceğini bir düşünün), gençliğinde cinlerle sohbet ettiğini her dost meclisinde anlatan bir dede, politik görüşü Demirel’e lânet yağdırmaktan ibaret bir anne, hayat gerçekliği ‘Yalan Rüzgârı’ ve ‘Hayat Ağacı’ olan bir babaanne, müslümanların ve özelde Türklerin geriliğinden ve pisliğinden dem vuran, buna mukabil Avrupalıların sokaklarından tut kiliselerine, mezarlıklarına kadar pûr-i pak olduğunu kafama işlemeye uğraşan bir hala, hayatta tek gâyenin para kazanmak olduğunu sürgit tekrarlayan bir dayı idi benim ‘dış-kaos’um ve ben bu iç-kaosla dış- kaosun ittifakına rağmen ‘ışığı arayan’, light-müslüman, lâik, Atatürkçü Türk genci idim! Üstüne üstlük, birinci vazifem Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmekti! ‘İstiklâl’ ve ‘cumhuriyet’ kavramlarının dilsel formatlarının hızla boşaldığı yıllar (evet, afazi) olduğu alt bilgisini sunmakta bir beis görmüyorum. İşte böylesi iç artı dış çalkantıların arasında ‘Kâbus’, kaosu Gaia’ya tetikleyen ‘Asa-yı Musa’ idi dersem...”Dünyaya dair olup da, yüzde yüz doğru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir olgu yoktur!” cümlesinin fırtınalar içindeki yaprak misali beynime ‘ilaç gibi geldiğini’, her karşılaştığım dünyevî olayda bu cümleyi Kelime-i Şahadetmiş gibi tekrarlıyordum dersem... Yegane dünya gerçekliğimin Pamela Anderson’un memeleri ve Sharon Stone’un bacakları arasında sıkıştığı ve uykularda ‘Amerikan Rüyası’nın görüldüğü bir dönemin ‘Türkiye kim, Türkiye nereden geldi, Türkiye nereye gidiyor?’ sorularının sorulduğu bir yeni döneme evrildiğini dersem... Lisede yaşadığım yatılılığın bende muhafaza ettiği ‘eril ruhumun’ ve geliştirdiği ‘sol yarımküremin’ (Tübitak ulusal bilim olimpiyatları) farkına vardığımı dersem... &lt;strong&gt;İslâmiyet’in sadece bayram namazlarında yandaki yaşlı amcaları taklit etmekten ve dudakları kıpırdatmaktan başka, bambaşka bir şey olduğunu keşfettim dersem...&lt;/strong&gt;ve bunların hepsinin tek bir kitapla, Schrödinger’in Kedisi cilt 1 Kâbus ile olduğunu dersem... Bana inanır mısınız?...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tüm bunlara ne sebep oldu bilemiyorum. Kitabın hangi bölümü, hangi cümlesi, hangi kelimesi, hangi hecesi, hangi harfi, hangi noktalama işareti bilemiyorum. Ama bildiğim, bir şekilde olduğu dostlar...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buraya kadar ikinci cilt ‘Rüya’nın adını ağzıma almadım, farkında mısınız? Fakat yazmamın gerekli olduğunu hissettiğim, yazmasaydım ‘Kâbus’a haksızlık olacağını bildiğim bir kesitiydi yazımın üst taraf. Dilerseniz okumayınız demeyeceğim, çünkü zaten yazının şu an okuduğunuz kısmındaysanız sizin için çok geç, değil mi? Neyse, laf cambazlıklarını bir kenara bırakıyor ve ‘Rüya tabiri’me başlıyorum!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“In the beginner’s mind there are many possibilities. In the expert’s mind there are few.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(Shunryu Suzuzi / Zen Mind, Beginner’s Mind)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Kâbus’un bendeki iç ve dış kaosları gaiaya doğru ‘tetiklediğini’ belirtmiştim. Tabi şimdi bendeki o sürecin bir ‘gaiaya evrimle süreci’ olduğunu ‘Rüya’yı okuduktan sonra anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Onuncu sayfanın sonunda İmre, Onarımcıların kendisini gökyüzü ile, &lt;strong&gt;‘Ezeli ve Ebedi Gerçek’&lt;/strong&gt; ile barıştırmaya çalıştıklarını haykırmıştı. İtiraf edeyim, ilk Rüya okumamda bu on sayfayı geçinceye kadar içime baygınlık gelmişti, hatta bir ara dördüncü beşinci sayfalarda umutsuzluğa bile düşmüştüm ‘Rüya’ya dair ama sonra ilerledikçe anlıyorsunuz ki ilk on sayfa iyi bir ‘bismillah’ olmuş ‘Rüya’ için. &lt;strong&gt;Bir:&lt;/strong&gt; Elinizdeki eserin öyle kolay yenilecek yutulacak bir nesne olmadığının ve hazmının da epey meşakkatli olacağının sinyallerini veriyor. &lt;strong&gt;İki:&lt;/strong&gt; Sıkılmanız, sizin hakikaten de özelde ‘Gökyüzü’, genelde ‘Ezeli ve Ebedi Gerçek’le barışmaya ‘en az’ İmre kadar muhtaç olduğunuz gerçeğini yüzünüze çarpıyor. İşte bu sebeplerden ötürü ikinci Rüya okumamda temkinliydim ve ilk on sayfanın tokadına öbür yanağımı uzatarak karşılık verdim! :-)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonraki yirmi altı sayfayı, Kutsal Yönler, farklı dünyaların farklı merkezleri ve Kubilây Hanın yeryüzü şehrinin mimarî plânının, Gökyüzü’nün mimarî plânının tıpkıbasımı olmasının telmihlerini düşünerek geçiriyorsunuz. Herşeyden evvel, konumların Greenwich’ten geçen frengî hatlardan bağımsız belirlenebileceği bilgisinin çağrışımları. Sayfa yirmi beşte &lt;strong&gt;“Bizim Dünyamızın Merkezi Edirne”&lt;/strong&gt; ile başlayan, farklı farklı dünyalar ve herbirinin farklı merkezleri olması potinbağı teoremine götürüyor sizi dersem çok mu uçuk bir saptama yapmış olurum? Hiçbir merkezin önemsiz olmadığı, hiçbirinin bir diğerine üstün olmadığı, birinin varlığının hepsinin varlığına, hepsinin varlığının birinin varlığına bağlı olduğunu öğütleyen Thomas More ütopik sosyalizmi??? Kubilây Han’ın gökyüzü tıpkıbasımı yeryüzü şehri, sizi ister istemez İmre’de de olduğu gibi ‘gökyüzü tıpkı basımı olmayan’ şehirleri hatırlatıyor. Gökdelenler arasında yaşamışım, bir seher yıldızını görememişim, ne yapayım ben? Ezeli ve Ebedi Gerçeğe uygun şehir inşaa etmenin de Allah’ın kanunlarına bağlı kalmakla eşdeğer olmasını çağrıştırmasını da belirtmeden geçemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa altmışa değin aklınızda Yıldız Fidanlığı ve aslında gökyüzünün de ‘Ezeli ve Ebedi’ olmadığı telmihi kalıyor. Bas-ü Bâdel Mevti hatırlıyorsunuz, nasıl ki hergün milyonlarca ‘Küçük Kâinat’ ölüyor, bir gün ‘Büyük Kâinat’ın da öleceği ilâhi bilgisinin, tamam kabul, beklendiği biçimde değil ama astronomik olarak da tey’id edilmesi... Doğrusal ve Atomist politikayı dışlayan, Guo Shoujing’i inkâr etmeyen bir Aydınlanma’dan, Asya’yı inkâr etmeyen bir Rönesans’tan, Tibet’i inkâr etmeyen bir İlâhiyat’tan ve bilimi inkâr etmeyen bir tevhidden müteşekkil (tevhidi inkâr etmeyen bir bilimden son tahlilde), sonsuz revizyona tabi olma iddiasında holistik ‘turna ideolojisi’!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Turnalar, Dağlar, Seher Yıldızı...&lt;/strong&gt; Bu kutsal üçlüyü ulusal formatlarımda sakladığımı Rüya’yı okuyuncaya kadar ben de fark etmemiştim. Fakat nedense, bu üçlünün şu anki Türkiye’de insanları ‘hakikaten’ bir araya toplayacağından şüphelerim var, bu yüzden bazen içimden bu üçlüye kutsal üçlü yerine ‘romantik üçlü’ diyesim geliyor. Hakikaten, ama hakikaten, gereken sinerjiyi bu üçlü yaratabilir mi, yanisi doğru adaylar mı?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Olmak istediğin gibi görün, olduğun gibi değil! Çünkü her yalan bir yaratış.” (Cemil Meriç)&lt;/strong&gt; Murat, M yani. Dalga fonksiyonunun istediğimiz biçimde çökmesini sağlayan güç Murat. Turnalar, Dağlar, Seher Yıldızının bir Murat oluşu bilgisi, Qili adamın hikâyesiyle birleşince “Acaba?” diyorsunuz, bir üst paragrafta duyduğum şüphenin cevabı mı veriliyor? Tamam, belki ‘kutsal’ değil, ‘romantik üçlü’ ama işe yarayacaksa neden olmasın, değil mi? Neye niyetleniyorsanız, yaşamın öyle oluşması, amellerin ‘muratlara’, yani ‘niyetlere’ göre olması! Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel görür esprisi! Ve eril ruh. 711’de Cebelitarık’ta karaya ayak bastıktan sonra gemileri yaktıran Tarık bin Ziyyad’ın ordulara hitabı: &lt;strong&gt;“Cengâverlerim, nereye kaçacaksınız? Arkanız deniz, önünüz düşman. Tek umudunuz cesaretiniz, tek güvenceniz muradınız şimdi.”&lt;/strong&gt; Pekala da “ Onarımcılar, nereye kaçacaksınız? Altınız yer, üstünüz gök, önünüz ‘Küresel Kraliyet’. Tek umudunuz cesaretiniz, tek güvenceniz muradınız şimdi.” cümlesi ile ikame edilebilir, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Dürüstlük, Yiğitlik, Sadakat, Nezaket, Denge =&amp;gt; Beyaz Turna Yasaları&lt;/strong&gt;. Yıldız tozu süvarilerinin enerjisi, Osmanlıların vakarı, âkil adamların tevazuu aranan bileşkesi Mucizeler Diyarı’nın. Bu bileşkeye giden yol, Beyaz Turna Yasalarının 5 A ile ittihat etmesinden doğacaktır dense mübalağa edilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birinci Beyaz Turna Yasası Dürüstlük, dürüst olma. Yıldız fidanlığındaki yıldızların dehşetli ölümlerini gösterecek, ‘Tünel’i gösterecek, ‘dünyaya dair olup da doğruluğu ya da yanlışlığı yüzde yüz kanıtlanabilecek hiçbir olgunun olmadığı rahatlatıcı ama bir o kadar da rahatsız edici bilgisinin varlığını gösterecek kadar &lt;strong&gt;DÜRÜST&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci Beyaz Turna Yasası &lt;strong&gt;YİĞİTLİK&lt;/strong&gt;, yiğit olma. ‘Yiğit’ olmanın da bir derece meselesi olduğunun idrakinde olduğumuzu farz edersek, “aşkına gem olarak sadece akıl, ahlâk, adalet ve adabı vurmak” olarak tanımlanacağı gibi, reel dünya şartlarında ‘kelaynak’ dendiğinde akıllarda oluşan çağrışımla aynı “yiğit.” Yiğitlik, maçoluk, kıroluk, yumuşaklık, delikanlılık çokgeninde gezen eril ruh diyecektim ki, “yiğit kadın” olur mu sorusu celbetti aklımı, ama sonra her insanın bir miktar kadın, bir miktar erkek, bir miktar YİĞİT olduğu fuzzy bilgisiyle rahatladım. Yiğit olabilmek için biyolojik manada penise sahip olmak gerekmiyor, tarih nice vajinalı yiğitleri de kaydetti. (Üslubumun müstehcenleşmesini engelleyen otokontrolümü kaybetmedim henüz, merak etmeyin.) Hatta (niye hatta diye soruyorum) efendimizi lime lime edilme pahasına savunan, Nesibe gibi kadın sahabeler yok muydu, Dede Korkut masallarında baş kesen, eli kılıçlı kadınlar yok muydu? Amazonlar hele ki! Ne oldu onlara, o ‘yiğit’ kadınlara? Yiğit olabilmek için testesterondan, östrojenden öte birşeyler lazım, neydi ki o şey kaybetti kadınlık âlemi onu? Eril ruh ne, nasıl kazanılır? İmre nasıl kazandı? Aşk eril ruhu öldürür mü, o yüzden mi mafya filmlerinde kabadayıların sevgililerinin olması onların sonunu hazırlar? Bu ‘aşk’, o aşk mı? Belki de bizim kutsal üçlümüz Turnalar, Dağlar, Seher Yıldızı değil, AT, AVRAT, SİLÂH olmalı. Atsız, avratsız, silâhsız eril ruha kavuşulmuyor ha??? :-)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üçüncü Beyaz Turna Yasası &lt;strong&gt;SADAKAT&lt;/strong&gt;, sadık olma. Ama, ama hemen anlaşılıyor ki bu öyle teslimiyetçi bir sadakat değil, mandıra düzenini çağrıştıran sadakat değil. Sadık olmanız gereken baktınız sadık olmaya layık değil, baktınız Beyaz Turna Yasalarını ihlâl ediyor, sadakat geçerliliğini kaybediyor. Rasyonel otoritenin sınırlarını çizdiği, dürüstlüğün kıstası belirlediği ve yiğitliğin teminatı olduğu bir sadakat. Yanisi, “hastalıkta ve sağlıkta, ölüm bizi ayırıncaya dek” pembe dizi sadakati değil. Ama kindar olmadan, affetmeyi de unutmadan sadakat.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dördüncü Beyaz Turna Yasası &lt;strong&gt;NEZAKET&lt;/strong&gt;, nazik olma. Aa, nezaketin kötü şöhreti vardır biz Türk erkeklerinde, afedersiniz, “top” olmakla eşdeğer tutarız nazik olmayı kimi zaman, ama tabi “toplaşmış nezaket” de kabul edilemez, bize “Yiğit Nezaketi” lazım. Kadının yanında kendisini cennet hurilerinden biri ‘zannedeceği’ Yiğit Nezaketi, ama eril ruhu da kaybetmeden. Nazik olalım derken yoksa Allah muhafaza mekândan münezzeh kadınsı ilkeyi güçlendirmiş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beşinci Beyaz Turna Yasası &lt;strong&gt;DENGE&lt;/strong&gt;, dengeli olma. Bunun için önce statik kanunlarını iyi bilmek lazım. Fnet eşittir sıfır olmalı anlayacağınız, net tork da sıfır olmalı, yoksa denge sağlanamaz. Sizi engelleyen bir dış-gücün minimum olduğu, (minimum sürtünme) eylemsizliğinizin tadını doyuncaya dek çıkarabildiğiniz denge anı, ama dengeyi bozmamak kaydı ile. Konumu iyi belirleme, uçurumun kenarında duran bir kaya da teorikte dengededir, ama siz onu kayaya sorun, ruhu nasıl da çalkalanır! Ruhu dengede tutmak mühim, yoksa uçurumdan yuvarlanırken bile dengedesinizdir, yeter ki muradınız denge olsun, ‘Tünel’ bile vız gelir ruhunuzda dengeyi sağladığınızda.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Bir yıldız tozu süvarisi, öpüşür seher yıldızı ile tek ayağı üzerine tünemiş Beyaz Turna kadar sağlam basarken yere...”(shf 124)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Erkeksi ilke olmayınca, benlik, haysiyet, vakar gibi insanoğluna özgü uyartanlar yoktur.”(shf 135)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Astronomik oluşumlara ilâhilerin eşlik etmesi, yani mutlak boşluk zannedilen uzayın aslında bir senfoni olduğu... (sessiz ama derinden) Bir yıldız doğarken en uygun müzik &lt;strong&gt;“Happy Birthday to you!”&lt;/strong&gt;nunki değil malûmunuz, belki bir serin nihavend. “...Derdime dert katma bülbül.” Ama ben ya derdimi seviyorsam???”...Ötme bülbül, ötme bülbül” Öt bülbül, dinleme öt! Öt ki ötebilesin, yeter ki ötmeye niyet et sen. Dokunmadan, sadece öt Kadim Kama Sutra’nın nağmelerini. Dokunmadan, Güneş ile insan gibi, ama Güneş öylesine yakın, belki şah damarından da yakınken insana insanın güneşe bu denli uzak oluşu nankörlük değil de nedir? Yaklaş güneşe ki ısınasın bülbül! Sidret-ül Münteha’nın ötesindeki Güneş’e aşkla uç bülbül! Ey bülbül, dinleme beni, öt, öt sen...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Let’s go extinct if we must, but let’s do it with some dignity and humor and grace.” (shf 153)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve led’dallin, âmin...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strike&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgili Herkes;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Rüya’ tabirime kaldığım yerden (&lt;strong&gt;Bölüm 3, Kuantum Yosması&lt;/strong&gt;) devam ediyorum efendim. Bu arada ne yaptın diye soracak olursanız şayet, âlem-i misâlde başka ‘rüyalar’ görmekte idim diye cevaplarım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 154–158 arasında, bozkırın ortasında, Güneş’in alnında, kendi halinde otlanan hilâl boynuzlu bir mandanın çevresinde birden beliren kaplanlar tarafından parçalanışı ile başlayan ve başlarına gelenlerin temel nedeni saydıkları siyasi partinin bir mensubunun diğer mensuplara ibret olması için bedeninin lime lime edilmesi, yaşlıca bir mağdurenin &lt;strong&gt;“Yetti! Lânet olsun! Yetti!”&lt;/strong&gt; derken adamın kesik kulaklarını sütyenine tıkması ile son bulan bir ölümler silsilesinin ne anlama geldiğini anlamakta zorlandım. Acaba, YDD’nin hayatın bir cidâlden ibaret olduğunu bastıran neo-Darwinist yorumunun insanlar tarafından kabulünün fikri planda çok da zor olmayacağının mı telmihi var idi, yoksa ‘kâinatta kötülük’ problemi mi irdelenmiş, yani tüm bu olanların &lt;strong&gt;“Rahmetim herşeyi kaplamıştır” (A’raf Sûresi 156)&lt;/strong&gt; âyeti ile nasıl uzlaştığı sorusu mu sorulmak istenmiştir? Eğer bunlardan ikincisi ise diyeceğim, kitabın sonlarında da belirtildiği üzere &lt;strong&gt;‘Kemâl’e giden yolun ‘Celâl’den geçtiğidir.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Celâl+Cemâl=Kemâl&lt;/strong&gt; doğrusal denklemi belki demek istediğim ama şahsi kanaatim bu tür sorunların Allah’ın esma-i hüsnasından müteşekkil saçaklı denklemler ile izale edilebileceği üzerinedir. Kaldı ki sizin ölümü nasıl algıladığınız ile de ilgilidir bu tür sorunlar. &lt;strong&gt;“İmân nuru ile insan görür ki mevt bir idâm değil, tebdil-i mekân; kabir ise zulümatlı bir kuyu ağzı değil, nurâniyetli âlemlerin kapısıdır.” (Sözler, 17. Söz / Said Nursî “shf 186”)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 159-175 arası, kitabın kuantum-fiziksel felsefesinin özünü teşkil ediyor diyebilirim. Yeni fiziği esas alan Mucizeler Diyarı’nın &lt;strong&gt;Asal Yasası Madde 1:&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;“Asal yasa, neyin ne olduğu kadar, neyin ne “olabileceği” esası üzerine kurulmuş olduğundan “YAZILI DEĞİLDİR”, sonsuza dek revize edilebilir. Bu çerçevede, nasıl ki kuantum sistemleri evrildiklerinde ‘aynı anda var olan’ sonsuz olasılıklar sergilerler, Mucizeler Diyarı’nda da, sonsuz sayıda olasılık aynı anda yaşatılır. Olasılıklar birbiriyle çelişebilir, hatta birbirlerini naksedebilirler ama hepsi, aynı anda üst üste binmiş, süperpoze durumda ve buradadırlar.”