Cebrail, “Büyük Kapı”nın ardından gelen ağlayış seslerini işittiğinde örgüsünü kucağına bıraktı. Eskiden olsa, böyle şiddetli ağlamaların sonrasında Kapı huzur veren bir müzikle açılır ve (O) bazen birkaç sayfa, bazense bir kitap uzatırdı Cebrail’e. Elbette kime ileteceği bilgisiyle beraber. Fakat (O) Cebrail’i emekliye ayırdığından beri, böyle bir şeyin artık olmayacağını biliyordu. Gene de bir umutla sandalyesinden ayağa kalktı, belki de (O) fikrini değiştirmiştir diye düşündü. Öyle ya, her gün aşağıdakiler “Büyük Kapı”nın solunda duran posta kutusuna milyonlarca şikâyet ve beddua göndermiyor muydu? Nereye kadar gidecekti bu iş? Sonu nereye varacaktı? Aslında biliyordu cevabı - yan sandalyede, elinde neredeyse pas tutmuş sûruyla uyuklayan İsrafil’e ürpertiyle baktı - ama gene de içinde karşı koyamadığı bir dürtü, “Bir kez daha…” diyordu. (O) bir şans daha verse aşağıdakilere… Kapı açılsa… Sözler’inin son baskısını tutuştursa eline… Sonra da, “Git!” deseydi, “…falanca yerdeki falanca temiz insancığıma oku bunları. O da diğer insancıklarıma okusun.”
— Bakıyorum, hâlen emekliliğe alışamamışsın kardeşim. Kapı’nın önünde nöbettesin. Neden gidip eski öğrencilerine katılmıyorsun? Dışarıda Adn Bahçesi’nde maç yapıyorlar. En son İsa’ların takımı 3–1 öndeydi.
Cebrail, odaya sessizce girmiş olan Azrail’in soğuk sesiyle irkildi. Sırtında taşıdığı, neredeyse Ay büyüklüğündeki cam kürenin içinde o gün aşağıdan topladığı ruhlar yüzüyordu. Yüzlerindeki acı ve endişe dolu ifadeleri görünce Cebrail’in kanatları diken diken oldu. Oysa binlerce sayfa Söz’ü - binlerce yıldır diye geçirdi içinden - aşağıdakiler son nefeslerini güvenle ve tebessüm ederek versinler diye taşımamış mıydı? Son zamanlarda ise Azrail’in cam küresinde böyle bir mutlu ruha hiç rastlayamıyordu.
— (O) ağlıyor… (Bunu sadece Cebrail duyabilirdi)
Cebrail’in bunu demesiyle Azrail’in yüzü asıldı. Sırtındaki cam küreyi yere bıraktı. Kopan gürültü, İsrafil’i uyandırmıştı. Sûrunu kavrayarak: “Ne oluyor, vakit geldi mi?” (Büyük Kapı’nın kapalı olduğunu görünce uyumaya devam etti)
Azrail, kanatlarının arasından bir dal sigara çıkardı, pencereden dışarı uzatıp boşlukta asılı duran yıldızlardan birine bastırarak yaktı - Sirius’a denk gelmişti - , derin bir nefes çekti:
— Ah, nerede o günler! - Cebrail’i işaret ederek - Onun gibi emekli olurdum, ne güzel. Şeytan diyor ki – Tiz bir çınlama sesi eşliğinde esen serin rüzgârla titredi hepsi, Azâzîl’in adlarından biri o odada anıldığında hep böyle olurdu - hasadın hepsini topla, aşağısı Âdem’den öncesi gibi sessiz, sakin olsun. Her gün attıkları bombalar yüzünden topladığım ruhlar yakında şu küreye de sığmayacak. (Bir tekme savurdu cam küreye)
Cebrail, bir kanadını Azrail’in sinirlendiği zamanlarda dev bir kara deliğe dönüşen ağzına götürdü: “Sus!” – Büyük Kapı’yı gözleriyle gösterdi - “Bari bizden böyle şeyler duymasın.”
O anda içeriye sırılsıklam vaziyette ve çamurlu ayaklarıyla, söylene söylene girmişti Mikail. Kanatlarından da buzlar sarkıyordu. Haviye dairesini ısıtan kalorifer kazanına yanaşarak:
— Bıktım artık! Aşağıda her gün yeni bir sürprizle karşılaşıyorum! Bin bir emekle döşediğim buzulların içine etmişler! Ozonu daha geçen yıl yamamıştım, gene delmişler! (Cebrail’e dönerek) Kardeşim, sen bunlara doğru Sözler’i götürdüğünden emin misin?
Cebrail, derin bir iç geçirdi. - Muhammed’le beraber her Ramazan Sözler’in üzerinden geçtikleri dersleri hatırlamıştı - Belki de Mikail ve Azrail haklıydı. Aşağıda temiz bir insancık kalmadığından Kapı açılsa da yeni Sözler’i götürebileceği hiç kimse yoktu. Artık “Büyük Kapı”yı dinlemekten vazgeçip emeklilik günlerini yaşamalıydı. (Bunları düşünürken yerde duran cam küreyi kanatlarıyla okşuyordu)
Minik ellerini kürenin camına yaslamış kendisine doğru bakan bir bebek ruhunu fark etti. Çıkarıp kucağına aldı, boynundan kokladı. Gözlerinin içine bakarak: “Sence beklemekten vazgeçmeli miyim?” İzin alır gibiydi. Bebek, Cebrail’in dediğini sanki anlamış gibi ağlamaya başladı, sesi neredeyse “Büyük Kapı”nın ardından gelen ağlayışları bastıracaktı. “Tamam” dedi Cebrail, “Ağlama”. Kanadından bir tüy koparıp onunla bebeğin ayaklarını gıdıkladı. Gözlerini kısarak kıkırdadı bebek. Cebrail, öptükten sonra onu kürenin içine geri koydu. Sandalyesine doğru uçtu, oturdu. Örgüsünü örmeye devam etti…




