8 Ekim 2009 Perşembe

Türk'çe

Türkçe. Türk’ün konuştuğu dil. Peki Türk kim? Kaç çeşit? ‘Türk budur’ diyebileceğimiz ortak referans çerçevelerinin silikleştiği bu ilginç zamanlarda Türk’ün sayısı kadar da Türkçeler yok mu? Hangi Türkçe’yi kullanıyorsanız o Türk’sünüz. Hangi Türk’seniz o Türkçe’yi konuşuyorsunuz.

Peki, ben hangi Türk’üm? Konuştuğum dil hangi Türkçe? Hem hiçbiri hem de hepsi diyebileceğim bir araf noktasında, bütün Türkçe’lere dolayısıyla bütün Türklere yakın olmayı dilediğimi biliyorum sadece.

Benim Türkçe’m, 9 ay bedeninde yaşadığım kadını ‘anne’ olarak beynimde kodlayan. Sevgilimin elini tuttuğumda bedenimde dalgalanan duyguyu ‘aşk’ diye gönlüme yazan. Beş duyumla algıladığım her şeyin zihnimdeki simülasyonunun mimarı.

Ancak kendim dışındaki kâinatı algıladığım müddetçe ben varım diyebiliyorsam, duyumsamalar bitince beden ömrünü tamamlamış oluyorsa madem, algıladıklarımı anlamamı sağlayan Türkçe, varlığımın kanıtlarındandır demek yanlış olmayacaktır herhalde. Dinliyorum ve konuşuyorum, o hâlde anlıyorum; anlıyorum o hâlde düşünüyorum; düşünüyorum o hâlde varım… Dinleme-konuşma-anlama-düşünme işlerinin hepsini Türkçe yaptığıma göre de içinde yaşadığım evren, Türk’çe bir evren.

0 yorum:

Yorum Gönder