(shf 164)&lt;/strong&gt; Bir sistemin potansiyeli, onun ne olduğu ile değil, ne olabileceği ile bilinir ki son tahlilde bir şeyin ne olabileceğinin sınırını çizmek de pek mümkün olmadığından sistemlerin potansiyellerini hesaplamanın ne kadar zor olduğunu (ki burada fiziksel sistemlerin potansiyellerini hesaplamanın nispeten kolay olduğu gerçeğini göz ardı edemeyeceğim, fakat söz konusu olan ‘sosyal sistemler’ ise bu sınır çizme işi pek zordur, değil mi? Genç Türkiye nüfusunun potansiyelini bir hesaplamaya, ya da en azından göz önüne getirmeye çalışın. Kaosun varlığı pahasına yaşatılan değişik olasılıklar, çünkü potin bağı hipotezi var. Bir olasılık diğerinden ne üstün, ne de bir olasılığın varlığı diğerinin yok olmasına bağlı, hatta bir olasılığın varlığı tüm diğer olasılıkların yaşamasına bağlı. Bir türbanlının varlığının bir mini eteklinin varlığına bağlı olduğu, bir ateistin varlığının bir teistin varlığına bağlı olduğu ‘ultra-demokratik’ ortam. Kâinatta zıtlıkların varlığı ilkesiyle de uyuşuyor, ışığı algılayabilmek için karanlık lazım, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Asal Yasa Madde 2&lt;/strong&gt; Schrödinger’in Denklemi üzerine kurulu. Dalga fonksiyonunun çöküşü yani. Elli iki karttan müteşekkil bir destenin en üstündeki kartın maça papazı olmasının belirlenmesi ile ortadan kalkan diğer elli bir olasılık, seçim öncesi, parlamento (latince boş laf üretilen yer!) kombinasyonunun sonsuz sayıda olasılık içerirken sayım bittiğinde ortaya çıkan tablonun diğer olasılıkların tümünü ortadan kaldırması, veya tamburunu eline alan bir bestekârın bestesinin makamını seçip notaları kâğıda geçirmesinin diğer tüm seçenekleri ortadan kaldırması, ya da sizin bu yazıyı okumadan evvel ki Rüya mülahazanızın bu yazıyı okudukça başka bir seyre doğru yol alması,&amp;nbsp;hepsi dalga fonksiyonunun çöküşüne birer örnek. İlk dalga çöküşüne örnek diye sorulduğunda aklıma &lt;strong&gt;“Kün feye Kün”&lt;/strong&gt; emri geliyor, yani &lt;strong&gt;“Ol!”&lt;/strong&gt; emri, “Kün”. Kâinat zaten, “kün” fiilinden türememiş midir? Fakât burada beni ciddi ciddi düşündürten, kaybolan diğer olasılıkların nasıl olabileceği? Meselâ kâinat örneğinde bu beni acayip heyecanlandırıyor. Tamam, anthropic ilke, &lt;strong&gt;“Kâinat nasılsa biz O’nu öyle görürüz, çünkü eğer gördüğümüzden farklı olsaydı, biz burada olup O’nu görüyor olmazdık.” (Stephen Hawking)&lt;/strong&gt;, yani başka bir telmihi bunun ‘homeostatis’, ‘Gaia hipotezi’, İo ve benim tek ve aynı hücrenin sembiyotik parçaları olarak işbirliği içinde olmamız, (Vahdet-i Vücudu çağrıştırdığının farkındayım ama değil, hem aman ha Vahdet-i Vücudçu olalım derken Vahdet-i Mevcutçu olmayalım efendim!) ama örneğin Schrödinger denkleminin başka kâinatlarda nasıl olabilirliği üzerine kafa yormak, muhteşem ve maatteessüf belki bir o kadar da abes! Ezelî ve Ebedî Gerçekliğin C-O dışında yapı taşına sahip ‘kul’ları olabileceği düşüncesi ne muhteşem ve telmihleri ne kadar tatlı! Hmm, diğer olasılıkların paralel evrenlerde yaşayakaldığı bilgisinin beni tatmin etmediğinden dem vuruyordum, işte burada Asal Yasa Madde 3 devreye giriyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Asal Yasa Madde 3:&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;“Yörüngesini değiştirmek isteyen bir kuantum parçacığı, bir elektron, nihai geçişini yapmadan önce tüm olasılıkları el yordamıyla değerlendirir. Elektronun olası tüm yörüngelere ve ‘aynı anda’ sanal geçişler yapmasının nedeni kendisi için en iyi geleceği saptamaktır. Mucizeler Diyarı yurttaşları, kendileri için en iyi geleceği saptamak amacıyla olası tüm yörüngelere sanal geçişler yaparlar.” (shf 165)&lt;/strong&gt; Gasbedilmemiş demokrasi, ‘balans ayarı yapılmamış demokrasi’ bunun bendeki çağrışımları. Nihai geçişimi ben kendim için en iyi bulduğumdan ötürü yaparım, yoksa oligarşi öyle münasip gördüğü için değil! Haa, bir de tabi bunun daha geniş telmihleri de var. Ben bir garip elektronum, gümüşlü zurna neyime? de denilebilir, yani kimi zamanlar olası tüm durumları bilemeyebilirim, işte o durumda da bana düşen ‘Allah kerim’ deyip seçtiğim yörüngenin hakkımda hayırlı olmasını Allah’tan dilemekten ibaret. ‘Tevekkül’ yani. Sen sebepler plânında en uygun biçimde hareket edebilirsin ama son bağlamda tüm bilgileri toplasan da, seçtiğin yörüngenin iyi mi kötü olduğunu bilemezsin! Dünyaya dair olup da iyi veya kötü olduğu yüzde yüz kanıtlanmış hiçbir yörünge yoktur esprisi anlayacağınız. Rüya’da en iyi geleceği fıtratın belirleyeceği söyleniyor, tabii ‘kirletilmemiş fıtratı’ anlıyorum ben buradan. Ezeli ve Ebedî Gerçekliği referans alan fıtrat ki, zaten o gerçeklik de tüm insanları temiz bir fıtrat üzerine yaratmıştır. İş ki, o fıtrat bozulmasın, denge bozulmasın, yoksa ozon da delinir, kelaynaklar da tükenir, göller de kurur, Aborjinler de yok olur!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Asal Yasa Madde 4:&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;“Mucizeler Diyarı’nda geçmişin izleri özenle korunur. Ne geçmişsiz gelecek vardır, ne de geleceksiz geçmiş.”&lt;/strong&gt; Türk tarihini 1923’ten başlatan gafillerin kulakları çınlasın! Ya da 1923’ü Türk tarihinin sonu olarak gören gafillerin! &lt;strong&gt;Bana sorarsanız ben Türk tarihini taa Big Bang’a, Büyük Patlama’ya kadar götürürüm! :- )&lt;/strong&gt; 15-20 milyar yıl önceye yani, he hey! Ben bir küçük matrixim, köşe bucak gezmeyim!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Bana hakikatı değil, muradını söyle. Olmak istediğin gibi görün, olduğun gibi değil, her yalan bir yaratış."”(shf 167)&lt;/strong&gt; Çünkü hakikat tek değil, hakikat sizin dalga fonksiyonunuzu çökertmeyi ‘seçtiğiniz’ bir olasılıktan ibaret. Yine güzel gören güzel düşünüre geliyoruz, ama güzel görebilmek için güzel düşünmek lazım, değil mi? Ha ha, ironi, yukarıdaki ifadeyi doğrusal mantıkla yorumlarsak güzel düşünebilmek için güzel düşünmenin gerektiği ortaya çıkıyor, iyi mi? :-)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Sayfa 168, “Kâbus, Eski Türkiye’nin seçimiydi.”&lt;/strong&gt; Yani Eski Türkiye’nin kâbusa bilerek, isteyerek çökmesi hâli. Ama bu ifade İmre’yi tatmin etmemiş olacak ki bal gibi de nedensellik kokan, (ama belirtmiyor) deterministik bir gönderme görüyoruz: “Bu kadar basit olmamalı.” (İmre, Allah aşkına neresi basit?) “Nekrofil niteliklerimize revaç varmiş olmamızın bir ‘nedeni’ olmalı. Aynı şekilde Yukarıdakilerin de Koalisyon’a çökmelerinin bir nedeni olmuş olmalı.” Klasik tarihsel determinizm. Marx Das Kapital’i yazmasaydı, yine de Marxist devrimler (başka adla) olacaktı ha İmre? Küresel Kraliyet olmasa da glob Koalisyon ‘hakikat’lerine çökecekti? Aslında mesele hiç de basit değil. Küllî irade ile cüzzî iradenin farkının iyi anlaşılması gerekiyor kanımca. Allah’ın Murad etmesi var ki son tahlilde, hiçbirşeye benzemez!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir de Alatlı burada Kâbus dendiğinde ne anlaşılması gerektiğini de açıklıyor, yoksa eski Türkiye’de Kâbus’a evrilen süreç çoğu okurun sandığı gibi tamamen rastgele, tamamen düzensiz değil, istenmeyen bir düzen belki ama bir düzen nihayetinde. Kaos, zaten düzensizliğin düzeni değil midir? Kelebek etkisi akla geliyor ister istemez kaos dendiğinde, eski Türkiye’nin kelebeği ne idi? Kuruyan bir kuyu, bir evden çalınan bir gerdanlık, çıkan bir yasa, alınan ya da alınmayan son rüşvet??? Aynı anda var olan sonsuz sayıda oluşumlardan herhangi biri kâbusu başlatıyor, bu yüzden İmre’nin sorusunun anlamlı bir cevabı yok.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Batılı kafayı anlamanın yolu, Mr. and Mrs. Brown sendromunu anlamaktan geçiyor kesinlikle, bu bakımdan Alatlı’yı bu çok çok çok haklı tespitinden ötürü kutluyorum. &lt;strong&gt;“Her yıl aynı noel ağacını çatı katında sakladıkları aynı süslerle süsleyen, aynı Noel şarkılarını söyleyen Mr. and Mrs. Brown.” (shf 171)&lt;/strong&gt; “Lâle soğanlarının dört asırdır aynı yere gömüldüğü İngiliz bahçeleri, üç asırlık evinizin ilk sahibinin köşe başındaki devlet arşivlerinden öğrenebilmek (ki ben aynı şeyi Julia Roberts’in Erin Brokowich filminde görmüştüm, Brokowich, Sular İdaresinin arşiv fareliğini yapıyordu ve en ufak şeylerin bile kaydı tutulmuştu!), beş yüz küsur yıl bıkmadan usanmadan aynı tiyatro yazarının oyunlarının izlenmesi (Shakespeare?), yüzyıllar önce denizlere saldığınız ufacık bir teknenin seceresinin saklanması, tüm bu süreklilik ve doğrusallığa adanmışlık değil midir Batı’yı bu denli kendine güven dolu, ve bir o kadar da ‘küstah’ yapan? Ve elbette İmre’nin dediği gibi ultra-güvenli ve bağnaz. Bu doğrusallık zaten Batı’nın Kaos karşısında kırmızı görmüş boğa psikolojisi içine girmesine sebep değil midir? Kitabın ilerleyen bölümlerinde denileceği üzere, biz her zaman kaosla karşı karşıyaydık ama onları düşüncesi bile korkuttu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Sayfa 173’te Amerika Birleşik Devletleri’nin Alcyone’ye benzetilmesi&lt;/strong&gt; çok manidar. Güneş Alcyone’den on kat daha küçüktür, bin kat daha sönüktür ama Güneş’in dört buçuk milyar yıllık ömrüne karşılık Alcyone’in sadece 80 milyon yıllık ömrü kalmıştır, değil mi? Allah muhafaza(!), bu gidişle Amerikan Medeniyeti spastik bir kâbusa çöküşle son bulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Sayfa 175–190 arası “Dünyayı bilmeyen dünyanın maskarası olur.”&lt;/strong&gt; Hükmü gereği (ki bence böyle bir ifade bu kadar kültün varlığını bilmenin ne yararı var sorusunu bertaraf ediyor.) bir dolu ‘kült’ ile tanışıyoruz. NAM (New Age Movement), yani geçen yüzyılın ortalarından itibaren Koalisyon halklarının Hristiyanlığa yabancılaşması, hatta düşmanlaşması, Hinduizm,Budizm, Taoizm ve Occultizmin maddeci Batı kültürüne uyarlanması. Budizm-Hristiyanlık karması yeni global bir dinin maya tutması da böylesi bir ortamda epey kolay olurdu, değil mi? Sayfa 187’de Deli General’in, Odin Kardeşliğinin 601. Yılında yayımladıkları bildiriye bayılması ve Mezopotamya dinlerinin sorgulanması meselesi, Rüya hakkında etraflı tabirimi bitirdikten sonra özel olarak değineceğim bir konu. Sayfa 190, Deli General’in kendilerine Harp Okulunda ilâhiyat okutmadıklarını belirtmesi, bir sitem mi? Ve Yukarıda “Yeni bir din, yeni bir kimlik istiyorum” diye haykıran ve bu haliyle tutanın elinde kalacak olan İmre gerçeği, az biraz hepimizi yansıtmıyor mu? Görüldüğü gibi, yeni bir kimlik arzulayanlar için ‘kült’ bol, değil mi? :-)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 191–210 arası, kitabın genel temâsı tekrar ediliyor. &lt;strong&gt;“Mucizeler Diyarı’nın teminatı, Gaia’dır.”(shf 192)&lt;/strong&gt; Kaosun sanıldığı gibi ‘her zaman’ korkulacak bir şey olmadığı, sahici hürriyetin ancak kaos göze alındığında söz konusu olabildiği bilgisi. Yukarıdakiler’den farklı olarak Mucizeler Diyarındakiler yaşamlarını Kaos’un ve kendi kendini oluşturan düzenin canlı sistemlerin birbirlerini tamamlayan iki unsuru olduğunun bilincinde yaşarlar. Sayfa 193’te Asal Yasa madde beş ve altı ile tanışıyoruz:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Asal Yasa Madde Beş: “Kaos, Göksel Gerçeklik’in bize açılan yüzlerinden birisidir.”&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Asal Yasa Madde Altı: “Yeryüzü, işbirliği içinde yaşayan sembiyotik parçalardan oluşan tek bir canlı organizmaya benzer. Bu çerçevede, Mağdurlar, Darwinsel Evrim’in (Doğal seleksiyon) toplumsal telmihlerini reddederler.”&lt;/strong&gt; Birlikte evrilme ilkesi yani, fakat buradaki ‘evrim’ fikrini sorgulamak istiyorum. Dışarıdan müdahale eden bir yaratıcı fikrini reddeden Mekanik dünya görüşünün izlerini seziyorum ben halâ bu ‘birlikte evrilme’ düşüncesinde. Bu noktayı bir çekince olarak bıraktığımı belirtmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Anahtar kavram kısmî gerçeklik, çıkış noktası ışık.” (shf 193)&lt;/strong&gt; Saçaklılık düşüncesiyle desteklenmiş, ışığa nasıl bakarsanız onu gördüğünüz, ışıncık beklerseniz ışıncık bulduğunuz, dalga beklediğinizde dalga gördüğünüz (Kişi neyi aramaktaysa onu bulur esprisi) bir dünya görüşü. &lt;strong&gt;“Everything is a matter of degree”&lt;/strong&gt; yani anlayacağınız ve bu yüzden Onarımcılar dünya görüşlerinden ödün vermedikleri gibi kendi dünya görüşlerini bizim dünya görüşümüze uyarlamayı reddederler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Gaia. Kaos’un öteki yüzü, Gaia. Kaos, çok değişkenlilik, tahmin edilemezlik. Kaos, karman çorman bir deniz. Gaia, hercümerçten yükselerek kendi kendisini oluşturan düzen. Kaos ve Gaia, birbirlerine dönüşen iki kısmî gerçeği Kâinat’ın.” (shf 195)&lt;/strong&gt; Yani, İmre’nin dediği üzere ‘bağlamsallık’. Sesteş kelimelerin manâlarının kullanıldıkları bağlama göre değişmesi hâli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geçmişte oryantalizmin, emperyalizmin keşif kolu olduğu gibi şimdi de ‘Darwinsel Evrim’ keşif kolu YDD’nin. Tabi ben burada tüm dünyada, özellikle son on yılda (1990’lardan beri) Amerikan icadı “fundementalist İslâm”ın çıkışıyla beraber zihinlerde oluşan ‘neo-orientalism’e de dikkat çekmeden edemeyeceğim efendim. Görüldüğü gibi, YDD’nin keşif kolları bol!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 198’de, rasyonel olmayan otoritenin temellerinin nasıl atıldığına dair anlatıma geldik. &lt;strong&gt;“Dehaya, dâhiye özel anlam atfedeceksiniz ki, Yeni Dünya Düzeni’nin hiyerarşisine kadar giden yolu açabilesiniz.”&lt;/strong&gt; Şimdii, bu cümle belki bazı okurlarda ‘Ee, ama Büyük Simülasyon’da dâhiler yok mu?” sorusunun sorulmasına sebebiyet verebilir. Ben bu okurlara öncelikle etrafından yalıtılmış dâhi, yani sırf kendisinden kaynaklanan bir deha-bi nefsihi (?) olabilir mi sorusunu yöneltmek istiyorum. Bir de, sizin de hak vereceğiniz üzere, Büyük Simülasyon’da insanlar tek tek hücrelerde bireysel çalışmıyor, bir sinerjinin oluşturulma çabası var. Yine potin bağı teoremine geliyoruz, hiçbir ‘dâhi’ –ki tanımlanması gerekiyor- bir diğerine üstün değil, birinin varlığı hepsinin varlığına, hepsinin varlığı birinin varlığına bağlı. He hey, “One for all, all for one” – “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” diyen yazar, Potin bağı teoremini biliyor muydu acaba? :-)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Off, Rüya tabirim gittikçe içinden çıkılması zor bir ‘Rüya tefsiri’ne dönüşüyor. Bu seferde de bitiremeyeceğim, takâtim kalmadı. Ama, yorumlarken en zevk alacağım kısma, “nesir-şiir” karşılaştırması kısmına geldim. Üçüncü tabirde buluşmak üzere...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir garip tefsirci :-D&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strike&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“ All you have to do is write one true sentence. Write the truest sentence that you know.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(Ernest Hemingway / A Moveable Feast)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgili Herkes;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kaldığımız yerden devam edelim tabirimize. İnşallah bu kez, uzun cümlelerin cilvelerinden olan cümlenin sonuna geldiğinizde başını unutmak gibi bir sendrom yaşamayız. (Bunu yazar yaşadığında yarım kalmış cümleler, okur yaşadığında bön bön bakmalar oluyor!) Gerçi Orhan Pamuk'’un üslubuna âşina olanlar alışıktır bu duruma ya, neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nazım-nesir mukayesesinin olduğu bölüme gelmeden, değinilmesinde fayda gördüğüm yerler olduğunu zannediyorum. Sayfa 199–210 arasına odaklanalım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;BBC’nin 2000’li yılların başında, olanı biteni anlamlandırmaları ve Koalisyonun yarı resmi yayın organlarından National Geographic adlı kanalda kuşların hareketlerinin insan beden dili temel alınarak yorumlanması, kuşlara yapılan dublajlar ve bu yapılanların oryantalizmin ana düsturlarından olan ‘kendilerini temsil edemezler, biz temsil ederiz’i çağrıştırması. Hatta diyebilirim ki, bu neo-orientalizmin (ki belki başka bir tabir bulmak daha uygun, çünkü Edward Said’in ‘orientalizm’ derken birden fazla şeyi kast etmesi gibi ben de ‘neo-orientalizm’ derken birden fazla şeyi kast ediyorum.) izlerini ‘Moda’ denilen olguda da görebilirsiniz. İnsanlar kendilerine ne yakıştığını bilemezler, ancak biz biliriz insanlara ne yakışacağını! Nasıl ama? Aa, yoksa siz modaya uygun giyinmiyor musunuz???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 205’te, Onarımcıların bir büyük avantajı olarak ‘İslâmiyet’ adres gösteriliyor. &lt;strong&gt;‘Müntakim’ ile ‘Rahim’i yan yana gören bir müslüman, fotonun hem cisimcik, hem dalga olduğu haberine şaşırmamıştı,&lt;/strong&gt; Meratib-i Hayat’tan haberi olanlar (hayat mertebeleri yani, Hz. İsa’nın, Hızır Aleyhisselâmın, şehitlerin, ervahın ve bizim) kâinatın dalga cenahına dair bulgulara burun kıvırmamıştı (ki burada, var olan herşeyin Allah’ı kendi dilinde zikrettiği bilgisini de eklemek istiyorum, bilirsiniz zikir belli bir frekansta olur, bu bağlamda Allah’ı ‘Hu Hu’ diyerekten 1 Hz. Frekansta da zikredebilirsiniz, atom mertebesinde 10 üzeri 15 hertz mertebesinde de!) Hızır Aleyhisselâm’ın bir vakitte pek çok yerde bulunabildiğini bilenler, kuantum sistemlerinin evrildiklerinde aynı anda var olan sonsuz olasılıklar sergilediklerini öğrendiğinde de Batılı türdaşları gibi korkuya da kapılmamıştı, değil mi? Hatta, Alatlı’nın ifadesiyle Kâinatın Sahibi’nin &lt;strong&gt;Hızır Aleyhisselâm’ı mümkün kılan matematik formülünün ne olabileceğini merak ediyor olmamız &lt;/strong&gt;gibi bir durum ortaya çıkmıştı, yani bu II. Aydınlanma’da müslümanlar olarak kendimizi tehdit altında hissetmemiştik! &lt;strong&gt;(Sufi tayfası, Kuantum fizikçileri =&amp;gt; Birleşik Cephe!)&lt;/strong&gt; Bu sonuç denkleminin analizine geçmeden evvel, ‘Hızır Aleyhisselâm’ı mümkün kılan matematik formülü’ ifadesinde ‘nedensellik’ kokusu aldığımı belirtmek istiyorum. Yani, zahirde olduğu üzere müsebbeb için sebebin olması gerekliliği. Burası çok ince bir nokta olduğu için üzerinde az biraz durmak istiyorum. (Merak etmeyin, nereler üzerinde genel Rüya tabirinden sonra ayrıntılı biçimde duracağım, aklımda.) Dr. Yamina Bouguenaya Mermer tarafından kaleme alınmış olan, &lt;strong&gt;‘Bilimin Marifetullah Boyutları’ adlı nefis kitabı referans alarak, şunları diyebilirim: “Sebeplerden biri olmadığı zaman sonucun vuku bulmaması, o sebebin sonucu yaptığına hiçbir surette delil olamaz. Olsa olsa belli bir sonucun belli bir sebep ile beraber yapıldığının delilidir. Bu, sebep-sonuç ilişkisinin bir düzen içerisinde kurulduğunun ispatıdır.” (shf 172) Risale-i Nur’un esas davalarından ‘sebeplerin sonuçları yapmadığı’ meselesi özetle şöyle ifade edilir: “...doğrudan doğruya müsebbebi, sebep ile beraber halkederek, cilve-i esmâsını ve hikmetini göstermek için, bir tertip ve tanzim ile zahiri bir sebebiyet, bir mukarenet vermekle...” (23. Lem’a, Üçüncü Kelime, Üçüncü Muhal)&lt;/strong&gt; Neyse, dediğim gibi, bu sebep-müsebbep ilişkisi üzerinde ilerleyen bir zamanda daha ayrıntılı durulabilir. Evet, nerede kalmıştık, &lt;strong&gt;“...fizik belki de ilk kez bizim de içselleştirebileceğimiz bir mahiyet kazanmıştı.” “Schrödinger’in, Heisenberg’in, Hızır Âleyhisselâm’dan haber veren Hazreti Muhammed’e hiç olmadık bir gönderme yapmaları beklenirken, onu tanımıyor bile olmalarının büyüklüğüne uyandık.”(shf 205)&lt;/strong&gt; Ve bu uyanış Onarımcılar’ı, hiçbir bilgi kırıntısını dahi zâyi etmeyecek sistemler kurmaya yöneltiyor, yani Simülasyon. Ne Marx’ın, ne Said Nursî’nin, ne de Atatürk’ün bilgisini dışlayan, ‘apolitik’ Simülasyon. Kaos’un akılcı otoriteye evrildiği, çok değişkenliliğin hakkının verilmesiyle yanlışlar ve mükerreatın kendiliğinden(?) ayıklandığı Simülasyon.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;207-210 arası, Ezelî ve Ebedî Gerçeklik’e yolculuk ile Mir’ac hadisesi arasında anlamsal bağın kurulduğu sayfalar. Yalnız burada yine kafama takılan bir nokta, Altay Kişi’nin ruhunun da benzer tecrübeden geçmiş olmasının belirtilmesinin telmihi ne? Eski Türkler’in de bir peygamberi olduğu ve onun da Allah ile konuştuğu mu –ki kitaptan anlaşıldığı üzere bu deneyim başka ulusların göksel kişileri tarafından da yaşanmış, kutsanma hadisesine bir gönderme!- yoksa hâkikatte böyle bir Mir’ac yok da bu, eski toplumların öykülerinden derleme mi? Bu ikinci olasılık, şahsi kanaatimce tüm Alatlı metodolojisini toptan sorgulamamla son bulacak bir süreci tetikleyebilir. (Hmm, şantaj ha, küçük şımarık seni! :-D )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“...İnsanoğlunun maddi ve manevi deneyimlerinin tümü. Akıl, bilgi, anlayış, görgü, IQ, EQ, SQ,...kişisel marifetlerimizin bütününü kucaklayan zihni kemâl, Bizim Eller’in ideolojisi, ki tekâmül onun içine derc olunmuştur.”(shf 208)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve gelelim, nesir-nâzım bahsine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İmre, sayfa 217’de soruyor Kara Kalpaklı Adam’a: “Bilinir ki, bir yazarın ömür boyu çırpınışı, ‘doğru’ olan tek bir cümle kurabilmek adınadır. ‘Benim adım İmre Kadızade’ gibi verili bir cümle değil, ‘iki kere iki dört eder’ gibi verili bir cümle de değil. (Tabi totolojiler, yani A=A , ‘Rain is rain’ gibi cümleler hiç değil!) Kullandığı kelimelerin tarif ettiği nesneler ya da oluşumlar ile yüzde yüz uyumlu olduğu bir cümle. Bunun mümkün olmadığını biliyoruz, çünkü uyum bir derece meselesi, saçaklı. Hâl böyle olunca, Mucizeler Diyarı’nın mukaddesleriyle kelimelerin uyumu nasıl sağlanıyor? Yoksa bukalemunluk da mı bir derece meselesi?”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi, öncelikle neden İmre soruyu sormadan bu sorunun Hemingway adına olduğunu söylüyor, merak ettiniz mi? Çünkü bu soru, felsefede &lt;strong&gt;‘Hemingway’s Challenge’&lt;/strong&gt; olarak biliniyor, kullanılan kelimelerin tarif ettiği nesneler ile yüzde yüz uyumlu olması ise &lt;strong&gt;‘accuracy of definition’&lt;/strong&gt; oluyor. (Fuzzy Thinking / Bart Kosko “shf 85-91) (Nedense burada kitabın başındaki Frédéric Beigbeder’e ait “Edebiyat muhbirliktir.” sözünü hatırladım, ha, ne dersiniz? :-) ) Bu durum, Kosko’ya göre ‘fuzzy logic’in kapılarını açıyor, ve örneklerini Polonyalı mantıkçı Alfred Tarski’nin “STATEMENT” is true if and only if STATEMENT önerisi üzerinden veriyor. Şimdi burada biraz saçaklı mantık dersine gireceğiz ister istemez. ‘Hemingway’in Açmazı(?)’ denilen şey, daha formel bir ifadeyle ‘the mismatch problem’ – ‘uyumsuzluk sorunu’-. t(S) , herhangi bir S önermesinin doğruluk değeri ya da derecesi olsun. Bu durumda t(S) bir orandır, sıfır ile bir arasında bir sayı. İşte formel doğruluk uyumsuzluğu denilen şey, mantığın t(S)in 0 ile 1 arasında olması gerektiğini söylemesi ile gerçekte t(S)in 0 ile 1 arasında oluşu “0 &amp;lt; t(S) &amp;lt; 1” arasındaki çatışmadan doğar. Ve Kosko’ya göre, bu uyumsuzluk ancak saçaklı mantıkla aşılır. &lt;strong&gt;“Then bivalent logic ends and fuzzy logic begins and the water glass is both empty and full.” (shf 91)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rüya’da ilerlemeye devam ediyoruz, burada Alatlı Mr. and Mrs. Brown sendromundan sonra yine çok çok çok hoşuma giden başka bir tespit yapmış, başka bir ilişki keşfetmiş. İnsanın anne/doğadan ayrışırken, medeniyet kurarkenki ruh hâlinin, yani hantallığının, ürkekliğinin Kaos’a tekâbül etmesi. Bu esnada nesir doğar. &lt;strong&gt;“Nesir, tüm nâzımları, yani kapsamlı ve yalın örüntülerinin tümünü Gaia’nın kucaklayan bir orkestradır.” (shf 219)&lt;/strong&gt; Ve bu hâliyle nesir, Kaos’tur. Nâzım, nesirin eksikliklerini tamamlamak için, müzikle, kafiye ile beraber doğmuştur. &lt;strong&gt;“Nâzım, ifadenin çocukluğu, sevimli ve serkeş. Serkeştir, çünkü doğrusal mantığa biat etmez. Sevimlidir, çünkü yüreğini saklamaz. Çocuksudur, çünkü heveslerini ambalajlamayı bilmez. Gaia, şiirdir. Girift ve kâmil düz yazının üstünde yükselen ve kendi kendisini yaratan düzen.” (shf 220)&lt;/strong&gt; Burada, Gaia’nın oluşabilmesi için Rüya’nın başka yerlerinde de geçen ‘kendi kendine’ ifadesini irdelemek istiyorum, zira bu Kaos’un Gaia’ya evrimi meselesi dağı (entropi) ile de alâkalı. Kaotik bir sistemin Gaia’ya tekâmül edebilmesi için sistemin iç entropisinin azalması gerekmektedir, çünkü Gaia Kaos’a göre çok daha düzenlidir, amenna? Bu yüzden ben mesela herhangi bir düz yazı cümleyi pat diye söylerim ama bir tek mısra için didinmem gerekir, çünkü termodinamik kanunlarının ikincisi, cümle kurarken lehime işler, ama mısra kurarken aleyhime, W+Q=U ha? Yapılan iş artı verilen ısı eşittir sistemin iç enerjisinin değişimi, bu yüzden ironik bir biçimde şiir yazarken terlemekten ziyade üşümem gerekir! (Bu sonuca çok şaşırdım dersem yalan olmaz, ama yanlış olabilir, gece gece fiziko-edebiyat felsefesi yapmak hiç de kolay değil!) Vel hâsıl-ı kelâm, termodinamiğin ikinci prensibi gereği Kaos’tan Gaia’ya geçiş kendi kendine olmamalı diye düşünüyorum, bir etken olmalı.(Determinizm koktuğunun farkındayım.) Zaten ilerleyen sayfalarda kuantum fiziğinin &lt;strong&gt;'iteration'&lt;/strong&gt; prensibi bu şüpheme bir tokat gibi yanıt verecek, ben de karşılık olarak öbür yanağımı uzatacağım. :-)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Kelâm- Kadim, Allah’a mahsus, canım”, “Bizim çabamız, hem nâzım ya da nesir, hem de, hem nâzım hem de nesir...” (shf 220)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada Söz Kuran'ın:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından buna yedi deniz daha ilâve edilse, Allah’ın kelimeleri yazmakla tükenmezdi...” (31/27)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Onlar hiç Kur’an’ı okuyup düşünmezler mi? Eğer o Kur’an Allah’tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı, elbette onda pek çok tezatlar bulacaklardı.” (4/82)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“De ki: And olsun, eğer bu Kur’an’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.”(17/88)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Biz Peygambere şiir öğretmedik; bu ona yakışmaz da. Ona gönderdiğimiz, bir nasihatten ve ap açık bir Kur’andan başkası değildir.”(36/69)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kur’anın belâgatine bir delil de, muhtelif ayetlerde müşriklere bir ayet olsun benzerini getirmeleri üzere seslenilmesine rağmen onların asla bu yolu denememesidir zaten, onun yerine savaşı tercih etmeleridir, hâlbuki aralarında nice ünlü şairler vardı, ama tabi hem nesir hem de nâzım, hem de hem nesir veya nâzım bir söz meydana getirmek, yani Kelâm-ı Kadim Allah’a mahsus idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Hikmet sahibi olabilmenin birinci şartı: Afaziden kurtulmak.” (shf 221)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve bunun da nasıl yapılacağı, bir önceki sayfada açıklanmış zaten: 'Mucizeler diyarında ‘küfür’ kelimenin asıl anlamıyla kullanılıyor: Örtmek.' Kişi, bağnazlığı, kişisel çıkarları, ya da korkusu nedeniyle ‘küfre girdiği’ gibi Türkçe’nin olanaklarına bigâne kaldığı için de istemeden küfre girebiliyor, bu yüzden Türkçe mühim. (Ve hemen Oktay Sinanoğlu’nu hatırlıyorsunuz, “matematiksel dil:Türkçe”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 227’de bu Onarımcıların hayal güçlerinin ne kadar geniş olduklarını görüyorsunuz, Güneş’i küçümseyen ve onu bir soba misali ‘Büyük Nebula’dan temin edilecek olan soğuk hidrojen moleküllerinin briket haline getirilmesiyle söndürmemek. Tabi anlıyorsunuz ki, bu ‘ütopya’nın çağrıştırdığı hayal gücü değil, Murat’ın gücü aslında, Yiğit’in gücü.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 229–320 arasını çabuk geçiyorum. Burada yine ‘Dünya’yı bilmeyen Dünya’nın maskarası olur esprisi hâkim. Dünyayı bir çelik kapana dönüştüren Bilderberg gerçeği ve tarikatın kodamanlarının biyografileri, aslında onların da sizin bizim gibi 46 kromozomlu canlılar, yani eski Yunan mitolojisindeki tanrılar olmadıklarını hatırlatıyor. İmre, diyaloglar arasında ulusal kodlarının gezegenin emniyet sübabı olduğunu söylüyor, Türkler gezegenin emniyet sübabı. Yanlış hatırlamıyorsam, Or’da Kimse Var mı dörtlüsünde bir yerde de Türkler’in bu gezegendeki son şövalyeler olduğu belirtiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 305’te açıklanan tekerrür etkisi üzerinde biraz durmak istiyorum. Kuantum fiziğinin ‘iteration’ yasası yani, basit bir dizi talimatın ya da oluşumun durmaksızın tekrarlanması. Devamlı tekrarlanan bir dizi talimat ya da oluşumla çok karmaşık şekiller, yapılar, davranışların oluşturulabilmesi. Mesela bir ev yapıyorsunuz, en nihayetinde ayrıntıları görmezseniz (kapı, pencere gibi) yaptığımız yegane şey tuğlaları dizmektir. Hep aynı işi yaparsınız, tuğla dizersiniz ama sonuçta ortaya çıkan şey ‘ev’dir. “Basit bir dizi talimatı hiç durmadan tekrarlayarak türbülansı düzenli akıntıya, Kaos’u Gaia’ya dönüştürebiliyorsun.”(shf 306) Mesela, yüzyılın başındaki ülkenin bulunduğu ‘Kaos’ ortamında ‘Bir Türk Dünyaya bedeldir!’ , ‘Ya İstiklâl Ya ölüm!’ , veya İstiklâl Marşı’nın sürgit tekrarlanmasının etkisi nasıl oldu bir düşünmek lazım hakikaten, bir de günümüzde ‘Türk Milleti’nin yüzde 90’ı aptaldır.” cümlesinin hiç durmadan tekrarlandığını düşünün, birine kırk gün deli dersen kırk günün sonunda deli olması hâli anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;334–340 arasındaki, İmre Kadızade, Janet Morris, Zbigniew Brzezinski ‘trilog’u, Koalisyon’un mantığının açığa kavuşması açısından önem arz ediyor. “A hah! ‘İnsan kavimleri,’ (Tükürürmüş gibi söylediğine dikkat eder misiniz?) Çağdışı değerler! Teknokronik Çağ’da geleneksel değerler! Oysa ‘İnsanlığın milliyet temelinde ayrışması bize elem verir.’ Hümanist Manifesto, Madde 12.” (shf 335) Aslında bu Küresel Kraliyet ailesi ve onun ‘yardakçı’larının ruh hâlini çözümlemek için ‘ene’ bahsine girmek gerek, hani şu iki ağacın kökünü de bünyesinde barındıran (zakkum ve tûba) ‘ene’. Bir dallanıp budaklandı mı Allah’a kafa tutan Nemrud enesi mesela. Ben şahsen bu Bilderberg cemaatindeki hırs ile Kârun’daki hırs arasında bir fark göremiyorum ya da ‘Allahsızlıkları’ bana Nemrud’u ve Firavun’u hatırlatıyor. Ama tarih Nemrudların, Kârunların ve Firavunların sonunu nasıl hazırlamış, biliyoruz, değil mi? Bu yüzden ümidimi kaybetmedim dostlar, bu tröstlerin belasını Allah elbet birgün verecektir, boğazlarından geçen haram lokmalar öbür âlemde odun olacaktır onlara, inanınız. Off anam, off, derin meseleler bunlar...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Bizim düzenlememizde ‘insanlık’ ölmeyecek, sadece budanacak. Budanacak ki güçlensin, filizler atsın.” (shf 337)&lt;/strong&gt; (Pöh, senin bir tarafını budarlar inşallah!!! :-D)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 340’da Leylek Hastanesi ile başlayan ve sayfa 390’a kadar olan yer yine ‘Dünyayı bilmeyen Dünyanın maskarası olur.’ hükmünü tey’id ediyor. (Aslında Rüya’nın bu yönü, yani Alatlı’nın diğer eserleri gibi didaktik niteliği, bana hep okurken Tanzimat döneminde romanlarında bir de günün fen ve teknik alanındaki gelişmeleri de okurlara öğreten yazarları hatırlatıyor, Allah hepsinden razı olsun, son tahlilde de Alev Hanım'dan, ne diyeyim.) 1910’larda Bursa’da kış mevsimine girerken uçamayacak kadar yaşlı veya yaralı olan leyleklere mahsus bir hastane olduğu bilgisinin, gezegendeki insan popülâsyonunu 2 milyar gibi ‘hâlleşebilir’ bir seviyeye indirmeye çalışan Koalisyon bilgisiyle yan yana durması çıldırtıyor adamı. Yav, bu ne hırs Allah aşkına, ne paylaşılamıyor? Para dediğiniz en nihayetinde birkaç gram kâğıt parçası, gösterebilir misiniz bana öbür dünyaya bir tek çöp ile giden??? Hallahallah, Fesüphanallah, Lâ Havle Ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil Aliyyül Aziym!!! (Şu an dünya üzerinde biz Türklere mahsus olan cık cık cık yapıyorum dilimle.)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eveet, geldik yedinci bölüme, ‘Yeni Ergenekon’a. Ama bir sonraki tabire kaldı artık, saat 04:13. Yeni fark ettiğim bir şey, belki Alatlı bilerek yaptı ya da tamamen bir tevaffuk, Rüya 7 bölüm. Hz. Muhammed’in Ezelî ve Ebedî Gerçek’e olan Mir’acı da yedi kat göğü geçtikten sonra kevn âlemini ardında bırakışı değil miydi? Hmm, Bir alegori seziyorum burada! :-D&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yarın akşama doğru Rüya tabirlerimin sonuncusunu da göndereceğim ve sonra inzivaya çekileceğim. Aa, siz kolay mı sanırsınız Rüya tabiri yapmayı, he hey!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir garip Rüya tabircisi...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Görsün diye mi ateşli gençlik&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Kahkahalarla gülerek&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bizim küllenen meşalemizi..."&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;(Horatius)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strike&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;“Cehd ile sıçan tahtayı deler.”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(Bir Türk atasözü)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgili Herkes;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Rüya’da yedinci bölüme, ‘Yeni Ergenekon’a gelmiş bulunmaktayız. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 391-392’de, Onarımcıların hayat felsefesinin bir yansımasını daha görmekteyiz. ‘Kızıl Elma’mızın bilgi olması gerektiği gerçeğinden yola çıkarak buldukları, hareketlerinin ‘bilimsel gerekçeleri’. ‘Bize dokunmayan yılan bin yaşasın’ın bilimsel gerekçesi, Kutsal koordinatlarımızın bilimsel gerekçesi, Reddi İlhak’ın bilimsel gerekçesi, olmazsa olmazımız Murat’ımızın bilimsel gerekçesi, Yeni Ergenekon’un bilimsel gerekçesi, vs. Yalnız burada biraz ‘politika’ kokusu alıyorum dersem Onarımcılara haksızlık etmiş olur muyum? Bana öyle geliyor ki, Onarımcıların böyle yapmalarının, yani savundukları herşeyin bir bilimsel gerekçesini de sunmalarının ya da reddettikleri herşeyin karşısına bir başka bilimsel gerekçeyle çıkmalarının altında, YDD savunucularının akıllarını çelmek (ki aslında bunu kısmen itiraf ediyorlar: &lt;strong&gt;“Sunulacak alternatiflerin ROMA KULÜBÜ üyelerinin ‘bile’ zihinlerini çelecek kadar sağlam basan alternatifler olması gerekiyordu.”(shf 391)&lt;/strong&gt;) fikri yatıyor, değil mi? Fakat, burada Onarımcıların, Hz. Muhammed’in ‘Düşmanınızın silâhına göre kılıç kuşanın’ hadisini referans aldıklarını söyleyebilirim, çünkü YDD anayasasında, her bireyin bilimsel yaşama hakkı bulunmakta idi, bu yüzden Onarımcılar YDD vatandaşlarına ‘bilimsel’ alternatifler sunmak zorundalar, buna biraz da elleri mahkum, çünkü kitleler ‘bilimsel olmayan’ önerileri peşinen reddetmek eğilimindelerdir bu yeni düzende. ‘Irk ayrımının karşısına “potinbağı teoremi” ile çıkmak’ sendromu diyorum ben buna, çünkü aklı başında olan ve duyguları körelmemiş her insan, hiçbir bilimsel gerekçesi olmasa da ırk ayrımının karşısına çıkmalıdır, yalnız ‘düşmanınız’ sizin önünüze türlerin aş, eş, iş için ölesiye rakabet ettikleri ve güçlü olanın hayatta kaldığı Darwinsel Evrim ‘bilimsel gerekçesi’ni sunuyorsa, siz de onun silâhına göre kılıç kuşanıyorsunuz ve kılıcınız ‘potinbağı teoremi’ oluyor. Sayfa 392’de de bundan böyle savunmamızın Koalisyon Silâhlı Kuvvetleri’nin önüne etten duvar gibi diktiğimiz gençlerimizden oluşmayacak olduğunun söylenmesi de bence bu mantığın ürünü, yani Koalisyon gerçeklerini silâh zoruyla dayatmıyor (silâh kullandıkları zaten bu düzenin dışında olmasını istedikleri ‘sömürülmezler’), medyanın ve son tahlilde ‘bilimsel gerçekler’in gücünü kitleleri iknada kullanıyor, bu yüzden Koalisyon’un karşısına silâhla çıkılmaz, ‘bilgi’ ile çıkılır, bu sayfalarda verilmek istenen ana düşüncenin bu olduğunu düşünmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yalnıız, burada bazı noktaları da belirtmeden geçmek istemiyorum. Birincisi, ‘Ben inancımı bilimsel yöntemlerle tey’id ettirmek zorunda hissetmiyorum kendimi’ diyenler için din ile bilimin arasındaki farkın birer ‘metodoloji’ sorunu olduğu. (ki burada yine ‘Bilimin Marifetullah Boyutları’ adlı kitabı öneriyorum) İkincisi de, söylediğiniz bir şeyi bilimsel olarak ispatlayamıyorsanız hiçbirşey dememiş olursunuz kaba pozitivizme göre, ki bu fikriyatın ortaçağdaki Katolik Kilisesi’nin fikriyatından çok farklı olmadığını düşünüyorum. O zaman Katolik Kilisesi’nin ‘gerçek’lerini reddedenler engizisyon mahkemelerinde yargılanırlardı, şimdi ise insanların zihinlerinde ‘irrasyonel’ damgasıyla yargılanıyorlar, hâlbuki Murat, Aşk irrasyoneldir, aklın sınırlayıcılığını reddeder ve reddetmeli diyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 394-395’te &lt;strong&gt;‘SİMÜLASYON’&lt;/strong&gt; düşüncesinin doğuşu anlatılmakta. Benim şahsi kanaatim, bu Simülasyon fikrinin Alatlı’nın zihninde çok önceden beri var olduğu üzerine, çünkü Alatlı’nın eski kitapları analiz edilirse görülür ki, holistik düşünülmediğinde farklı farklı şeyleri söylüyormuş ve ‘birbiriyle örtüşmez’miş gibi görünen (uzlaşma kelimesini kullanmaktan özellikle çekiniyorum, bana elektron ile pozitronun uzlaşmasını hatırlatıyor!) tarihi şahsiyetler vardır. (Hatta Diana Pavloviç’in Günay Rodoplu ile sohbetlerinde renkten renge girmesini hatırlayın Günay’ın verdiği alıntılar yüzünden) Alatlı, ‘Rüya’da bu taa eski kitaplarından beri izini sezebileceğimiz holistik yaklaşımını ilk defa somut bir sistemle öneriyor: =&amp;gt;Simülasyon. Hem bu Simülasyon, batılı akranları gibi de &lt;strong&gt;‘olanın’ değil, OLABİLECEĞİN bir gösterimi&lt;/strong&gt; olduğu için mühimdir. Hiçbir bilgi kırıntısını zâyi etmemesi yönüyle kıymetlidir. Hiçbir bilimsel, dinsel ve tinsel deneyimi inkâr etmemesi yönüyle de bütüncüldür. &lt;strong&gt;Ne Marx’ın, ne Hz. Muhammed’in, ne Aristo’nun, ne Buda’nın, ne Darwin’in, ne İbnî Sinâ’nın, ne Gazalî’nin, ne Konfiçyüs’un, ne Mevlâna’nın, ne Newton’un, ne Einstein’in, ne Schrödinger’in, ne Oktay Sinanoğlu’nun, ne Alev Alatlı’nın, ne Heisenberg’in, ne Cemil Meriç’in, ne Nihal Atsız’ın, ne Said Nursî’nin, ne de Atatürk’ün bilgisi görmezden gelinir bu Simülasyon’da.&lt;/strong&gt; Ne faşizmin, ne sosyalizmin, ne liberalizmin, ne Kemalizmin, ne Komünizmin, ne de Anarşizmin bilgisi görmezden gelinir bu Simülasyon’da. Ne Kur’anın, ne İncil’in, ne de Tevrat’ın bilgisi görmezden gelinir bu Simülasyon’da. Tek bir şey reddedilir, o da ‘atomist politika’, bu yönüyle apolitiktir Simülasyon. Kızıl elma bilgiye ulaşmada her olasılık mübâhtır, dener tüm yörüngeleri. Hatta, sizin şu an aklınıza gelen herhangi bir fikrinizin bile dünyayı kurtarabilecek öneme haiz olduğunu söyleyecek kadar da ‘HALKÇI’dır Simülasyon, ultra-demokratiktir, dehâyı tecrit etmez ama rasyonel otoriteden de asla taviz vermez!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Biz, aklı hayalden, hayali akıldan ayırmadık. Hayalleri reddetmenin akılcılık olmadığı kanısındaydık. Aristo’nun yanlışına düşmeyeceğiz derken, biraz da bunu söylüyorduk. Metodoloji aklın yerine ikame edilemez, akıl, bilimsel metodolojinin doğrusallığından çok öte bir şeydir çünkü...” (shf 397)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Yukarıdakiler akılcı. Biz de akılcıyız tabii,...”, “Ama salt akıl yetmiyor. İnsanın aklı, Aşkın emrinde olmalı. Akılla matematik problemlerini çözüyoruz çözmesine de, bizi bunu yapmaya icbar eden ne?”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Murat...”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Murat. Toplam Yaşam Enerjisi. Bilim Yapmak için önce tutku, sonra haysiyet, sonra da özgüven gerek. Aşağılık duygusu ile yetişenlerle bilim yapılamıyor. Onurlu, kendi insanına karşı sorumluluk duyan insanlar bilim yapabiliyorlar.”(shf 399)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ve tabii bu sözler edilir de, Oktay Sinanoğlu akla gelmez mi? Onun hakkında son çıkan kitap, ‘Türk Aynştaynı Oktay Sinanoğlu’ muhakkak okunmalı diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 401’de, Mucizeler Diyarı’nın kuruluş günlerinde Onarımcıların bir sloganından bahsediliyor: &lt;strong&gt;“Türkçe en büyük icadıdır Türklerin!”&lt;/strong&gt; Çok hoş bir slogan bu bence, her Türkçe ders kitabının başına yazılmalı diyorum. 402’de Sinanoğlu, dilin iki boyutundan bahsetmiş, ilki matematiksel boyutu ki bu, nesnelere ve fiillere verilen isimler. Tıpkı bir denklemdeki ‘a’yı ‘b’ ile değiştirdiğinizde fazla bir kayıp olmaması gibi, bunlar da bir dilden başka bir dile değiştirildiğinde fazla bir kayıp olmuyor. İkinci boyut ise çağrışımlar boyutu. Bu boyutta ‘snow’ ile ‘kar’ aynı şey değil mesela, bana ‘kar’ beyazlığı hatırlatıyor, temizliği, ferahlığı, soğukluğu ama aynı şeyi istersem yüz kez ‘snow’ diyeyim hissedemiyorum. Hele ki Türkçe gibi zengin ve çok sayıda deyime sahip bir dilde (25000 +) bu çağrışımlar boyutu çok daha önem kazanıyor, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Bir insan için dil, gönlünü yüzdüren gemi; bir millet için dil, kültürünü yüzdüren gemi, kültür, toplumun muradı...”(shf 403)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 410’da, bilim ile uğraşan maneviyatla ilgilenmemeli gibi bir intibanın yanlışlığından dem vurulması, bilim ile inanç arasındaki farkın bir metodoloji sorunu olduğunu hatırlattı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Bilim, astronomik gözlemlerle başladı. Astronomiyi ilerleten denizcilik. Aritmetiği ilerleten ticaret. Fiziği, kimyayı ilerleten endüstri. Bilim için bilim, amaçsız bilim yok. Meğer ki, yaşama dair bir meseleyi çözsün, bilimde ilerleme olmuyor.”(shf 414)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Osmanlı’nın meselesi yoktu...” , “Eski Türkiye meselelerin farkında değildi...” (shf 414)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani, bilim için bilim bir safsata, esas olan toplum için bilimi anlıyorum ben yukarıdaki cümlelerden. Nedense aklıma sanat-toplum ilişkisi gelmişti yukarıdaki satırları okuyunca. Hani bilirsiniz, klâsik lise münazara yarışması sorusudur (ama bu, sorunun basit olduğu manasına gelmez elbette, koca koca düşünürler de kafa yormuşlar zaten bu mesele üzerinde): “Sanat sanat için midir, yoksa sanat toplum için midir?” Şimdi düşünüyorum da, sanat için de sanat yok bence, bu da bir safsata; fakat sanat toplum için de yapılmıyor diye düşünüyorum. Sanatı sanatçı sadece kendisi için yapıyor, kendi MURATı için, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayfa 428’e kadar, yine Simülasyon’un mucizelerini görmekteyiz, ve sonra son sekans, tabiata, el değmemiş yemyeşil bir tabiata duyulan ‘aşk’ ve ‘özlem’i hissediyoruz. Ama bu son sekanstan evvel, Kara Kalpaklı Adam’ın mir’acı Ezelî ve Ebedî Gerçeklik’e, ve daha önce dediğim gibi, Yeni Ergenekon yedinci bölümü kitabın, yani her bir bölüm bir katı sanki göğün ve kitap bittiğinde siz de Sidretül Münteha’dan sonraki yerden bir önceki yerde, Murat’ınızla beraber başbaşa bekliyor oluyorsunuz. Bundan sonrası, sizin dalga fonksiyonunuzu nasıl çökerttiğinize bakıyor efendim, yenisi &lt;strong&gt;‘Her koyun kendi dalga fonksiyonunu kendisi çökertir!’&lt;/strong&gt; :-D&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdiik, buraya kadar olan Rüya Tabirleri&amp;nbsp;kısmı, genel bir tefsiri idi &lt;strong&gt;‘Rüya’&lt;/strong&gt;nın. Fakat efendim, hâlâ son noktayı koymadım. Şöyle bir önerim var sizlere. Bundan böyle isteyen, bu paragrafı da okur ve kafasında kendisi bir son nokta koyar, yani dalga fonksiyonunu kendi hür iradesiyle istediği yöne çökertir, –ki benim de arzuladığım budur, ee, ne de olsa kendi dünya görüşünü başkasına uyarlamayı reddeden bir onarımcı adayıyım elhamdülillah!- ya da bundan sonra göndereceğim sonuç yazısını bekler, ve acaba matrix nasıl çökertmiş kendi dalga fonksiyonunu bu Rüya tefsirinden sonra diye görür. Yalnız, bu ikinci şıkkı seçenler için sorumluluk kabul etmiyorum, onu baştan söyleyeyim, sonra cebren ve hile ile aziz dalga fonksiyonlarımızı kendi istikametinde çökertti diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmayınız efendim!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Ah ah, her iki yazıyı da okuyacak açıkgözler olacağını da bilmiyorum zannetmeyin, ne de olsa kural tanımaz bıyıklı Türkleriz, hangi çılgın bize zincir vuracakmış şaşarız!)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ismail&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;strike&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strike&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Ey Dünya’daki tüm mağdur ve mağdureler! Birleşiniz!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var?&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;=== ‘R Ü Y A’&amp;nbsp;&amp;nbsp; S O N U Ç&amp;nbsp;&amp;nbsp; B İ L D İ R G E S İ ===&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ey bu gezegenin herhangi bir köşesinde yaşayan 'ONARIMCI'! Birinci vazifen, Dünya istiklâlini, insanlık âlemini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbâlde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek ulus-ötesi bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve medeniyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve medeniyete kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir servetin sahibi olabilirler. Cebren ve hile ile aziz gezegenin, bütün ulusal devletleri zaptedilmiş, bütün pazarlarına girilmiş, bütün ekonomileri dağıtılmış ve gezegenin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, gezegenin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, Küresel Kraliyet ailesinin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Mağdurlar, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ey insanlık istikbâlinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Dünya istiklâl ve medeniyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil 'TURNA KANINDA', mevcuttur!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Ben’ ne kadar ‘Ben’im?...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Türkiye’ ne kadar ‘Türkiye’?...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Dünya’ ne kadar ‘Dünya’?...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu üç soruyu soran zihnim, ‘Kaos’...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu üç sorunun cevabının saklı olduğu zihnim, ‘Gaia’...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu üç soruyu sorduran,&amp;nbsp;cevabını da zihnime saklayan, ‘Ezelî ve Ebedî Gerçeklik’...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Vel hâsıl-ı kelâm, toprağın iki metre altında ilk muhatap olacağım soru:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;‘Men Rabbüke’??? - Rabbin kim???-&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ne dünyada iken sahip olduğum ideoloji, ne milliyetim, ne de tuttuğum takım...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk soru =&amp;gt; Men Rabbüke???&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Turnalar, dağlar ve seher yıldızı, yoldaşım olun e mi ilk soruda?... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;)))&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-98860565474349932?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/98860565474349932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/bir-ruya-tabiri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/98860565474349932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/98860565474349932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/bir-ruya-tabiri.html' title='Bir Rüya Tabiri'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StIxGHopZfI/AAAAAAAAAXI/GAWAGHBj54c/s72-c/kabus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-764916891658134728</id><published>2009-10-04T06:40:00.002+03:00</published><updated>2009-10-12T00:26:18.645+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyerli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peyami Safa'/><title type='text'>Peyami Safa (1899 - 1961 )</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_tfkrke5I/AAAAAAAAATg/wx1MDmKc9F8/s1600-h/peyamisafa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_tfkrke5I/AAAAAAAAATg/wx1MDmKc9F8/s200/peyamisafa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Peyami_Safa"&gt;http://tr.wikipedia.org/wiki/Peyami_Safa&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_uNuAL4rI/AAAAAAAAATo/ufM5XQNeqWU/s1600-h/matmazelnoraliya.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_uNuAL4rI/AAAAAAAAATo/ufM5XQNeqWU/s320/matmazelnoraliya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Matmazel Noraliya'nın Koltuğu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-764916891658134728?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/764916891658134728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/peyami-safa-1899-1961.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/764916891658134728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/764916891658134728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/peyami-safa-1899-1961.html' title='Peyami Safa (1899 - 1961 )'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_tfkrke5I/AAAAAAAAATg/wx1MDmKc9F8/s72-c/peyamisafa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-5345383288717622861</id><published>2009-10-04T04:48:00.004+03:00</published><updated>2009-10-12T00:27:45.865+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyerli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oğuz Atay'/><title type='text'>Oğuz Atay (1934 - 1977)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_owDlCffI/AAAAAAAAATI/3N9XLhBMf9Y/s1600-h/oguz_atay1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_owDlCffI/AAAAAAAAATI/3N9XLhBMf9Y/s320/oguz_atay1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_Atay"&gt;http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_Atay&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_qEU2E20I/AAAAAAAAATQ/nSRk5VPVjZE/s1600/tutunamayanlar.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_qEU2E20I/AAAAAAAAATQ/nSRk5VPVjZE/s200/tutunamayanlar.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_rWdRtGgI/AAAAAAAAATY/p3VA_I2l0BE/s1600-h/korkuyu_beklerken.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_rWdRtGgI/AAAAAAAAATY/p3VA_I2l0BE/s200/korkuyu_beklerken.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Tutunamayanlar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;Korkuyu Beklerken (Atay'ın tek hikaye kitabı)&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-5345383288717622861?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/5345383288717622861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/oguz-atay-1934-1977.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5345383288717622861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5345383288717622861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/oguz-atay-1934-1977.html' title='Oğuz Atay (1934 - 1977)'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Ss_owDlCffI/AAAAAAAAATI/3N9XLhBMf9Y/s72-c/oguz_atay1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-5695271350838261947</id><published>2009-10-04T04:24:00.000+03:00</published><updated>2009-10-12T00:25:22.902+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kemal Tahir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitapyerli'/><title type='text'>Kemal Tahir (1910 - 1973)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StJMVYo-dWI/AAAAAAAAAXY/J2-Wtp0Upek/s1600-h/kemal_tahir.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StJMVYo-dWI/AAAAAAAAAXY/J2-Wtp0Upek/s200/kemal_tahir.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kemal_Tahir"&gt;http://tr.wikipedia.org/wiki/Kemal_Tahir&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StJM8yltBCI/AAAAAAAAAXg/NkfCXAOQtoY/s1600-h/devletana.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img $r="true" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StJM8yltBCI/AAAAAAAAAXg/NkfCXAOQtoY/s320/devletana.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Devlet Ana&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-5695271350838261947?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/5695271350838261947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kemal-tahir-1910-1973.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5695271350838261947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5695271350838261947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kemal-tahir-1910-1973.html' title='Kemal Tahir (1910 - 1973)'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/StJMVYo-dWI/AAAAAAAAAXY/J2-Wtp0Upek/s72-c/kemal_tahir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-4059215625270016723</id><published>2009-10-03T12:24:00.000+03:00</published><updated>2009-10-03T12:24:51.243+03:00</updated><title type='text'>Türkiye'nin İlk Yerli İnsansız Hava Aracı</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="337"&gt;&lt;param name="movie" value="http://video.bugun.com.tr/bugunPlayer.swf?file=insansiz.flv"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://video.bugun.com.tr/bugunPlayer.swf?file=insansiz.flv" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="400" height="337" allowScriptAccess="always" &gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-4059215625270016723?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/4059215625270016723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/turkiyenin-ilk-yerli-insansz-hava-arac.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4059215625270016723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/4059215625270016723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/turkiyenin-ilk-yerli-insansz-hava-arac.html' title='Türkiye&apos;nin İlk Yerli İnsansız Hava Aracı'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-1157965236125977373</id><published>2009-10-02T02:46:00.006+03:00</published><updated>2009-10-03T12:45:53.531+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Yalnız Sevişmeler</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsU9sFlS7dI/AAAAAAAAAHo/-5o57SgzYVg/s1600-h/virtual-reality-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsU9sFlS7dI/AAAAAAAAAHo/-5o57SgzYVg/s320/virtual-reality-1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Tavanı, duvarları ve tabanı solgun türkuaz renkte, üzerinde daha önce hiç kimsenin yatmadığı süt beyazı bir çarşafın örtülü olduğu yataktan ve de havada asılı bir tablodan başka eşya olmayan odada, yarım saattir bekliyordu. Herhangi bir manzara istemediği için katalogdan penceresi olmayan bu odayı seçmişti. Aydınlatma tercihi olarak talep ettiği şeffaf mumlar, bir altıgen oluşturacak şekilde yatağın etrafında yerde diziliydi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tabloya yanaştı. Bir Mona Lisa, fakat sol işaret parmağını, kanamış da emiyormuş gibi dudaklarıyla kavramış ve sağ eliyle de bir göğsünü belli belirsiz avuçlamış, gözlerinden de iki damla yaş süzülüyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“ ‘Romantik37İzmir’ misafiriniz olmak istiyor. Kabul ediyor musunuz?”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sessizliği bozan bu soğuk metalik erkek sesiyle irkildi kadın. “Bu gece ne kadar çok kişi varmış İzmir’den” diye geçirdi içinden. Yatağın kenarına doğru yürüdü, oturdu. Açıkta duran memelerini dikleştirdi. Bacak bacak üstüne attı, sol elini hemen dizinin üstünde biten siyah şifon eteğine koydu, sağ elini ise sigara tutar pozisyonda tavana doğru uzattı ve seslendi: “Sigara”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Parmakları arasında beliren yeni yakılmış kalın sigarayı dudaklarına götürdü ve derin bir nefes çekti, dumanı üflerken misafir adayının duvara yansıyan fotoğrafına baktı. Tekrar seslendi:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Kabul ediyorum. Gelebilir.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Odanın ortası, yanan bir ateşin ardında eğilip bükülen görüntüler gibi dalgalandı. Ağzında sapından tuttuğu bir tek gül, uzun boylu bir adam odada belirmişti. Elleri ceplerindeydi.&amp;nbsp;İri kabarıklıktan parmaklarının uzun olduğunu anladı. Adam, ani bir hareketle sağ elini cebinden çıkardı ve ağzındaki gülü alıp sordu:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Esmer, kumral, sarışın? Nasıl arzu edersiniz?”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Fark etmez. Kendinizi nasıl rahat hissederseniz…”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gerçekten de fark etmez miydi? Yoksa o gece, bazı şeylerin de kendi kontrolü dışında olmasını mı istiyordu? Yaşayacaklarını o seçmesin, hatta şaşırsın. Şaşırmayalı ne kadar zaman olmuştu, hatırlamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adamın koyu ama seyrek siyah saçlarının gür bir kahverengiye dönüştüğünü gördü. Kirli sakalı biraz daha uzamıştı. İşte bu fark ederdi. Rica etti:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Lütfen, sakal olmasın.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adam ‘hay hay’ anlamında başını salladı ve sakalı kayboldu. Mum ışıklarının yüzündeki aksi şimdi daha parlaktı. Kadın, sigarasından bir nefes daha alıp adamı yanına çağırdı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Buyurun, oturun.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yavaş ama sert adımlarla yatağa yaklaştı adam. Kadının önünde durdu ve elindeki gülü kendisine uzattı. Teşekkür ederek aldı kadın, burnuna götürdü. Lavanta kokuyordu. ‘Lavanta36Ankara’yı lavanta kokulu bir gülle karşılamak, gülümsedi. Gülümsemesine göz kırparak cevap verdi adam ama kadının elindeki sigarayı fark ettiğinde yüzünü buruşturarak:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Mümkünse ben de sigara içmemenizi rica ediyorum. Dumanı rahatsız ediyor.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yalan söylemişti. Günde iki paket sigara içerdi. Onu esas rahatsız eden, sigara içen kadınlardı. Aşı olduğu için okuldan eve erken döndüğü bir gün… Annesini, her zaman babasıyla beraber uyuduğu yatakta bu kez yabancı bir erkeğin çıplak göğsüne yaslanmış, gülümseyerek sigara içerken gördüğü andan itibaren sigara içen kadınları sevmiyordu…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adamın sigaradan hoşlanmıyor oluşu kadının canını sıktı. Kocasıyla evlendikleri günün gecesini hatırladı. İlk sigarasını o gece, ilk sevişmesinin ardından içmişti. Öksürüğe boğulmasını kahkahalarla izleyen kocasına ne kadar da âşıktı o zamanlar. Onunla öpüşmelerinde tattığı nikotin dahi başını nasıl da döndürüyordu. Şimdi de belki aynı tadı alabilmek için yakmıştı sigarasını. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Kusura bakmayın, söndürmek istemiyorum.” dedi kadın ve sigarasından derin bir nefes çekti. Adamın gözlerinin içine baktı süzerek. O ana dek kendisine sıcak ve dostane bakan o yeşil gözler şimdi kararır gibi olmuştu. Adam, kollarını sert bir şekilde tutarak kadını hışımla ayağa kaldırdı, sinirli nefesi adeta suratını dağlıyordu. Sonra, uzun parmaklarıyla kadının yüzünü kavradı ve dudaklarından ısırırcasına öpmeye başladı. Kadının sigarası elinden düşüp bir tüy gibi yavaşça yere konmuştu. Gözlerini kapadı, öpenin kocası olduğunu hayal etmeye çalıştı, ama… Farklı bir tat, farklı bir ıslaklıktı. Yine de ellerini adamın omuzlarına geçirdi ve sımsıkı sarıldı. Kahverengi saçlarının boynunda bittiği noktaları okşadı. Hayır, farklı bir tendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adam durdu. Kadının yüzünde gezinen hafif baygın tebessümünde sanki bir an annesinin dudaklarını görür gibi oldu, geriye çekildi. Midesi bulanmıştı. Kadının kulağına eğilerek vedalaştı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“İyi geceler Lavanta36Ankara.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kadın cevap vermedi, gözleri hâlâ kapalıydı. Yüzünü kavrayan parmaklar gevşeyince gözlerini açtı. Romantik37İzmir odadan ayrılmıştı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yerde duran, artık neredeyse bitmiş sigarasını alıp son bir nefes çekti, tekrar yere attı. Sigara kayboldu. Odadan ayrılmadan önce tablodaki ağlayan Mona Lisa’nın gözlerindeki iki damla yaşı siler gibi yaptı. Tablo kayboldu. Mumlar ve yatakla beraber tüm oda, kapanan bir televizyon ekranı gibi boşlukta tek bir noktada söndü. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Farklı şehirlerde iki yabancı kasklarını ve eldivenlerini çıkarmış, soğuk yataklarında yatan birileri olsa da ‘yalnız’ uyumaya gidiyorlardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-1157965236125977373?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/1157965236125977373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/yalnz-sevismeler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1157965236125977373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1157965236125977373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/yalnz-sevismeler.html' title='Yalnız Sevişmeler'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsU9sFlS7dI/AAAAAAAAAHo/-5o57SgzYVg/s72-c/virtual-reality-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-5773907257491612100</id><published>2009-10-02T01:43:00.008+03:00</published><updated>2009-10-02T02:11:29.591+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><title type='text'>Kendimizi Fethetmek</title><content type='html'>&lt;embed allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-1658389703686564166&amp;amp;hl=tr&amp;amp;fs=true" style="height: 326px; width: 400px;" type="application/x-shockwave-flash" /&gt; &lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yürü hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;em&gt;Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.fizikokulu.net/2009/fizik-okulu/arif-nihat-asya-fetih-marsi.html"&gt;(Arif Nihat Asya - Fetih Marşı)&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(29 Mayıs 2003)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;‘Fetih’&lt;/strong&gt;, anlamının sınırları bizim maddi dünyamızı da aşan kutlu bir kelime. Herhangi bir belde için kullanıldığında –fethetmek biçiminde- anlarız ki olay sadece basit bir toprağın el değiştirmesi olayı değildir. Bunun ötesinde, fetih öncesi &lt;strong&gt;‘küfür’&lt;/strong&gt; içinde bulunan toprakların üzerinde Hakikat’in güneşinin doğmasıdır. – Buradaki ‘küfür’ kelimesini &lt;strong&gt;‘gerçeklerin üstünün örtülü olması’&lt;/strong&gt; gerçek anlamında kullanıyorum.- Ancak bu güneşin doğmasıyla o beldede madde &lt;strong&gt;‘Allah’ın boyası’&lt;/strong&gt;na boyanmış olur ve manâ da sürgünden kurtulur, aslî vatanına geri döner. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İslâm tarihi açısından en önemli fetih olayı hiç kuşkusuz Mekke’nin fethidir. &lt;strong&gt;‘Fetihlerin fethi’&lt;/strong&gt; olarak adlandırılması son derece yerinde ve anlamlıdır; zira bu fetih hakikaten de bundan böyle tarihte gerçekleşecek bütün ‘şehir’ ve ‘kalp’ fetihlerinin de başlangıcı olmuştur. (Örneğin bu yüzden 1453 için de, 630’un meyvelerinden bir meyvedir –belki de en güzeli!- desek, yanılmış olmayız.)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;‘Kalp fetihi’&lt;/strong&gt;, üstünde durulması gereken önemli bir kavram. Hz. Muhammed’in (S.A.V.) Tebük seferi dönüşünde &lt;strong&gt;“Şimdi küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.”&lt;/strong&gt; sözü de göz önüne alındığında, kalbi fethetmenin bir şehri fethetmekten daha zor olduğu hükmünü vermek, yanlış olmayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şairin “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!” coşku verici nağmesi kanımca tam da bu noktada daha bir anlam kazanıyor. Çünkü hepimizin içinde –fethedilmeyi bekleyen belki çok ağır bir ifade olur- fethi yarım kalmış bir belde var: Kendimiz! Üstelik, bu fetih de en az bir İstanbul’u fethetmek ölçüsünde çetin...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İyilik, adalet ve doğruluk hislerinin, ve ilâhi aşkın tıpkı Ulubatlı Hasan gibi kalbime sancaklarını dikmelerini çok arzuluyorum. Keşke bir Fatih de ben olsaydım, yıksaydım surlarını kalbimin ve fethetseydim kendimi, tam da Fatih’in İstanbul’u fethettiği bu yaşta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;________________________________________ &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye'nin tanınmış bilimsel sosyalistlerinden Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın, İstanbul'un fethinin 500. yıldönümü dolayısıyla 1 Mayıs 1953'te kaleme aldığı makalede yer alan şu görüşlerini de paylaşmak isterim:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;"İstanbul'un fethini sadece bir Müslümanlık ve Hıristiyanlık savaşına bağlamak, en az beş yüz yıl önceki kafa ile düşünmek olur.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;İstanbul'un fethi bir dinin öteki dine karşı zaferi değil, ilerlemenin gerilemeye karşı zaferidir. Din, eski savaşlar için başta gelen bir bayraktır. Ama, sade bir bayrak... Bugün de bayrak, savaşın nedeni değil, döğüşen ülkelerin elle tutulur sembolüdür. Fetih savaşlarındaki dini gerekçeler kimseyi aldatamaz. Din gayretleri, çelişkili tarih kavgalarını güden derin maddi kanunların yüzeydeki sembolik ifadelerinden ibarettir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Onun için, ancak medeniyet tarihinin bütünlüğünü kavramayanlar, İstanbul'un fethini bir Müslümanlık ve Hıristiyanlık çarpışması derecesinde küçültebilirler.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Fetih bir memleketin mi, insanlığın mı?&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Gerçekte, İstanbul'un fethi, herşeyden önce bir insanlık ve medeniyet hamlesidir. Arapça'da "Fetih" sözü güzel bir tesadüfle: "Açmak" manasına gelir. İstanbul'un fethi de o zamanki insanlığı bir çıkmazdan kurtarmış, medeniyete yeni ufuklar açmıştır. İstanbul'un fethi, tarih yolu üstüne kabus gibi çökmüş bir cesedin (Bizans engelinin) kaldırılması, Bizans çöküntüleriyle tıkanmış medeniyet yollarının, -yalnız Müslümanlar'a, yalnız Türkler'e değil, bütün insanlığa yeniden açılmasıdır. Açılış biraz acıklı mı olmuştur? Mümkün. Fakat o zaman ölüleri böyle kaldırmak âdetti.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Demek, İstanbul'un fethi, yalnız Türklerin değil, bütün dünyanın kutlayabileceği, kutlamakta haklı, -hatta bir dereceye kadar, insan olarak- görevli sayılabileceği büyük tarihî devrimlerden biridir."&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-5773907257491612100?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/5773907257491612100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kendimizi-fethetmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5773907257491612100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5773907257491612100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kendimizi-fethetmek.html' title='Kendimizi Fethetmek'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-1319193816784167926</id><published>2009-10-02T00:32:00.005+03:00</published><updated>2009-10-02T00:42:44.912+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Kendime Mektup</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsUSWUHW_yI/AAAAAAAAAHY/R_m_ID9s0vs/s1600-h/Picasso-GirlBeforeMirror.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsUSWUHW_yI/AAAAAAAAAHY/R_m_ID9s0vs/s320/Picasso-GirlBeforeMirror.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;em&gt;(23 Mayıs 2002)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sevgili İsmail;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Geçen, bir gece vakti, nedendir bilinmez, seni aradım Ankara sokaklarında. Ama yoktun...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bir gece idi, önce onu anlatmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O gece, herşey bir değişikti. Havada sessizlikle beraber meltemsi ılık bir esinti hakimdi. Duyduğum tek şey insanların soluk alıp verişleri ile kalp atışları, bir de kedilerin miyavlamalarıydı. Cırcır böcekleri ötüyor muydu yoksa ötmüyor muydu, şu an hatırlayamıyorum. Gecenin karanlığı, sanki az sonra güneş doğacak da sabah olacakmış gibi huzursuzdu. Ağaçlar ve çiçekler, uyuyordu. Yıldızlar ise, sanırım, beni gözetliyorlardı. Burnuma az önce yağmur çiselemişmiş gibi toprak kokuları geliyordu. Bir banka oturdum, ve başımı gökyüzüne çevirdim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;İşte sana bahsetmek istediğim an, tam da bu İsmail! O an, Ankara'da kaç aşık mâşukunu düşünüyordu, bilemiyorum. Kaç öğrenci, sabaha yetiştirmesi gereken bir ödev için ayaktaydı; kaç kişi&amp;nbsp;televizyonda o sonu gelmeyen sinir bozucu tartışma programlarını izliyordu; kaç beden birbirine sarılmış nefeslerini paylaşıyordu; kaç çocuk yatağında hasta, ateşli, sabahın gelmesini bekliyordu; kaç bebek ıngalayarak hayata merhaba diyordu;&amp;nbsp;kaç yaşlı ciğerinden son nefesini üflüyordu...&amp;nbsp;Bilemiyorum. Bildiğim, o an ben gökyüzündeki yıldızlara vurulmuştum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Yıldızlar, yıldızlar... Herbiri, senkronize olmuş gibi, şuh bir göz kırpışla davet ediyorlardı beni kendilerine. O an herbirinin ateşini bedenimde hissettim, herbirinin ışığı kalbimi yaktı. Bilmem kaç milyon derece santigradlık ateşlerini benim gibi bir fâninin söndürmesini bekleyebilecek kadar aptal olabilirler miydi? Ya da ben, yıldızların boyutlarıyla karşılaştırıldığında bir böcek kadar bile olmayan ben, onların bakışlarından ayıp manalar çıkarabilecek kadar aşka susamış olabilir miydim? &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;O an İsmail, sen bile yoktun zihnimde... Ve ben, damlanın denize kavuştuğu an duyduğu hazzı yaşadım galiba...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Sonra, o anın şokunu atlattığımda, başımı omzuna koyabileceğim ve doya doya ağlayabileceğim birini aradım... Kendi dertlerimi, ülkemin dertlerini, gezegenimin dertlerini, kainatımın dertlerini 'sansürsüz' anlatabileceğim biri... Anlattıkça teselli etmek yerine gerçekleri suratıma bir bir çarpacak, beni gözyaşlarım kalmayıncaya dek ağlatacak biri... O birinin sen olmasını istedim İsmail, ama sen yoktun!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Neredeydin İsmail, nerelerdesin? Sana en çok ihtiyaç duyduğum anlarda beni yalnız bırakman için ne kötülük ettim sana? &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ben İsmail, biliyor musun, sevdaların en karasına yakalandım! Kuyuların en kör olanına düştüm! Bataklıkların en derinine saplandım! Ben, İsmail, maşuğu meçhul bir aşka tutuldum!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Meçhul maşuk, neredesin? Lütfen bir ses ver bana!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-1319193816784167926?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/1319193816784167926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kendime-mektup.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1319193816784167926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1319193816784167926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kendime-mektup.html' title='Kendime Mektup'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsUSWUHW_yI/AAAAAAAAAHY/R_m_ID9s0vs/s72-c/Picasso-GirlBeforeMirror.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-5985518019535525119</id><published>2009-10-01T03:47:00.004+03:00</published><updated>2009-10-01T03:51:10.810+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikotronik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boyutlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenifizik'/><title type='text'>Dr. Kuantum Düz Ülkeyi Ziyaret Ediyor</title><content type='html'>&lt;embed id=VideoPlayback src=http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-4002432143697748003&amp;hl=tr&amp;fs=true style=width:400px;height:326px allowFullScreen=true allowScriptAccess=always type=application/x-shockwave-flash&gt; &lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-5985518019535525119?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/5985518019535525119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/dr-kuantum-duz-ulkeyi-ziyaret-ediyor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5985518019535525119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5985518019535525119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/dr-kuantum-duz-ulkeyi-ziyaret-ediyor.html' title='Dr. Kuantum Düz Ülkeyi Ziyaret Ediyor'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-451693280828319875</id><published>2009-10-01T03:46:00.000+03:00</published><updated>2009-10-04T19:02:29.837+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikotronik'/><title type='text'>Psikotronik: Metafiziği Teknolojiyle Buluşturacak Olan Yeni Bilim</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPh0Pak0CI/AAAAAAAAAGw/5VWJD5e1OZY/s1600-h/psikotronik1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPh0Pak0CI/AAAAAAAAAGw/5VWJD5e1OZY/s400/psikotronik1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Askeri, ekonomik ve teknolojik sahalarda Batı Medeniyeti karşısında kesin yenilgiler almaya başlamamız, dünya ve kâinat tasavvurumuzu oluşturan temel düşünce dinamiklerimizde de çatırdamalara yol açtı. Maddi gücümüzün azalması, hayatı algılayışımızı şekillendiren referans sistemlerimize karşı şüpheler duymamızı beraberinde getirdi. Bu sürecin doğal sonucu da elbette, dimağların güçlü olanın istikametinde formatlanması olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“İnsanlar kâfirlere imrenip de tek bir inkârcı topluluk haline gelecek olmasaydı, Rahmân’ı inkâr eden o kâfirlerin evlerinin tavanlarını ve üzerlerine bastıkları merdivenleri gümüşten yapardık.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zuhruf (*) / 33&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Topyekûn bir medeniyet öykünmesine girişmemiz, maddi dünyadaki kayıplarımız nispetinde paralel gitti, gitmekte. “Hikmet müminin yitik malıdır, nerede bulursa onu alır.” demişti Rabbin insanlığa yolladığı son terbiye edici, ama biz neyin hikmet olup neyin olmadığını idrak kabiliyetimizi kaybetmeye başlamıştık. Giysilerimizi, mobilyalarımızı, harflerimizi, müziğimizi Batı ile senkron hale getirmenin maddi gücümüzü yeniden tesiste yeter olacağını zannettik. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Batı’nın Zeus’u, gökyüzünden ateşi çalıp insanlara sunduğu için Promete’yi çok feci cezalandırmıştı. Bir dağın tepesine zincirlemişti ve her gün gelip Promete’nin ciğerinden bir parça kemirsin diye de bir kartalı görevlendirmişti. Bizim Ülgen’imiz (Gök Tanrı) ise gök evinden getirdiği iki taşın arasında yeryüzünden topladığı kuru otları birbirine sürterek insanlara ateş yakmasını bizzat kendisi öğretmişti. Batı’nın Tanrı’sı Promete’nin açtığı yolda bilgiyi arayanları Engizisyonlarda darağacına yollamıştı. Bizim Allah’ımız ise Âdem’e dünyadaki eşyaların isimlerini öğreterek, meleklerin ona secde etmesini emretmiş; iktidarının halifesi kılmıştı. Bize buyrulan ilk emir kâinatı “okumak”tı…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dolayısıyla, Batı’nın kendi tekâmülü için Tanrı’sını devirmesi ve iktidarına son vermesi bir gerek şartken, bizim tekâmülümüz ancak Allah’ımızın ipine tutunduğumuz müddetçe sürekli olabilirdi. O ipi tutan ellerimizin parmakları gevşedikçe, maddi dünyadaki zaferlerimiz de hezimetlere dönüştü. Hezimetlerimizi bertaraf için, Batılı türdeşlerimizin yoluna saparak onların kendi Tanrı’larına yaptığı gibi biz de Allah’ımızı dünya ve kâinat tasavvurumuzun dışına sürgüne göndermeyi çözüm bildik. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Batı’nın vicdanlarından biri olan Dostoyevski’nin kâbusu gerçek oldu. “Allah yoksa her şey mubah! Allah yoksa tüm kötülükler serbest!” demişti büyük üstad. Çünkü; insanı kötülük etmekten alı koyacak bir dünyevi erkin tesisinin imkânsız olduğunu görmüştü. Ahlâki kodları, insanlığın olurlarını ve olmazlarını belirleyecek gücün kâinat dışında sürgünde olduğu bir algının doğurduğu medeniyetlerin kaderi, çürüme ve yok oluş!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gerçekliği gözle görülebilen, elle tutulabilen, laboratuarda ölçülebilenle sınırlamak… Son birkaç yüzyıldır bilimin amentüsü... Oysa gerçek büyük keşifleri yapanlar, bu amentünün dışında kalarak zihinlerini kâinatın ilhamlarına açık tutanlar olmuş: Newton, Maxwell, Heisenberg, Einstein… Bizim bilim ulemamız ise yitirdiğimiz maddi gücümüzü bu amentüyle yeniden inşa edeceğimiz zannıyla, idraklerine 19. yy’ın deli gömleklerini giydirmiş. Daha halen üniversitelerimizde Allah’ı laboratuarda tartamayışını, mikroskopla ya da teleskopla gözlemleyemeyişini onun yokluğuna (!) kanıt olarak dillendirebilen bol titrli bilim insanlarımız mevcut!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oysa, öykündüğümüz Batı düşüncesinin kendisi de bir dönüm noktasında. Maddi gerçekliğin dalgalardan oluştuğuna, kâinatın yapı taşı hükmündeki parçacıkların aynı anda birkaç yerde olabileceğine dair denklemleri keşfedeli neredeyse 100 yıl geçti. Peygamberlerin mucizeleri, evliyaların ve azizlerin kerametleri fiziğin ve matematiğin gündeminde çoktandır. Yeni bir bilimsel bulgu olmasın ki yüzyıllar öncesinde yaşamış bir sûfinin ya da dervişin dizelerinde bahsi geçmemiş olsun! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Metafiziğin teknolojiyle buluşacağı zamanların ayak seslerini işitiyor insanlık. Gelecek yazılarda, bu ayak seslerinden bahsedeceğiz bu köşede bir süre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-farkl-caglarn-farkl.html"&gt;(Bir sonraki 'Psikotronik: Farklı Çağların Farklı Evrenleri' başlıklı yazımı okumak için tıklayın)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(*) Zuhruf Suresi:&lt;/strong&gt; Mekke'de nâzil olmuştur. 89 âyettir. İman esaslarına ağırlık verir, gözlerimizin önündeki tevhid delillerine dikkati çeker, inkâr ve isyana sapan eski kavimlerin başına gelenleri birer ibret levhası olarak gösterir ve dünya hayatının geçici menfaatinin âhirette kimseye bir fayda sağlamadığını ihtar eder. 35. âyet-i kerimede dünya malı “yaldızlı süs, altın ve gümüş” anlamına gelen Zuhruf tabiriyle zikredildiği için sûre de bu adla anılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Bu yazım, Haber Ajanda Dergisi'nin Ekim 2008 sayısında yayınlanmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-451693280828319875?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/451693280828319875/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-metafizigi-teknolojiyle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/451693280828319875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/451693280828319875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-metafizigi-teknolojiyle.html' title='Psikotronik: Metafiziği Teknolojiyle Buluşturacak Olan Yeni Bilim'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPh0Pak0CI/AAAAAAAAAGw/5VWJD5e1OZY/s72-c/psikotronik1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-1650410277056140614</id><published>2009-10-01T03:45:00.000+03:00</published><updated>2009-10-04T19:03:44.835+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikotronik'/><title type='text'>Psikotronik: Farklı Çağların Farklı Evrenleri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPosaUlt2I/AAAAAAAAAG4/cwhJ5ndc77k/s1600-h/psikotronik2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPosaUlt2I/AAAAAAAAAG4/cwhJ5ndc77k/s400/psikotronik2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;“…Metafiziğin teknolojiyle buluşacağı zamanların ayak seslerini işitiyor insanlık. Gelecek yazılarda, bu ayak seslerinden bahsedeceğiz bu köşede bir süre.” demiştim ‘&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-metafizigi-teknolojiyle.html"&gt;Psikotronik: Metafiziği Teknolojiyle Buluşturacak Olan Yeni Bilim&lt;/a&gt;’ başlıklı bir önceki yazımda.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnternet çağının &lt;em&gt;Encyclopédie&lt;/em&gt;’si hükmündeki wikipedia, “madde, enerji ve zihnin karşılıklı etkileşimlerini inceleyen çalışmalar bütünü” olarak tanımlıyor &lt;strong&gt;‘psikotronik’&lt;/strong&gt; kavramını. 1977 yılından beri faaliyetlerini sürdüren Amerikan Psikotronik Derneği (USPA) &lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; ise aynı kavramı şöyle açıklamış: &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;“Zihin-beden-çevre(ortam) ilişkileri bilimi; madde-enerji ve bilinç(şuur) etkileşimleriyle ilgili disiplinler arası çalışmalar”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dernek üyeleri, temel öncül olarak ‘duyu ötesi algı’ &lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; nın doğal bir hadise olduğunu benimsediklerini ve amaçlarının duyu ötesi algıların nasıl gerçekleştiğini anlamak, anladıklarını da insanlık yararı için kullanmak olduğunu belirtiyorlar. USPA, benzeri parapsikoloji &lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; ile ilgilenen topluluklardan farklı olarak, şahsi tecrübelere dayanan bir grup olmadığını; yöneliminin psikotroniğin teknik ve bilimsel dayanaklarına ve pratik uygulamalarına dönük olduğunu ifade ediyor. Kuantum fiziğinin psişik fenomenlerin varlığına ve sıra dışı enerji etkilerinin olabilirliğine dair bilimsel bir temel sunduğunu savunan dernek, psikotroniğin 2100’lü yılların fiziği olacağını iddia ediyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fizik için, genel bir ifadeyle, &lt;strong&gt;‘evrenin maddi temelde işleyiş kurallarını inceleyen bilim’&lt;/strong&gt; diyebiliriz sanıyorum. Her çağın insanının evreninin ise birbirinden farklı olduğunu biliyoruz. Çünkü ancak evrene dair bilgimiz nispetinde bir evren tasavvuruna sahip olabiliyoruz. Newton öncesindeki, Aristo’nun düşüncelerinin egemen olduğu dönemlerdeki tasavvurda, yer ve gök için geçerli kuralların birbirinden farklı olduğu düşünülüyordu. Bir gün, ağaçtan kafasına düşen bir elma ise Newton’un aklında şu sorunun kıvılcımını çakmıştı: &lt;strong&gt;“Ağaçtaki elmayı yere doğru çeken kuvvet ile gökteki Ay’ı yörüngesinde tutan kuvvet acaba aynı olabilir miydi?”&lt;/strong&gt; Bu sorusunun peşinden giden Newton, sonuçta, bugün dahi gezegenimizin etrafına uydular konuşlandırabilmemizi, Mars’a uzay araçları gönderebilmemizi (birinci çoğul şahsı insanlık ailesi namına kullanıyorum elbette!) mümkün kılan formülleri içeren genel çekim yasasına ulaşmıştı. Böylece yer ve gök için kuralların aynı işlediğini bulmuştuk ve Ortaçağ insanlarınkinden farklı yeni bir evren kurgusu inşa etmiştik. Ta ki Einstein’e kadar. Zamanın evrenin her yerinde aynı hızla akmadığını ispatlayan büyük dâhi sayesinde, evrene dair tasavvurumuzda tekrar bir revizyona gittik. Zaten 20. yy, tüm geçmiş yüzyıllardan çok daha fazla evren kurgularımızda revizyona gittiğimiz bir yüzyıl oldu. Atomun mikro evrende nihai durak olmadığını, parçalanabildiğini, madde ve enerjinin birbirlerinin eşleniği olduğunu Hiroşima ve Nagazaki’de çok ahlâksız biçimde öğrendik… Planck, enerjinin kesikli ve süreksiz değerler almak zorunda olduğunu gösterdi; yani evrende fiziksel nicelikler için yasak alanlar vardı. Heisenberg, evreni zaten yüzde yüz kesinlikte gözlemlememizin bile olanaksız olduğunu kanıtlayarak herhalde en büyük revizyonu gerçekleştirdi. Schrödinger’in, atom altı evrende madde-enerjinin tabi olduğu fonksiyonları bulması ile de maddi gerçekliğin dalgalardan oluştuğunu gördük… Kısacası, evrene dair sorduğumuz her yeni soru ve aldığımız her yeni cevapla evrene dair tasavvurumuz değişti, adeta evrenimiz daha da büyüdü. Dolayısıyla, nasıl ki 19. yy. insanının evren algısıyla 20. yy. insanının evren algısı arasında, aradaki fizik ve matematik bilgisi nispetinde bir fark mevcutsa, 21. yy. insanının evren algısı –ve tabi evreni- de bizimkinden farklı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=1524611116784934635&amp;amp;hl=tr&amp;amp;fs=true" style="height: 326px; width: 400px;" type="application/x-shockwave-flash" /&gt; &lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;Dr. Kuantum: Çift Yarık Deneyi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buraya kadar yazdıklarım, metafizik ile fiziğin sınırlarındaki yolculuğumuza çıkmadan önce yapmamız gereken zihin ısındırma hareketleri hükmündeydi. Devam edeceğiz… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-farkl-zamanlarn-izinde.html"&gt;(Bir sonraki 'Psikotronik: Farklı Zamanların İzinde' başlıklı yazı için tıklayın)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://www.psychotronics.org/"&gt;http://www.psychotronics.org/&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; Bilinen beş duyudan (görme-işitme-koklama-tatma-dokunma) bağımsız olarak ve geçmiş tecrübelerden herhangi bir çıkarsama yapmaksızın bilgi edinebilme yeteneği. Popüler karşılığı olarak ‘altıncı his’ denebilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Telepati&lt;/strong&gt; (kişiler arasında beş duyu haricinde yollarla düşüncelerin ve duyguların aktarımı), &lt;strong&gt;Önsezi&lt;/strong&gt; (Gelecekte yaşanacak olaylara dair bilgilerin algısı), &lt;strong&gt;Uzakgörü &lt;/strong&gt;(Uzaktaki yerler ve uzakta yaşanan olaylara dair bilgilerin algısı), Psikokinezi (Zihnin maddeyi etkileme gücü, cisimleri zihin gücü ile hareket ettirme) gibi psişik ve paranormal hadiseleri laboratuar koşullarında bilimsel yöntemlerle araştıran çalışmaların tamamı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(Bu yazım Haber Ajanda Dergisi'nin Kasım 2008 sayısında yayınlanmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-1650410277056140614?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/1650410277056140614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-farkl-caglarn-farkl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1650410277056140614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/1650410277056140614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-farkl-caglarn-farkl.html' title='Psikotronik: Farklı Çağların Farklı Evrenleri'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPosaUlt2I/AAAAAAAAAG4/cwhJ5ndc77k/s72-c/psikotronik2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-3437043524004718584</id><published>2009-10-01T03:43:00.000+03:00</published><updated>2009-10-04T19:04:57.928+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikotronik'/><title type='text'>Psikotronik: Farklı Zamanların İzinde</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPpbs7CZlI/AAAAAAAAAHA/0w5DMJ1sEWc/s1600-h/time.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPpbs7CZlI/AAAAAAAAAHA/0w5DMJ1sEWc/s400/time.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;En son, şöyle demiştik: “…Evrene sorduğumuz her yeni soru ve evrenden aldığımız her yeni cevapla evrene dair tasavvurumuz değişmekte, adeta evrenimiz büyümekte… Dolayısıyla, nasıl ki 19. yy. insanının evren algısıyla 20. yy. insanının evren algısı arasında, aradaki fizik ve matematik bilgisi nispetinde bir fark mevcutsa, 21. yy. insanının evren algısı –ve tabi evreni- de bizimkinden farklı olacaktır.” &lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-farkl-caglarn-farkl.html"&gt;(Psikotronik: Farklı Çağların Farklı Evrenleri başlıklı yazıyı okumak için tıklayın)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu yazımızda, evren tasavvurumuzun ‘zaman’ mefhumu ile ilgili kısımlarındaki algı kaymalarımız üzerinde duracağız. &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Binlerce yıl boyunca, içinde yaşadığımız kâinatın üç mekân (en-boy-yükseklik) ve bunlardan bağımsız şekilde akan bir adet zaman boyutundan ibaret olduğu zannı içinde yaşadık. Zaman, müdahale edemediğimiz, içinde geçmişten geleceğe doğru bütün evrenle beraber sabit bir hızla kendiliğinden ilerlediğimiz (dursak da, yürüsek de, koşsak da, zıplasak da) bir kâinat-şümul akış idi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu illüzyonu –bilim cephesinden- dağıtan öneriler, algıları son derece gelişmiş dâhi bir adam olan Einstein tarafından dile getirildi. &lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; Einstein, Galileo ve Newton’dan itibaren formülasyonu yapılmış olan ‘zamanın değişmezliği’ ilkesini reddederek kendi formülasyonunu matematik diliyle oluşturdu. ‘Özel ve genel görecelik’ olarak adlandırılan bu formülasyon, yeni bir evren algısı doğuruyordu. Bu yeni algıya göre artık zaman, diğer üç mekân boyutundaki hareketlerimize bağlı olarak ilerlemekte; dolayısıyla eski devirlerin statik evren anlayışının yerini daha dinamik ve akışkan bir anlayış almaktaydı. Zaman, hızlı ve ağır cisimler için daha yavaş akıyordu. Örneğin, ikiz kardeşinizi dünyada bırakıp yüksek hızlarda (yüksekten kasıt, ışığın hızına yakın mertebelerde) bir yıldızlar arası seyahate çıkarsanız, dünyaya geri döndüğünüzde ikizinizi sizden çok daha yaşlı bulmanız gerekiyordu. Ya da, bir kara deliğin &lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; içinde gözünüzü kapatıp açtığınızda (!) bütün bir kâinatın milyarlarca yıllık ömrünün film şeridi gibi akıp gitmesi…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bugün artık genel kabul edilen görüş, dört boyutlu bir uzay-zaman gerçekliğinde yaşadığımız. Fakat acaba hepsi bu mu? Kâinatımızın daha fazla sayıda boyuttan oluşmuş olması mümkün mü? Cevabı, matematiksel olarak buna bir engelin bulunmaması. Hâli hazırda evreni 11, 12, hatta 26 boyutta kurgulayan fizikler mevcut. Tıpkı mekânda en-boy-yüksekliğin olmasına benzer şekilde, zamanın da eni-boyu ve yüksekliği pekâlâ olabilir. Ve daha da ötesi… &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bize gelince… Bizler, yatağı dahi soğumadan Mekke’den Kudüs’e, oradan bilinen kâinatın sınırı Sidret’ül-Münteha’ya ve daha ötesine –Allah’ın izni ile- gidip gelen bir peygamberin ümmetindeniz. Meleklerin ve Cebrâil’in elli bin sene uzunluğunda bir gün olan kıyâmet gününde, Allah’ın emrini almak üzere Arş’a yükseleceklerini haber veren &lt;strong&gt;(4)&lt;/strong&gt; bir büyük kitaba inanıyoruz. Sayısız tasavvuf kıssasında, zamanlar arası yolculuk eden Hz. Hızır’ı biliyoruz. Zamanın göreceliği, Einstein’dan yüzlerce yıl önce zaten Müslümanların bilgisinde imiş. Maatteessüf, matematiğini geliştirememişiz bir tek! Devrimiz ise evrenin matematiğini icat edenlerin sözünün muteber olduğu bir devir çoktandır…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; Haber Ajanda Kasım / &lt;a href="http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-farkl-caglarn-farkl.html"&gt;Psikotronik: Farklı Çağların Farklı Evrenleri&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; Einstein, özel görecelik olarak adlandırdığı formülasyonlarını oluştururken Lorentz’in dönüşüm denklemlerinden faydalanmıştı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(3)&lt;/strong&gt; Güneşimizden binlerce kat büyüklükteki yıldızların hayat çevrimindeki son nokta. Bu büyüklükteki yıldızlar ömürlerini tükettiğinde kendi üzerlerine çökerek, ufak bir hacimde muazzam bir kütlenin (bir çay kaşığında trilyonlarca kilo!) sıkışması sonucu etraflarındaki uzayı kelimenin tam anlamıyla yırtarak, ışığın dahi kaçamadığı bir çekim alanı oluşturmaktadırlar. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(4)&lt;/strong&gt; Meâric Sûresi dördüncü âyeti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Bu yazım Haber Ajanda Dergisi'nin Ocak 2009 sayısında yayınlanmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-3437043524004718584?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/3437043524004718584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-farkl-zamanlarn-izinde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/3437043524004718584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/3437043524004718584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/psikotronik-farkl-zamanlarn-izinde.html' title='Psikotronik: Farklı Zamanların İzinde'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPpbs7CZlI/AAAAAAAAAHA/0w5DMJ1sEWc/s72-c/time.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-5326559380928205891</id><published>2009-10-01T03:29:00.002+03:00</published><updated>2009-10-01T03:38:20.196+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikotronik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kuantum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yenifizik'/><title type='text'>Kuantum Telepati veya Enel Hak</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsP0r4WINmI/AAAAAAAAAHI/tW2uIYH6VnE/s1600-h/universe.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsP0r4WINmI/AAAAAAAAAHI/tW2uIYH6VnE/s400/universe.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Kuantum, 20. yy.ın başında atom altı seviyelerde tabiatın işleyişinde bir takım &lt;strong&gt;‘garipliklerin’&lt;/strong&gt; keşfi sonucu doğan yeni fizik dalının sıfatı olarak bilinir: &lt;strong&gt;‘kuantum fiziği’&lt;/strong&gt; şeklinde. Kelime kökeni itibariyle kuantum, &lt;strong&gt;‘kuanta’&lt;/strong&gt; kelimesinin çoğulu: kuantum=kuantalar. Kuanta, bu fiziğin kurucu babalarından Max Planck’ın ışığın dalga halinde kesintisiz/sürekli olarak değil de kesintili/süreksiz, yani kuantum/kuantalar halinde yayıldığını ifade etmek için önerdiği, Latince’de &lt;strong&gt;‘kesikli dilim’&lt;/strong&gt; anlamına gelen bir kelime. ‘Atom altı seviyelerde – metrenin milyarda biri mertebeleri – tabiatın işleyişinde bir takım gariplikler’ derken kasıt, o seviyedeki âlemin üyelerinin (elektronlar, nötronlar ve protonlar bu üyelerin en meşhurlarındandır) bizim nazarımızdan bakıldığında hem dalga hem de parçacık, hem enerji hem de madde olmaları ve aynı anda bir derece her yerde bulunabilmeleri; o âlemde olayların ne zaman ve nerede gerçekleşeceğine dair ancak ve ancak ihtimaller (kısmetler?) dilinden konuşabileceğimiz...&lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Telepati, -popüler anlamıyla- birbirlerinden uzakta farklı yerlerde bulunan kişilerin ek hiçbir teçhizat olmaksızın (beyinlerinden başka!) aralarında gerçekleştirdikleri düşünce aktarımı olarak tanımlanır. &lt;strong&gt;(Gerçekliği ve doğruluğu mevcut ortodoks egemen bilim anlayışınca reddedilmekle beraber, böyle bir fenomenin gerçek olması ve kontrol edilebilmesi durumunda sağlayabileceği potansiyellerin büyüklüğü, geçmişte Sovyetler Birliği gibi resmi ideolojisi materyalizm-ateizm doğrultusunda şekillenmiş bir ülkenin dahi bu konuya eğilmesine sebep olmuştur. Bu konu üzerinde hazırlamakta olduğum bir araştırma yazısını tamamladığımda paylaşacağım.)&lt;/strong&gt; Kelime kökeni itibariyle ise, Yunanca tele-patheia: uzaktan-etkileşim anlamına gelmektedir. Yani, arada bilindik anlamda herhangi bir iletim teçhizatı olmaksızın enformasyonun-bilginin kâinatın bir noktasından diğer bir noktasına anlık olarak taşınması. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Kuantum telepati&lt;/strong&gt; ise, kuantum fiziğinin önümüze serdiği garip olgulardan bir tanesini tanımlamakta kullanılan bir terim. Bu olgu, atom altı seviyedeki âlemin üyelerinin fiziksel ölçülebilir niceliklerinin bilgisini (enerji, momentum vb.) birbirleri arasında adeta telepati yapar şekilde davrandıklarıdır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Olgunun ilk gündeme gelişi, kuantum fiziğinin doğmasında büyük katkıları olan fakat daha sonraları bu yeni fiziğin ihtimallere ve belirsizliklere dayalı kâinat tasavvurundan hoşlanmayarak muhalif bir pozisyon alan Einstein’ın, kuantum fiziğinin öngörülerini çürütmek amacıyla doktora talebeleri Podolsky ve Rosen ile 1935 yılında ortaya attığı &lt;strong&gt;EPR&lt;/strong&gt; (Einstein-Podolsky-Rosen) düşünce deneyi &lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; ile olmuştur. EPR paradoksu olarak da adlandırılan bu düşünce deneyinde Einstein özetle şöyle bir sistem &lt;strong&gt;(*)&lt;/strong&gt; öneriyordu:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;“Ortak bir kaynaktan yayımlanan elektron çiftleri düşünelim. Bu elektron çiftlerinden bir tanesi gözlemci Ali’nin bulunduğu A noktasına, diğeri ise gözlemci Burcu’nun bulunduğu B noktasına doğru yol alıyor olsun. Ortak bir kaynaktan beraber yayımlandıkları için, fiziksel korunum yasaları gereği elektron çiftinin yayımı öncesinde sıfır olan spin-dönme büyüklüğü (yani soldan sağa veya sağdan sola net bir dönme etkisinin olmaması), elektron çiftlerinin yayımı sonrasında da sıfır olarak kalmalıdır. (Yani elektronlardan bir tanesi soldan sağa dönüyorsa, diğeri de bunu dengelemek için sağdan sola aynı spin büyüklüğüyle dönüyor olmalıdır.) Kuantum fiziğinin en garip, ama ispatlanmış bulgularından bir tanesi de bir kuantum sisteminin gözleme tabi tutulmadığı durumda matematiksel olarak alabileceği tüm hallerin aynı anda fiziksel olarak gerçek olması, fakat gözleme tabi tutulduğunda ise matematiksel olasılıklarından ancak bir tanesinin fiziksel gerçekliğe dönüşmesidir. Bu bulgu doğrultusunda, bir kuantum sistemi olan bu elektron çiftinin matematiksel olarak alabileceği iki hal vardır:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsP5fBKl-0I/AAAAAAAAAHQ/fZk4h5oeg-w/s1600-h/epr.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsP5fBKl-0I/AAAAAAAAAHQ/fZk4h5oeg-w/s200/epr.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;1:&lt;/strong&gt; A elektronunun spini soldan sağa ve B elektronunun spini sağdan sola&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;2:&lt;/strong&gt; A elektronunun spini sağdan sola ve B elektronunun spini soldan sağa&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Ali veya Burcu gözlem yapmadıkça, kuantum fiziğine göre kurabileceğimiz tek cümle %50 ihtimalle 1. halin ve %50 ihtimalle de 2. halin geçerli olduğudur. Yani, A elektronu açısından bakacak olursak; %50 ihtimalle A elektronunun spini soldan sağadır ve %50 ihtimalle de sağdan soladır. A elektronunun spini gözlemlenmedikçe her iki ihtimal de eşit derecede geçerli ve gerçektir. Bu durumun aynısı elbette B elektronu için de geçerlidir. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Elektronlardan bir tanesini gözlemlemiş olalım, mesela Ali kendi tarafındaki elektronun spininin soldan sağa olduğunu görsün. Eğer kuantum fiziğinin öngörüleri doğru ise, aynı anda, A ile B arasındaki mesafe ne olursa olsun (isterlerse iki ayrı galakside bulunsunlar) Burcu da kendi tarafındaki elektronun A’yı dengeleyecek şekilde spini sağdan sola olacak şekilde davranmaya başladığını görecektir. Yani, A ile B arasında adeta anlık bir kuantum telepati gerçekleşmektedir. Böyle bir anlık, sonsuz hızda etkileşim ise, kâinatın hız limitinin ışık hızı olduğunu söyleyen görecelik teorisi ile çelişecektir. Dolayısıyla kuantum fiziğinin öngörüleri eksiktir, yanlıştır.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha sonraki yıllarda yapılan gerçek deneyler, Einstein’ın doğru söylediğini göstermiştir. Çok önemli bir farkla ki, &lt;strong&gt;gerçekten de kuantum âleminde parçacıklar birbirleri arasında telepati yapar gibi davranmaktadırlar.&lt;/strong&gt; Dolayısıyla, Einstein’ın kuantum fiziğini çürütmek amacıyla ortaya attığı deneyin bizatihi kendisi kuantum fiziğinin doğru çalıştığını kanıtlayan enstrümanlardan biri olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;EPR deneyinin yorumlarından bir tanesi, üstte özetlemeye çalıştığım gibidir. Yani, kuantum âleminin elektron, nötron, proton vb. varlıkları, eğer aynı kaynaktan oluşmuşsa, birbirleri arasında telepati yapar gibi davranmakta, birbirlerine dair fiziksel bilgileri kâinatın neresinde olurlarsa olsunlar anlık paylaşmaktadırlar. &lt;strong&gt;Biri Samanyolu’nda, diğeri Andromeda’da olsa dahi...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;EPR’nin diğer bir yorumu ise, aynı kaynaktan oluşan kuantum varlıklarının farklı konumlarda olsalar dahi aslında başlangıçtan beri birbirlerinden hiç ayrılmadıkları, aralarında daima bir kuantum bağının mevcut olduğu şeklindedir. Üstteki örneğe dönecek olursak, A ile B elektronunu birbirinden ayrı gösteren farklı mekânlarda olma hali adeta bir illüzyondur, gerçekte A ile B hiç birbirinden ayrılmamıştır. Dolayısıyla A’ya etki eden bir şey anında B’ye de etki etmektedir çünkü A ile B birbirinden ayrı değerlendirilemeyecek derecede bütünleşiktir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;EPR’nin hangi yorumunu benimsiyor olursak olalım, kuantum âleminin bu düsturundan kendi âlemimizin üyeleri olarak çıkaracağımız bazı dersler ve esinlenebileceğimiz bazı hikmetler olduğunu düşünüyorum. Mevcut bilim bilgimiz gereği, kâinatın başlangıcı Büyük Patlama anında şu an kâinatı oluşturan tüm parçalar; gezegenimizdeki biz dâhil tüm canlıların vücudundaki karbon atomlarından, Güneş’imizdeki hidrojen atomlarına dek her şey ama her şey aynı kaynaktan çıktığına göre esasında her birimizin atomlarının akrabaları tüm kâinata yayılmış durumda. Ben-sen-o birbiri içine geçmiş halde aynı büyük gerçekliğin farklı yansımalarıyız sadece. Bizi birbirimize birbirimizden farklı gösteren, kâinat çapında bir büyük hokus pokus. O hokus pokusun perdesi kalkınca, her şeyin Bir’in bir izdüşümü olduğu beliriyor. Sufilerin her şeyin Hayy’dan gelip Hu’ya gittiğini söyledikleri mertebe, Hallacı Mansurlar’ın &lt;strong&gt;‘Enel Hak’&lt;/strong&gt; dedikleri mertebe hiç umulmadık bir anda kuantum laboratuarlarında çıkıyor 20. yy insanının karşısına...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Haydi, kolaysa gel de kötü söz söyle, küfret karşındakine. Malından çal, ırzına saldır, canına kıy karşındakinin; yapabiliyorsan. Ben-sen-o BİR’ken ancak kendine-tüm kâinata zulmetmiş olursun!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(1)&lt;/strong&gt; Kuantum fiziğine dair fizik alt yapısı gerektirmeyen okumalar için: &lt;a href="http://www.onarimcilar.net/j/index.php?option=com_content&amp;amp;task=category&amp;amp;sectionid=2&amp;amp;id=9&amp;amp;Itemid=8"&gt;http://www.onarimcilar.net/j/index.php?option=com_content&amp;amp;task=category&amp;amp;sectionid=2&amp;amp;id=9&amp;amp;Itemid=8&lt;/a&gt; bölümüne başvurabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(2)&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Düşünce deneyi:&lt;/strong&gt; İnsan aklından ve düş gücünden başka bir düzeneğe ihtiyaç duymayan hayali deneylere verilen genel isimdir. Fakat elbette bu tür deneylerin kurgulanmasında fizik yasaları temel alınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;(*)&lt;/strong&gt; Deneyin, David Bohm’un önerdiği daha basit bir versiyonunu anlaşılabilirliği artırmak amacıyla basitleştirilmiş bir dille sunuyorum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Bu yazım Haber Ajanda Dergisi'nin Eylül 2008 sayısında yayınlanmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-5326559380928205891?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/5326559380928205891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-telepati-veya-enel-hak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5326559380928205891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/5326559380928205891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/kuantum-telepati-veya-enel-hak.html' title='Kuantum Telepati veya Enel Hak'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsP0r4WINmI/AAAAAAAAAHI/tW2uIYH6VnE/s72-c/universe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-8584982366958250202</id><published>2009-10-01T00:37:00.002+03:00</published><updated>2009-10-02T00:02:12.114+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Sev(m)iyor</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPMo-Y4xQI/AAAAAAAAAGo/LAlxD2MlMxM/s1600-h/aslanlar.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPMo-Y4xQI/AAAAAAAAAGo/LAlxD2MlMxM/s400/aslanlar.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Kadın, erkeğinin gözlerine daldığı anlarda, sessizliği ondan gelecek bir “Seni Seviyorum”un delmesini beklerdi. Saniyeler geçip de erkeğinin dudaklarının kımıldamaya hiç niyetinin olmadığını anladığında, bir sinir dalgası vücudunu boydan boya dolaşmaya başlar; bakışlarıyla erkeğine hışım şimşekleri yollardı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Erkek, kadınının yüzünü seyrettiği anlarda tebessüm ifadeleri bulmayı umardı hep, oysa kadını ona her zaman ekşi bakışlar fırlatırdı. Böyle anlarda erkeğinin içinde büyüyüp büyüyüp de neredeyse ağzından çıkacak olan “Seni Seviyorum” cümleciği, bir sabun köpüğünün sönmesi misali patlar ve boğazında düğümlenirdi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte yine böyle bir an... Kadın, erkeğinin artık “Seni Seviyorum” demeyeceğini fark ettiğinde başını pencereye çevirdi, uzakları seyre daldı. “Artık beni sevmiyor” diye geçiriyordu içinden. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Erkek, kadınının kendisine sırtına döndüğünü görünce ayağa kalktı, ceketini giydi, bir sigara yaktı, kapıyı açtı ve çıktı... Biraz hava alacaktı. Kadınının bugün de morali bozuk gibiydi, belki onu neşelendirecek bir hediye alabilirdi. Yürümeye başladı, caddeye indi,&amp;nbsp;çiçekçinin önüne geldiğinde birden aklına geldi, elini arka cebine attı, cüzdanı öteki pantolonunda kalmıştı...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kapanan kapının sesine kafasını çeviren kadın, erkeğinin artık kendisini sevmediğinden iyice emin, gözyaşlarını bırakıverdi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-8584982366958250202?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/8584982366958250202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/sevmiyor.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/8584982366958250202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/8584982366958250202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/10/sevmiyor.html' title='Sev(m)iyor'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPMo-Y4xQI/AAAAAAAAAGo/LAlxD2MlMxM/s72-c/aslanlar.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-7782205746131790992</id><published>2009-09-30T23:42:00.003+03:00</published><updated>2009-09-30T23:55:01.699+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Naproksen Sodyum</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPCY2TwmFI/AAAAAAAAAGg/hAsNEXsq7W0/s1600-h/apranax.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPCY2TwmFI/AAAAAAAAAGg/hAsNEXsq7W0/s400/apranax.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Hâlâ başım ağrıyor. Yarım saat önce yuttuğum iki apranax işe yaramadı. Aksine, midem de yanmaya başladı. Eski eşyaların arasında bulup resimlerine göz gezdirdiğim porno dergiyi kanepeye, katranlaşmış beyaz lekeleri saklamak istercesine battaniyenin üzerine bırakıyorum. Geceden kalan, henüz yarısı duran şarap şişesine bakıyorum. Yanında, sızıp da yere devrilmişler gibi yatan iki tane daha var. Elim uzanıyor ama vazgeçiyorum. İki ağrı kesicinin üstüne olmaz, biraz vakit geçmeli. Ama şişe de -yarım bırakılmışlığından olsa gerek- çok mahzun bakıyor. Bir yudum sadece... &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aç karnına mide bulandırıyor meret, sigara bastırabilir belki bulantımı -kendimi kandırıyorum- . Boş şişeyi diğerlerinin yanına bırakıyorum. Paket nerede? Bir haftadır üst üste dağ gibi yığılmış pizza kutularını dağıtıyorum bulmak için, yok. Hah, bilgisayar kasasının üzerinde. “Sigara içmek öldürür” yazısından gözlerimi kaçırıyorum görmemek için -nafile!-. Son bir dal kalmış. Off, az sonra aşağı inip almak gerekecek. Dudaklarımın arasına koyuyorum. Çakmak? Mutfakta. Ayağa kalkıp -ani kalkınca başım döner gibi oldu- ağzımdaki sigarayı tükrüğüm daha fazla ıslatmasın diye hızlı adımlarla gidiyorum, çakmak burada değil. Eeh, küfredecem! Ocağı yakıp eğiliyorum, ateş yüzümü yalıyor. Masaya oturuyorum. Kanıma karışan nikotin biraz sakinleştirdi sanki. Ama başım, uff çatlayacak. Midem de yanıyor. Birşeyler atıştırsam? Buzdolabını açıyorum, küflü peynirden başka bir şey yok. Küfrederek kapatıyorum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buzdolabında asılı kartpostallardan biri süzülüp yerde can vermiş bir hamamböceğine teğet düşüyor. Böcek cesedine parmağımla bir fiske vurup kartpostalı alıyorum. Fethiye- Ölü Deniz. Arkasını çeviriyorum, bir kalp deseni, üstünde “İ” ve “H”. Sigaramdan derin bir nefes çekip H harfini yakıyorum. Kartpostalı tekrar mıknatısın arasına sıkıştırıp asıyorum dolaba. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Salondan cep telefonumun sesi geliyor, sessize almamış mıydım ben onu? Sigaramı bitirmeden yerimden kalkmaya niyetim yok. Çalmaya devam ediyor, kim bu saatte? -kolumdaki Çin malı çakma Rolex'e bakıyorum- Oov, öğlen olmuş yaa. Telefon susuyor. Arayan o olabilir mi? Saçmalama.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yarısını içtiğim sigaramı kül tablasına gömüyorum. Tablada, gene yarım yarım içilip bastırılmış izmaritler sevişircesine birbirine sarılmış. Gece yıkamaya başlayıp da yarım bıraktığım bulaşıkları fark ediyorum. Gülümsüyorum. Haklı galiba. Herşeyi, yarım bırakıyorum. Uff, başım...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buzdolabından bir apranax daha alıyorum. Susuz yutuyorum. Kolumu kaldırıp koltuk altıma burnumu dayıyorum, leş. Duş almalıyım. Ama önce bulaşıkları yıkayayım. Evi de toparlamalı. Salona geçip pizza kutularını topluyorum, çöp torbası ağzına kadar dolu, geri dönüp salona yere bırakıyorum kutuları düzgünce. Midem... Çok yanıyor. Çay iyi gelebilir, su kaynatayım. Damacanaya bakıyorum, su kalmamış. Nakit yok, sucuyu çağıramam. Az sonra sigara almaya aşağı inince -önce duş almalıyım- su da alırım kartla, kahvaltılık da lâzım zaten. Başım dönüyor, sandalyede oturayım biraz. Kaç saattir açım tabii. İnternetten sipariş mi versem acaba? &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neden etkisini göstermiyor bu haplar? Başım hâlâ ağrıyor. İki apranax daha alıyorum, gene susuz, yutuyorum. Yere uzanıyım…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir keresinde, burada, mutfakta sevişmiştik. Bana hep kızıyordun, hiçbir işim tam değil diye ama, sen de beni yarım bırakıp gittin o adamla. Midem, yanıyor... Ağır bir uyku bastırdı. Galiba, artık, başım da ağrımıyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8044007112366382993-7782205746131790992?l=onarimci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://onarimci.blogspot.com/feeds/7782205746131790992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/09/naproksen-sodyum.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7782205746131790992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8044007112366382993/posts/default/7782205746131790992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://onarimci.blogspot.com/2009/09/naproksen-sodyum.html' title='Naproksen Sodyum'/><author><name>IsmailYigit</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11993491092850965627</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/Sr__6o_kK2I/AAAAAAAAAD4/iIdW9AU-TSU/S220/ismailyazar.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsPCY2TwmFI/AAAAAAAAAGg/hAsNEXsq7W0/s72-c/apranax.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8044007112366382993.post-3141050747096394701</id><published>2009-09-30T23:21:00.003+03:00</published><updated>2009-10-01T02:04:17.595+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikaye'/><title type='text'>Filozofun Son Gecesi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsO8r28YLzI/AAAAAAAAAGY/FY4InV1kke8/s1600-h/Death_of_Socrates_David.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" iq="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_Kf9xc_kih0k/SsO8r28YLzI/AAAAAAAAAGY/FY4InV1kke8/s400/Death_of_Socrates_David.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;( Büyük üstad Cemil Meriç'e ithaf edilmiştir )&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Filozofun son gecesinde yanındaydım. Fakat zamanda ve mekânda son gecesi –son gecemiz- olduğuna ilişkin en ufak bir işaret yoktu, ya da ben görememiştim. Geç saatte yenilen yemeğin ardından kütüphanesine geçmiştik. Raf raf duran ve çocukluğundan beri biriktirdiği kitaplarını sıvazlamıştı önce –belki bu bir işaretti, bilemiyorum- , daha sonra aşağı raflardan bir tanesini rastgele alıp kendisine okumam için bana uzatmıştı. Seçtiği kitap o an için bilmiyor olsam da o gecenin ruhuna ne kadar da uygunmuş: Socrates’in Savunması-Eflâtun. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Okumaya başlamıştım. Ara ara durdurup notlar aldırıyordu. Ne kadar okumuştum bilemiyorum; belki bir, belki de iki saat. Zayıflayan sesimden yorulduğumu anladığında bırakmamı söylemişti. Eğer yorulmamış olsaydım, pekâlâ bir o kadar daha dinleyebilecek durumdaydı ama.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayağa kalkmıştı. Bastonuna dayanarak kapıya doğru yürümüş, tam çıkacakken durup, yıllardır içtiği binlerce sigaranın kalınlaştırdığı tok sesiyle o gece uyumamamı tembihlemişti. Anlamıştım, gönlü ve dimağı cümlelere gebeydi yine, ‘ilham’ o gece herhangi bir anda gelebilirdi. -Gelmişti de zaten, ‘son’ ilhamı...- Böylesi, ilhamın gönlüne sağnak sağnak yağdığı anlarda beni yanına çağırır ve ‘Yaz!’ derdi, sabah gün ağarıncaya dek hiç duraksamaksızın söylediklerini kelimesi kelimesine kaydederdim ben de. O kesinlikle fizik üstü olan anlarda sanki bu kâinatın dışında bir yerlerden duyduklarını seslendiriyor gibi olurdu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yattığı odanın hemen dışında duvara bir sandalye dayamıştım ve az önce ona okuduğum kitapta kaldığım yerden sessizce okumaya devam ediyordum. Yarım saat kadar geçti geçmedi cılız bir sesin beni çağırdığını işitmiştim:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"İsmail, çabuk gel buraya!"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hemen elimdeki kitabı oturduğum sandalyeye bırakıp her zaman kapısının önünde duran boş kâğıtlardan ve kurşun kalemlerden bir tutam alıp içeri girdiğimde yatağında yüzü asık bir hâlde somurtmuş, oturuyordu. Başucunda yanan sönmeye yüz tutmuş mumun ışığı, sanki beni uyarmak ister gibi odaya girmemle beraber titremişti. Zaten odadaki eşyalarda, o gecenin kötü akıbetini biliyormuşçasına bunaltıcı bir matem sessizliği hâkimdi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oturmamı söylemişti filozof, kalemleri ve kâğıtları yere bırakarak yatağın kenarına oturmuştum ben de. Ellerimi tutmuştu, buz gibiydi elleri. Endişelenmiştim, ama belli de etmemeye çalışmıştım. Birkaç dakika hiç konuşmadan öylece beklediğimizi hatırlıyorum. Azalan saçlarından iyice ortaya çıkan geniş alnını öpmüştüm, buza kesen vücudunu ısıtır belki sıcak dudaklarım diye. Fısıltıyla inilti arası bir sesle kulağıma eğilerek:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"Şu çekmecede birkaç mum daha olması lazım, yakar mısın onları da; ışık, daha çok ışık istiyorum..." demişti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şaşırmıştım, ama dediğini de yapmıştım. Oda tıpkı gündüzmüş gibi aydınlandığında, duvarlarda eşyaların gölgeleri birbiri peşi sıra dalgalanarak dans etmeye başlamıştı. Son mumu da yakıp tekrar yanına oturduğumda yüzündeki somurtkanlık duruşu kaybolmuş, tatlı bir huzurla gülümsüyordu. Ben de gülümsemeye başladım. Birden, tavana dikili gözlerini benim olduğum tarafa çevirmiş ve ‘Yaz!’ demişti. Hemen yere koymuş olduğum kalemi ve boş kâğıtlardan birini alıp söylediklerini kaydetmeye başlamıştım:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style
